&name1= Jin. Op. Dr. Burcu Kardaş Arslan &name2= kadın sağlığına profesyonel yaklaşım... &menu1=HAKKIMIZDA &menu2=UYGULAMALAR &menu3=SIKÇA SORULANLAR &menu4=HABERLER &menu5=GEBELİK SÜRECİ &menu6=İLETİŞİM &splash1=images/splash01.jpg& &splash2=images/splash02.jpg& &splash3=images/splash03.jpg& &splash4=images/splash04.jpg& &splash5=images/splash05.jpg& &big_img1=images/big01.jpg& &big_img2=images/big02.jpg& &big_img3=images/big03.jpg& &big_img4=images/big04.jpg& &big_img5=images/big05.jpg& &pic_max=41& &main1=images/main01.jpg& &main2=images/main02.jpg& &main3=images/main03.jpg& &main4=images/main04.jpg& &main5=images/main05.jpg& &main6=images/main06.jpg& &main7=images/main07.jpg& &main8=images/main08.jpg& &main9=images/main09.jpg& &main10=images/main10.jpg& &main11=images/main11.jpg& &main12=images/main12.jpg& &main13=images/main13.jpg& &main14=images/main14.jpg& &main15=images/main15.jpg& &main16=images/main16.jpg& &main17=images/main17.jpg& &main18=images/main18.jpg& &main19=images/main19.jpg& &main20=images/main20.jpg& &main21=images/main21.jpg& &main22=images/main22.jpg& &main23=images/main23.jpg& &main24=images/main24.jpg& &main25=images/main25.jpg& &main26=images/main26.jpg& &main27=images/main27.jpg& &main28=images/main28.jpg& &main29=images/main29.jpg& &main30=images/main30.jpg& &main31=images/main31.jpg& &main32=images/main32.jpg& &main33=images/main33.jpg& &main34=images/main34.jpg& &main35=images/main35.jpg& &main36=images/main36.jpg& &main37=images/main37.jpg& &main38=images/main38.jpg& &main39=images/main39.jpg& &main40=images/main40.jpg& &main41=images/main41.jpg& ©right_txt=Copyright (c) 2009. Her hakkı saklıdır. Jin. Op. Dr. Burcu Kardaş Arslan. designed by YAGEM &privacy_readmore_title1=Gizlilik Kuralı &privacy_readmore_txt1=

Jinekolojik muayene kadın ve eşi için çok özel bir durumdur. Hekime başvuru nedeniniz ve size ait kaydettiğim tüm bilgiler sizin yasal haklarınız kapsamında (T.C. Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği, RG.,01.08.1998, 23420) tümüyle gizli tutulacaktır .& ///////////// about //////////// &about_txt1=Hoşgeldiniz... &about_txt2=

Öncelikle bizi tercih ettiğiniz için teşekkürler... 2005 yılından beri muayenehanemde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak siz hastalarımıza hizmet sunmaktayım. Muayenehanemde kadın sağlığı ve kadın hastalıkları ile ilgili hizmet vermenin yanında Genital Estetik (cinsel organ estetiği) ve kızlık zarı , gebelik takibi ve gebelik sonlandırılması (kürtaj) , problemli gebelikler, Kısırlık ve Genital Siğil ( Kondilom - HPV ) gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusu özellikle ilgi alanımızdır.. Öncelikli hedefimiz hasta memnuniyeti ve hastalarımızın kendilerini emin ellerde olduğunu hissettirmektir. Tüm yapılan işlemlerde ve muayenelerde en son teknolojik ürünler ve teknikler uygulanmaktadır. Yaptığımız işlemlerde sterilizasyon ve temizlik ilk plandadır. Amacımız hastalarımızın kendilerini uzman ellerde olduklarını ve en iyi hizmeti aldıklarından emin olmalarını sağlamaktır... &about_txt3=Videolar &about_txt4=%bb Kısırlık nedir, nedenleri, kimlerde görülür...
%bb Genital Estetik, nedir, nasıl uygulanır...
%bb Kürtaj nedir, nasıl uygulanır...
%bb HPV ve Rahim Kanseri Nedir?, tedavisi...

&about_txt5=Jin. Op. Dr. Burcu Kardaş Arslan &about_txt6=

Dr. Burcu Kardaş Arslan 09/03/1974 yılında Malatyada doğdu. İlkokul ve ortaokulu Malatya ve Eskişehirde tamamladı. İstek Vakfı Florya Bilge Kaan Kolejinden 1992 yılında mezun oldu. 1998 yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra Almanyada Köln Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilimdalında ihtisasa başladı. 2005 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlık diplomasını alarak ihtisasını tamamladı. İhtisasi süresince İnfertil (kısır) hastalarda VEGF molekülünün IVF (tüp bebek) başarısı üzerine olan etkileri ve Endometriozisli hastalarda folliküler sıvı VEGF konsantrasyonlarının karşılaştırılması ile ilgili araştırmalara katıldı. &about_txt7=devamı... &about_img1=images/about01.jpg& &about_readmore_title1=Jin. Op. Dr. Burcu Kardaş Arslan &about_readmore_txt1=Dr. Burcu Kardaş Arslan 09/03/19d74 yılında Malatyada doğdu. İlkokul ve ortaokulu Malatya ve Eskişehirde tamamladı. İstek Vakfı Florya Bilge Kaan Kolejinden 1992 yılında mezun oldu. 1998 yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra Almanyada Köln Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilimdalında ihtisasa başladı. 2005 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlık diplomasını alarak ihtisasını tamamladı. İhtisasi süresince İnfertil (kısır) hastalarda VEGF molekülünün IVF (tüp bebek) başarısı üzerine olan etkileri ve Endometriozisli hastalarda folliküler sıvı VEGF konsantrasyonlarının karşılaştırılması ile ilgili araştırmalara katıldı.

Dr.Burcu Kardaş Arslan kendisi gibi kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olan Dr. Korkut Arslan ile evli olup Bora Mert (2001 doğumlu) ve Cenk (2007 doğumlu) isminde iki erkek çocuğa sahiptir.

(Tez konusu: VEGF Vascular Endothelial Growth Factor ) molekülünün sperm hareketliliği ve yaşam süresi üzerine olan etkileri.)& ///////////// services //////////// &services_txt1=Cerrahi Uygulamalar &services_txt2=-Genital Estetik Operasyonlar:

Küçük dudakları küçültme operasyonu - Labioplasti

Kızlık Zarı Dikimi - Hymenoplasti

Vajeni Daraltma Ameliyatı - Vajinoplasti

Genital bölgedeki şekil bozukluklarının estetik olarak düzeltilmesi.

-İdrar Kaçırma Ameliyatları:

TVT (BURCH)

Kolporrafi Anterior - Ön Onarım

Kolporrafi Posterior - Arka Onarım

-Kürtaj (D ve C)

Rahimden , Rahim Ağzından Parça alınması (Biopsi)

Smear Testi

Yara Yakma (Dondurma - Koterizasyon)

Genital Siğil Teşhisi (Tiplemesi - Tedavisi)

HPV Aşısı (Rahim Ağzı Kanseri Aşısı)

Genital Enfeksiyonlar (iltihab) ve Tedavisi

-Kısırlık (Aşılama - İUİ inseminasyon)

Yumurta Geliştirici ve Yumurtlama sağlayıcı tedavi (Ovulasyon induksiyonu)

Tüp Bebek Tedavisi

-Gebelik (Hamilelik - Doğum)

Gebelik takibi

Riskli Gebelikler

Doğum (Ağrısız Doğum Sezeryan)

-Cinsel İşlev Bozuklukları:

Cinsel isteksizlik (Orgazm Olamama ve Tedavisi)

Cinsel İlşkide Ağrı

-Vajinismus ve Tedavisi
-Miyom Ameliyatları
-Kanser Ameliyatları
-Kist Ameliyatları
-Bartolin Apsesi Tedavisi
-Rahim Ameliyatları
&services_txt3=Konular &services_txt4=Kliniğimizde uzman hekimimiz tarafından aşağıdaki konularda uygulamalar yapılmaktadır.

%bb Gebelik-hamilelik-doğum
%bb Gebelik-hamilelik-doğum
& &services_txt5=Kızlık zarı tamiri ve cinsel organ estetiği &services_txt6=KIZLIK ZARI TAMİRİ

Kızlık zarı anatomik olarak vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, vagina içinde değil vaginanın hemen girişinde , dudakların 1-1,5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.Ortasında adet kanının ve vaginal salgıların akmasına olanak tanıyan ufak bir delik bulunmaktadır.

Kızlık zarı ilişki, masturbasyon, travma veya muayene ile yırtılabilir.Yırtılma esnasında bir miktar kanama gelmesi beklenir ancak her zaman kanama olmaz ve bu da bizim gibi toplumlarda önemli sorunlara yol açmaktadır.
&services_txt7=devamı... &services_img1=images/services01.jpg& &services_readmore_title1=Kızlık zarı tamiri ve cinsel organ estetiği &services_readmore_txt1=KIZLIK ZARI TAMİRİ

Kızlık zarı anatomik olarak vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, vagina içinde değil vaginanın hemen girişinde , dudakların 1-1,5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.Ortasında adet kanının ve vaginal salgıların akmasına olanak tanıyan ufak bir delik bulunmaktadır.

Kızlık zarı ilişki, masturbasyon, travma veya muayene ile yırtılabilir.Yırtılma esnasında bir miktar kanama gelmesi beklenir ancak her zaman kanama olmaz ve bu da bizim gibi toplumlarda önemli sorunlara yol açmaktadır.

Kızlık zarı dikilerek onarılabilir , burada başarı yırtığın oluş zamanına ve dokuların vereceği cevaba bağlıdır. Kızlık zarının tamirinde esas amaç zarı eski anatomik yapısına kavuşturmak ve cinsel birleşme esnasında kanamanın meydana gelmesini sağlamaktır. Operasyondan sonra hastalar ertesi gün normal hayatlarına geri dönebilirler. Hastalar ileride kontrollere çağırılarak iyileşmenin tam olup olmadığı kontrol edilir...

Kızlık zarı dikimi cinsel ilşki sayısı ve ilişkinin ne zaman olduğu farketmeksizin yapılabilir, hatta doğum yapmışlara bile uygulanabilmektedir.

Bazı tip kızlık zarları elastik kıvamdadır ve ilişki esnasında kanama olmayabilir. Bu tip kızlık zarları ancak doğum esnasında yırtılırlar. Kanama olmamasını diğer bir nedeni de kızlık zarının damarsız olan bir kısmından yırtılması veya çok az kanama olup bunu vajinal salgılarla anlaşılamamasıdır.

CİNSEL ORGAN ESTETİĞİ (GENİTAL ESTETİK)

Genital gölgedeki şekil bozukluğu doğuştan varolabilmekte yada daha sonraları çeşitli nedenlerle gelişebilmektedir (doğum , kaza , vs. ) .Genital bölgedeki bu şekil bozuklukları ,kadının cinsel hayatını hatta günlük yaşantısını olumsuz yönde etkileyebilmekte , zamanla cinsel ilişkiden soğuma, hatta takıntı veya anksiyete gibi ciddi sorunlar da ortaya çıkarabilmektedir.

Kadın dış genital organları,mons pubis dediğimiz göbek altındaki kıllı üst kısım, labia major kıllı dış dudaklar, labia minor kılsız iç dudaklar, klitoris labia minörlerin üsteki birleşim yeri,hymen dediğimiz kızlık zarı vajina girimindeki zar tabakadır. Bazı genç kadınlarda bu dış anatomik yapıların bir kısmı hiç gelişmemiş, az gelişmiş, asimetrik olarak gelişmiş yada fazla gelişmiş olarak bulunabilir. Kadın kendi vücudunu tanımaya başladıkça genital bölgesindeki bu farklılıklar onda problemler oluşturabilir. İlk cinsel beraberliğinde hymen denilen kızlık zarının yırtılmasında olan kanama, konjenital dediğimiz doğuştan olarak kızlık zarının bir türünde olmaz ve durum hem o genç kadın hem de eşi için bazen problem teşkil edebilir. Bu nedenle, cinsel olgunluk dönemine ulaşan kadın, aktif cinsel hayata başlamadan önce rutin muayenesini yaptırarak dış genital sistemini tanımalıdır.

Labioplasti

En sık rastlanan genital estetik sorunlardan biri, dış ve iç dudakların büyüklüğü ve sarkmalardır. İç dudaklar ( labia minör ), klitorisin üst kısmından vajina girişinin altına kadar uzanan kıvrımlı yapıları oluşturur. Bazı kadınlarda iç dudakların dış dudaklardan biraz taşması doğal olarak kabul edilir. Ancak dış dudaklardan sarkacak şekilde uzun olması tıbben önemli bir sorun yaratmasa da estetik görüntüyü bozarak kadını çözüm arayışına iter. Bazen dış dudaklar ( labium majuslar ) yapısal olarak normalden uzun , büyük veya asimetrik olabilir. Bu durumda cinsel ilişki esnasında penisin itmesi ile labiumlar gerilebilir ve bu da ağrıya yol açabilir. Tüm bu nedenlerle tedavi ve kozmetik amaçlı cerrahi ile labiumlar normal boyutlarına indirilebilir. Asimetri - eğer varsa - giderilebilir. Labioplasti operasyonu daha önceden doğum yapmamış kişilerde de uygulanabilir. Hatta bakire kızlarda bile yapılması kızlık zarı açısından hiç bir problem yaratmayacaktır. Lokal veya genel anestezi altında 30 - 40 dakika süren işlemde eriyen dikişler kullanıldığı için dikiş alma sorunu da yaşanmamaktadır. Bu ameliyat kızlık zarına zarar vermez, cinsel ilişkiye, orgazma, gebe kalmaya ve doğum yapmaya herhangi bir zararı veya engeli yoktur. Ameliyattan sonra idrar yapma ile ilgili bir sorun yaşanmaz, ameliyat bölgesinde aşırı derecede ağrı ve yanma olmaz. Yara iyileşmesi bir haftada tamamlanır. Ameliyattan 3-4 hafta sonra cinsel ilişkiye girilebilir. Dıştan bakıldığında ameliyat izi fark edilmez. 2 gün sonra duş alınabilir.

Vajinanın Daraltılması

Diğer bir genital estetik sorun vagen genişliğidir. Bu durum kadınların cinsel ilişki sırasında yeterince haz almalarını engeller. Üstelik sorun sadece bununla da kalmaz; kadınlar, genişleyen vajinaları yüzünden idrar kaçırma gibi sağlık problemleriyle de karşı karşıya kalabilir. Vajinal genişleme nedenleri; Genetik olarak bazı kadınlarda normalde vajina büyük olabilir. Fazla sayıda ilişki, kürtaj doğum, doğumda bebeğin iri olması, Özellikle doğumdan sonra düzgün onarılmayan yırtıklar veya doğum sonrası dikişlerde açılma olması, yaşın ilerlemesi ile beraber vaginada elastikiyet kaybı olması vajinada genişlemelere ve gevşemelere neden olur. Bazen cinsel ilişki anında vajen içinden bir takım hoşnutsuzluk yaratan sesler de gelebilir. Eğer bu durumda vajen olması gerekenden fazla geniş ise daraltılarak sorun giderilebilir. Bazen de cinsel hazzın arttırılması amacı ile daha önce doğum yapmamış, hatta bekar olan bayanlarda da vajen daraltıcı ameliyatlar yapılabilmektedir. Vajinal genişlik ile beraber genellikle idrar torbasında ve bağırsaklarda da vajinaya doğru sarkma meydana gelir. İdrar torbasında sarkma idrar kaçırma, sıkışma vb. gibi problemler ortaya çıkarabilir. Vajinal genişleme aynı zamanda ilişki esnasında vajinada normal sulanmayı engeller ve problemi iyice arttırır. Sonuç olarak vajina gevşer, iç - dış genişliği artar ve cinsel haz azalır. Duvarlardaki gevşeme aynı zamanda cinsel partner olan erkeğin duyacağı cinsel hazzı da azaltacaktır. Cerrahi olarak vajinal kanal daraltılmakta ve gevşemiş olan kas yapıları düzeltilmektedir.

İdrar torbası ve mesane sarkması operasyonları

İdrar torbası genellikle doğum sonrası, özellikle iri bebek doğuranlarda ya da çok doğum yapanlarda ortaya çılan ve neticesinde idrar tutamama şikayelerine neden olan, gündelik hayatı olumsuz yönde etlileyen anatomik bir problemdir. İdrar torbasının vajina içinden girilerek yukarı asılması “Colporaphy anterior ” (ön onarım), barsağın son kısmının ise vajen alt duvarına gömülmesi operasyonları “Colporaphy posterior” (arka onarım) operasyonları olarak anılmaktadır. İşlem çoğunlukla genel anestezi bazen de epidural anestezi altında yapılabilir. Yapılacak işlemin şekline göre operasyon genellikle 15-30 dakika arası zaman alır ve hastalar birkaç gün içerisinde normal yaşantılarına dönebilir. Sıklıkla operasyon sonrası hastanın bir gün hastanede kalması gerekir. Bazen ise sabah yapılan ameliyat sonrası aynı akşam hasta evine gönderilebilir. Ameliyat sonrası cinsel yaşantı ise 15-20 gün sonra yeniden başlayabilir.

Epizyotomi nedbelerinin çıkarılması

Epizyotomi normal doğum esnasında bebeğin başı çıkmadan düzgün bir kesi olması amacıyla yapılan ve vajen çıkışının genişletilmesi amacıyla yapılan kesidir. Bu kesi doğumdan hemen sonra dikilerek tamir edilir. Bazen de kötü iyileşmiş epizyotomi nedbeleri nedeni ile ağrılı ilişki veya cinsel tatminsizlik ortaya çıkan çıkabilir. Burada lokal ya da genel anestezi altında var olan nedbe dokusu çıkartılır ve yara yerinde reaksiyona neden olmayan dikiş materyalleri ile yeniden estetik olarak dikilir. Aynı esnada doğumlara bağlı olarak gelişen vajen yırtıkları da düzeltilir.& &services_readmore_title2=CİNSELLİK &services_readmore_txt2=CİNSEL İSTEKSİZLİK



Erkeklerde: Erkeklerde cinsel isteksizlik, kısaca erkeklik organının boyunun (kişinin kendi düşüncesine göre) normalden küçük olması, iktidarsızlık, erken boşalma gibi özel durumlar ve eşini tatmin edememe duygusuna kapılmadan ileri gelir. Birçok erkeğin cinsel organı normal büyüklükte olduğu halde, bunu yeterli görmeyerek dehe fazlasını ister. Normalde uyarılmış bir penisin boyu, 12-16 cm arasındadır. Aslında bu da fazla bir önem taşımaz. Çünkü eğer penis, kendisini kabul edecek olan vajinaya girebilecek kadar büyükse, ortada bir problem yok demektir. Eğer iktidarsızlık ya da erken boşalma gibi problemler var ise, gerekli bölümlere bakılabilir. Bedensel güçsüzlük tesbit edilirse, aşağıda verdiğimiz çeşitli formüller faydalı olacaktır. Problem psikolojik ise, bir uzman kontrolünde tedavisi mümkündür

Kadınlarda: Eşiyle arasındaki büyük yaş farkı, erkeğin yanlış ve kaba davranışları, gebe kalma korkusu, yanlış eğitim, cinsel hastalıklar (rahim iltihabı, rahimde tümör vs.) ve doğum sırasında meydana gelen yaralanmalar, bayanların cinsel ilişkiden kaçmalarına ya da soğuk davranmalarına sebep olabilir. Ayrıca, kadınlarda da erkeklerde olduğu gibi, yetişme tarzı ve çevre etkileri ile psikolojik olarak isteksizlik olabilir. Bunun da tedavisi bir uzman telkini ile mümkün olmaktadır.

Eşlerin, bu tür tek taraflı isteksizlikler karşısında son derece anlayışla yaklaşmaları ve zorlayıcı olmamaları gerekmektedir. Karşılıklı telkinlerle, çözüme ulaşmak mümkündür.

Cinsel isteksizliği psikolojik sebepler ve organik sebepler olmak üzereikiye ayırmaktayız. Cinsel isteği sağlayan hormon kadında ve erkekte aynıdır, bu hormon testesteron, erkeklik hormonudur. Hem erkekte hem de kadında bu hormon cinsel isteği yönlendirmektedir. O yüzden hastalarda testesteron düzeyine bakmak yararlı olabilir. Bunun dışında psikolojik bir takım sebepler de cinsel isteksizlikte önemli bir neden olabilir. Çocukluğunda yaşadığı bir takım deneyimler. Cinsellikten tiksinme. Bir takım psikolojik sebepler buna yol açabilir. Biz böyle bir hastaya ilk önce hormon testleri yapıyoruz. Ondan sonra eğer hormon testleri düşükse, bu hastayı 6-8 hafta tedaviyle (hormon takviyesi) cinsel isteğini arttırmak mümkün olabilir. Eğer organik temeli yoksa, o zaman bu kişinin psikiyatrlar tarafından sebebe yönelik tedaviyle değerlendirilmesi uygun olur.

İlk Gece,Zifaf,Gerdek

Gerçekte kızlık zarı vajina girişini ancak kısmen kapayan, oldukça ince bir zardır. Tümden kapalı olması imkânsızdır, hiç değilse âdet kanı oradan akacaktır. Kızlık zarı aralığı kiminde çok küçük, kiminde nispeten geniş olur. Kimi kızlık zarı oldukça kalın, kimisi ipinceciktir. Ne var ki kızlık zarı elastik bir dokuda olduğu için zardaki aralık, kas gevşetmesi ile ya da penisin zorlamasıyla genişleyebilir. Aralık, penisin zorlamasıyla genişlerse, bu durum biraz kanamaya ve geçici bir ağrıya neden olur, ama vajinanın kendisi herhangi bir zarar görmez.

İlk İlişkide Kanama Olmaması

İlk cinsel ilişkide kanamanın olmaması, kültürümüzde ve diğer bazı kültürlerde kadının bakire olmadığının bir kanıtı olarak kabul edilmektedir. Bu çok büyük bir yanılgıdır. Her kadının anatomik yapısı birbirinden farklıdır ve kızlık zarı bazı kadınlarda o kadar esnektir ki, penis içeriye girdiğinde, ve özellikle de vajina giriş bölgesi yeterince kayganlaşmışsa kızlık zarı yırtılmadan kalır. Bu duruma her 100 genç kızdan birinde ve belki daha fazlasında rastlanabilir. Bazı kadınlarda da kızlık zarının üzerinde yer alan damar yapıları çok az olduğundan, zar yırtılmasına rağmen gözle görülebilen bir kanama gerçekleşmeyebilir.

Bazı durumlarda ilk cinsel birleşme birinci denemede ve sonraki birkaç denemede gerçekleştirilemeyebilir. Bunun en sık görülen nedeni sanıldığı gibi kızlık zarının kalın olması değildir. En sık görülen neden, genç kadının kendini cinsel ilişkiye hazır hissetmemesidir. Bu durumda kadın kendini gevşetemeyecek, vajinanın girişinde yer alan güçlü kaslar kasılı kalacak ve vajina giriş bölgesinde yeterince kayganlık sağlanamayacağından penisin vajinanın girişinde yer alan kas ve kızlık zarı engelini aşması zor olacaktır. Erkek böyle bir durumda genç kadının canının yandığını hissettiğinde belli bir süre sonra girişimden vazgeçecektir.

Ender görülen bir neden de kızlık zarının gerçekten kalın olmasıdır. Jinekoloji kliniğine "ilk ilişkiyi başaramama" nedeniyle başvuran kadınların bir kısmının özgeçmişinde arka arkaya yapılan ilişki girişimleri sonuçsuz kalmıştır ve muayenesinde de gerçekten kızlık zarı kalındır. Bu durumlarda bazen ufak bir cerrahi müdahale ile kızlık zarının doktor tarafından açılması gerekebilir.

İlk Gece Kanaması Ne Kadar Sürer?

Kızlık zarının yırtılması esnasında bazen yırtık kızlık zarından vajinaya doğru genişleyebilir. "Deflorasyon kanaması" (deflorasyon kızlık zarının yırtılması anlamına gelen bir kelimedir) olarak adlandırılan bu durum hemen her zaman ön sevişmenin yetersiz olduğu, kadının kendini yeterince hazır hissetmediği bir zamanda, erkeğin "sert hareketlerle" cinsel ilişki denemesinde bulunmasından kaynaklanır. Çoğu durumda erkek kadının ağrı duymasına duyarsız bir şekilde girişimi sürdürmüş ve "yırtık" olması gerekenden daha büyük olmuştur.

Normalde kızlık zarı bozulduğunda kanama en geç yarım saatte durur. Geniş bir yırtık oluştuğunda ise ya hemen başlayan şiddetli bir kanama, veya ilişki bitmesine rağmen uzun bir süre devam eden bir kanama söz konusudur. Yapılan jinekolojik muayenede yırtığın yeri tespit edildikten sonra lokal anestezi, veya geniş yırtıklarda genel anesteziyle yırtık onarılarak kanama durdurulur.

Kanama miktarı fazla değilse, her ilişkide oluşan kanama kısa süreliyse endişelenecek bir durum yoktur .

İlk ilişkiden sonra kanamadan korkarak ilişkiden kaçınmanın anlamı yoktur , istenildiği kadar ilişkiye girilinebilir, oluşan kanama aşırı değilse endişelenmeye gerek yoktur.

Başarılı bir "İlk Gece" için kadının yapması gereken, eşine hazır olduğu veya henüz hazır olmadığı mesajını net olarak verebilmesi, ön sevişme aşamasının kontrolünü kendi eline almasıdır. Erkek ise kadının kendisinden farklı olan doğasını kabul etmeli, bir kadının cinsel ilişkiye hazır olmasının erkekten daha uzun sürdüğü gerçeğini göz önünde bulundurmalıdır. Daha sonraki ilişkilerin aynası olabilecek bu ilk ilişkide erkek, kadının gevşemesi ve rahatlaması için elinden geleni yapmalı, sabırlı olmalıdır.



CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUĞU



Cinsel Problemlerin Sebepleri Ve Şekilleri

Cinsel fonksiyon bozukluğu günümüzde önemli sağlık problemlerinden bir tanesidir. Kişinin cinsel hayatını etkilediği gibi aynı zamanda günlük yaşamını da olumsuz yönde etkiler.

Cinsel fonksiyon bozukluğunun tanımı "kişinin karşı cinsle olan alışılmış cinsel ilgi ve / veya seksüel uyarılmalarının sürekli bozulması" şeklinde yapılabilir. Klitoriste uyarım azalması veya yokluğu, vajen ıslaklığı / kayganlığı azlığı veya olmaması, ve orgazm güçlüğü cinsel fonksiyon bozukluklarında görülen belirtilerdir.

Kadında Cinsel Fonksiyon Bozukluklarının Sebepleri

Kan akım bozuklukları

Yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği, diyabet, sigara alışkanlığı ve kalp hastalıklarına cinsel bozuklukları sıklıkla eşlik eder. Pelvik kırıklar, künt travmalar, geçirilmiş ameliyatlar, fazla bisiklete binmek gibi genital bölgenin travmaya uğraması durumlarında vajen ve klitorise gelen kan akımı azalarak cinsel bozukluk yakınmalarına neden olabilir.

Sinirsel nedenler

Erkelerde cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olan aynı sinirsel bozukluklar, kadında da benzer yakınmalara yol açar. Vertebra travmaları, santral ya da periferik sinir sistemi yaralanmaları, diyabet bunlar arasında sayılabilir. Örneğin vertebra kırıklarında kadınlarda orgazm bozukluklarına sık rastlanılmaktadır.

Hormonal nedenler

Hipotalamus-hipofiz hastalıkları, cerrahi veya medikal kastrasyon, menopoz, prematür over yetmezliği ve uzun süreli doğum kontrol hapı kullanılması kadında cinsel fonksiyon bozukluklarına yol açan hormonal nedenler arasında en sık rastlanılanlarıdır. Böyle hastalar en fazla cinsel arzuda azalmadan, vajen kuruluğundan ve seksüel uyarım azlığından şikayet ederler.

Psikojenik nedenler

Kadında organik bir neden olsun ya da olmasın, emosyonel durumu ve karşılıklı ilişki durumları cinsel uyarılmayı önemli ölçüde etkiler. Kendine güven, vücut görünümü, eşi ile anlaşması, cinsel isteklerine eşinin cevap verebilmesi de cinsel fonksiyonlarında rol oynar. Ayrıca, depresyon, obsesif kompulsif bozukluklar, anksiyete vb. psikolojik rahatsızlıklar da söz konusu olabilir. Depresyon için kullanılan bazı ilaçlar (sıklıkla Seratonin re-uptake inhibitörleri) seksüel fonksiyonları olumsuz yönde etkileyebilir.

Evlilik Öncesi Cinsel Danışma

Evlenmeyi planlayan çiftlerin cinsellikle, cinsel yolla geçen hastalıklarla ilgili ve genetik hastalıklar açısından bir danışma almaları hem aile planlaması hem de sağlıklı bir nesil oluşturulması için çok önemlidir. Böyle bir danışmada genel olarak cinsel organların anatomisi ve fonksiyonları hakkında bilgi alırken, üreme sağlığı ve fizyolojisi hakkında da bilgi sahibi olabilirler. Özellikle evlenecek kadının ilk kez bir cinsel tecrübesi olacaksa, evlenmeden önce yapılan bir jinekolojik muayene, olabilecek olumsuzlukları önceden tespitte yararlı olup, gerekli önlemlerin alınmasını mümkün kılar.

Cinsel yaşama başlarken en çok endişe duyulan konulardan biri istenmeyen gebelik oluşması olabileceği gibi, gebelik olmayacağı endişesi de olabilir. Bu nedenle en doğrusu bir jinekolog doktor muayenesini takiben önerilen bir yöntemle istenmeyen gebelikler için önlem alınmasıdır. Özellikle ileri yaş evliliklerde, belki de gebe kalabilmek bakımdan güçlükler olabilir. Bu nedenle eğer ilerde çocuk planlanıyorsa geç kalmamak için bir kadın-doğum uzmanına danışarak ne kadar bir erteleme yapabileceklerini öğrenmelidirler. Çocuk istediklerinde bazen geç olabilir. Kısırlık araştırmalarında yapılan bazı testlerin erken dönemde yapılması gerekebilir.

Cinsel Bilgiler Dışında ;

Herhangi bir bulaşıcı hastalık var mı ( sarılık, cinsel yolla geçen bir hastalık, aids ve bu gibi ) varsa gerekli önlemleri alınıp, tedavi edilmesi . İleride sorun olabilecek herhangi bir sağlık problemi var mı. ( Gizli şeker, kalp hastalığı, hormonal bozukluk gibi ) Bebek sahibi olmayı engelliyecek bir sebep var mı ? Gebelik esnasında sorun yaratabilecek kan uyuşmazlığı, kadında toksoplasma gibi gebeliğin ileri ki aylarında bebeğin ölümüne sebep verebilecek bir enfeksiyonun var olup olmadığının araştırılması gerekir.

Evlilik öncesi cinsel eğitim ve danışma almak oluşabilecek korku ve yanlışlıkları ve bunların getirebileceği cinsel isteksizlikleri ve problemleri ortadan kaldıracaktır.

Sonuç olarak yukarıda saydığımız olumsuzlukların var olması birbirini seven iki insanın bir araya gelmesi için engel teşkil etmeyebilir. Bunların önceden bilinmesi eğer mümkünse gerekli tedavilerin yapılması ve tedbirlerin alınması faydalıdır.

Evlilik Öncesi Cinsel Danışmanın faydaları ;

Erkeğin ve kadının cinsel bir anormalliği yani sağlıklı bir cinsel yaşantıyı engelliyecek problemleri var mı, varsa ve mümkünse bunun düzeltilmesi.

Herhangi bir bulaşıcı hastalık var mı ( sarılık, cinsel yolla geçen bir hastalık, aids ve bu gibi ) varsa gerekli önlemleri alınıp, tedavi edilmesi .

İleride sorun olabilecek herhangi bir sağlık problemi var mı. ( Gizli şeker, kalp hastalığı, hormonal bozukluk gibi )

Bebek sahibi olmayı engelliyecek bir sebep var mı ? Erkeklerde evlenmeden önce sperm sayımı yaptırılması, kadında yumurtalıkların ve hormonal düzenin kontrol edilmesi.

Gebelik esnasında sorun yaratabilecek kan uyuşmazlığı, kadında toksoplasma( çiğ etten geçip kırsal alanlarda yaygın bir enfeksiyondur ) gibi gebeliğin ileri ki aylarında bebeğin ölümüne sebep verebilecek bir enfeksiyonun var olup olmadığının araştırılması gerekir.

Kan uyuşmazlığı kan grubu ile değil kanınızda ki Rh faktörü ile ilgilidir.

Yalnızca kadının Rh negatif, erkeğin ise Rh pozitif olduğu durumlarda oluşabilir.

Kadın Rh pozitif, erkek Rh negatif uyuşmazlık yok

Kadın Rh negatif, erkek Rh negatif uyuşmazlık yok

Kadın Rh pozitif , erkek Rh pozitif uyuşmazlık yok

Kan uyuşmazlığının varlığının bilinmesi gebelik öncesinde veya gebeliğin başlangıcında gerekli tedbirlerin alınarak ortaya çıkabilecek rahatsız edici durumları engeller.

Çiftlerin ailelerinde ve ya kendilerinde kalıtsal ( doğumla geçen ) bir hastalık ve ya anormallik var mı varsa bunların derecelerinin araştırılması , değerlendirilmesi eğer riziko payı varsa oluşacak gebeliklerin titizlikle takip edilmesi gerekir.

Özellikle akraba evliliklerinde genetik danışmanın alınması ( bunu hekiminizin tavsiye ettiği bir yerde ve ya hastanelerin genetik bölümlerinde yaptırabilirsiniz )

Akraba evliliklerinde sakat çocuk olmasının nedeni basit olarak şöyle izah edilebilir ;

Her insanın yapısında var olan ama bulunduğu şekli ile kişide ciddi rahatsızlıklar yaratmayan birtakım anormallikler vardır ( teknik olarak herkesin genetik şifresinde ki bazı yerlerde zararsız bozukluklar vardır ) aynı sülaleden gelen kişilerde bu bozuklukların aynı yerlerde olma olasılığı fazladır. Doğacak bebeğin yapısını oluşturacak formülün yarısını anneden yarısını da babadan alacağı için aynı kökenden gelen kişilerin her ikisinin de vereceği formülde aynı yerde bozukluk olma olasılığı yüksektir. Ve böyle bir bozukluk olursa verilen şifrede aynı yerde bozukluk olacağı için ciddi sakatlıklar görülecektir.

Teknik olarak her iki taraftan gelecek genetik şifre bozukluklarının aynı yerde ise çocukta o basamaktaki gen tamamen bozuk olacaktır.

Evlilik öncesi cinsel eğitim ve danışma almak oluşabilecek korku ve yanlışlıkları ve bunların getirebileceği cinsel isteksizlikleri ve problemleri ortadan kaldıracaktır.

Evli çiftlere bir önerimizde birbirlerini iyice tanıyana kadar çocuk sahibi olmamaları. Bunun içinde bir hekime danışarak en uygun doğum kontrol yöntemini cinsel hayatlarına başlamadan önce uygulamalarıdır. Gebe kalma korkusu altında kadın rahat bir cinsellik yaşayamaz.

Sonuç olarak yukarıda saydığımız olumsuzlukların var olması birbirini seven iki insanın bir araya gelmesi için engel teşkil etmeyebilir. Bunların önceden bilinmesi eğer mümkünse gerekli tedavilerin yapılması ve tedbirlerin alınması faydalıdır.

Bilinmeden evlilik sırasında ortaya çıkması ve ya getirebileceği tamiri mümkün olmayan sonuçlar büyük hayal kırıklıkları, olumsuzluklara hatta ilişkinin bitmesine neden olur.

Çiftlerin ailelerinde ve ya kendilerinde kalıtsal ( doğumla geçen ) bir hastalık ve ya anormallik var mı ,varsa bunların derecelerinin araştırılması , değerlendirilmesi eğer riziko payı varsa oluşacak gebeliklerin titizlikle takip edilmesi gerekecektir.Özellikle akraba evliliklerinde genetik danışmanın alınması önemlidir.

Cinsel Uyarılma Bozukluğu (Vajinada Kuruluk )

Cinsel uyarılma kesin olarak psikolojik olsa da aynı zamanda fizyolojik değişikliklerin de görüldüğü bir olaylar zinciridir. Cinsel uyarılma ;kadınlarda genellikle pelvik bölgeye kan akımının olması, vajinal ıslanma ve genişleme ile dış genitallerin şişmesi ile karakterizedir. Bu değişikliklerin altında yatan mekanizma çok açık olmasa da cinsel uyarılma otonom sinir sisteminin uyarılması ile ilişkilidir.

Kadın Cinsel Uyarılma Bozukluğu (KCUB) Cinsel yanıtın genel uyarılma yönünün ortadan kalkmasıdır. Bu durumda kadınlarda vaginal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı gibi erotik duyumlar da hissedilmez. Fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların % 33'ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Bütün işlev bozuklukları gibi KCUB da cinsel uyarıma yanıtı olan bir kadında yaşamın belli bir döneminde ortaya çıkabilir ya da en başından beri yanıt olmayabilir. İşlev bozukluğu yalnız belli durumlarda görülebilir ya da genelleşmiş olabilir. Örneğin; yaşam boyu ve durumsal KCUB olan bir kadın her zaman uyarılma güçlüğü yaşayacak ve bu yalnızca eşiyle ortaya çıkacaktır.

Cinsel uyarılma probleminin sebepleri :

Cinsel uyarılma bozukluğunun en sık sebeplerinden b iri var olan başka bir psikiyatrik hastalık , ilaç kullanımı veya bazı hastalıklardır.

Diyabet, sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve sinir hasa rı hem kadın hem de erkekte cinsel uyarılmayı olu msuz etkileyebilir. Emziren kadınlarda vajinal ıslanmada azalma olabileceği belirtilmiştir. Menapoz döneminde ve sonrasında östrojenin azalması da uyarılmayı zorlaştırabilir. Bazı ilaçlar da uyarılmayı bozabilir. Antidepresanlar, antihipertansifler ve antihistaminikler sıklıkla bu yan etkiye sahiptir.

Cinsel uyarılma bozukluğu olan kadınların en büyük şikayeti vajinal kuruluk,salgı azlığı ve buna bağlı ağrılı ilişki ve orgazm olamama durumudur.Cinsel uyarı ile kadınlarda o bölge damarlarında kanlanmada artış nedeniyle dolgunlaşma, vajinada ıslanma ve genişleme ile vücut dışındaki cinsiyet organlarında kabarma oluşmaktadır. Bunların oluşmadığı durumlarda cinsel ilişki ile ağrı ve bu nedenle cinsel ilişkiden kaçınma,ilişkiden ze vk ,haz almama ve evlilik sorunları oluşabilmektedir. Bazı araştırmalara göre testesteron, östrojen, prolaktin ve tiroid hormon düzeylerinde farklılıklar saptanmıştır. Cinsel uyarılma bozukluğu olan kadınlarda vaginal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı gibi erotik duyumlar da hissedilmez. Fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların % 33'ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Menapoz sonrası ıslanma için daha uzun süreli uyarı gerekmektedir. Islanmada azalma ayrıca diyabet varlığında, o bölgeye yönelik ışın tedavisi uygulamasında, atrofik vajinitte ve emzirme dönemi sırasında olabilmektedir. Bazı grip ve alerji ilaçları ve eski nesil anti depresif ilaçlar da benzer bir duruma yol açabilmektedir. Bu rahatsızlığa cinsel istek ve orgazm bozuklukları da eşlik edebilmektedir.

Tedavi:

Rahat ve problemsiz bir cinsel yaşam için engel oluşturan uyarılma bozukluğu ve buna bağlı olan vagina salgısında azalma (haznede kuruluk) tedavi edilmelidir. Tedavide ilk seçenek uyarılmayı arttırmaya yönelik tedavilerdir. Genital bölgeye kan akımını artırarak yada ıslanmayı kolaylaştırarak etkinlik gösteren ürünler üzerine denemeler sürse de bunlar henüz deneysel düzeydedir. Bazı damar genişletici kremlerin cinsel uyarılmayı düzeltici etkisi araştırılmaktadır. Sempatik sinir sistemini uyaran ilaçlar, yohimbin, sildefanil gibi ağızdan kullanılan ilaçlar da araştırılmaktadır. Bu ilaçlar kan akımını artırarak ya da sinir sisteminin bazı bölümlerini uyararak çalışırlar. Efedrin cinsel uyarılmayı ve orgazmı artırabilir. Ancak bu konuda çalışmalar sınırlıdır. Yan etkiler de kullanımı kısıtlamaktadır. Böyle bir tedaviye doktora danışılarak karar verilmelidir.



ORGAZM OLMA



Orgazm, cinsel uyarım ve zevkin en yüksek noktası olarak tanımlanabilir. Orgazm sırasında nefes alıp verme sıklığı, kalp hızı ve kan basıncı artar. Göz pupilleri büyür, dudaklar koyulaşır, göğüs uçları dikleşir, klitoris ıslanır ve sertleşir. Artan heyecanla beraber deri kızarır ve terleme başlar. Kadında büyük dudaklar, klitoris, vajen ve pelvik organlar penisteki gibi büyür ve genişler.

Vaginanın orgazm sırasında üst üçte birinin kasıldığı görülmektedir. 5 ilâ 8 kez kasılma normal bir orgazma, 3 ilâ 5 kez kasılma zayıf bir orgazma 8 ilâ 12 kez kasılma ise şiddetli bir orgazma işaret ederler. Ancak fizyolojik olarak ölçülebilen ve orgazm şiddetinin saptanmasına yarayan bu olaylar hiçbir zaman orgazmın tek ölçeği ve değerlendirilmesi olarak ele alınmamalıdır. Klitorisîn ritmik olarak uyarılması bir çok kadınlarda vajinanın titreşmesine neden olur. Bu titreşim tıpkı erkeklerdeki kalça kaslarının kasılmasına benzemektedir. Bu arada vajine ile uterus bir değişikliğe uğrar ve serviks bezi salgı yapmaya başlar. Sözü edilen bezin salgısı erkeklerde çok az kadınlarda ise oldukça fazladır.

Bazen orgazmdan hemen önce dakikalarca süren bir haz dönemi vardır. Orgazm, vajinada ve/veya rahimde hissedilebilen istemsiz ve zevk veren kasılmalarla aniden ortaya çıkar. Bazı kadınlarda orgazm, kasılmalar hissedilmeden gerçekleşir. İstemsiz kasılmalar ve spazmlar, bacaklar, karın, kollar ve sırt gibi değişik vücut bölgelerinde görülebilir. Orgazm sırasında vajen bezleri vajinayı iyice kayganlaştıran ve sıklıkla erkekteki orgazma benzetilen bir sıvı salgılarlar.

Orgazm ile ilgili kasılmaların spermi vajinadan rahim ağzına doğru yönlendirdiği ve birden fazla art arda orgazm yaşayan kadınlarda, orgazmın olmadığı sekse göre bu yönlendirmenin çok daha fazla olduğu düşünülür.

Neden vajinal orgazm olamıyorum?

sorusu da kadınların aklını meşgul eden sorulardan biridir. Klitoral ve vajinal orgazm arasındaki fark orgazmın ne yoğunlukta yaşandığı, nasıl-nerede hissedildiği ile ilgili bir fark değildir. Orgazma ulaşmak için neresinin uyarıldığı ile ilgili bir farktır. Pek çok insan, kadında orgazma giden gerçek yolun cinsel birleşme sırasında yani vajinal yol ile olduğuna inanır. Klitoral orgazm hesaba katılmaz. Bugünkü fizyoloji bilgilerimiz bu inancın yanlışlığını göstermektedir. Kadın cinsel organının en duyarlı kısmı, dışarıda küçük ve büyük dudakların birleştiği yerde bulunan klitoristir. Kadın orgazmının tetiğini çoğunlukla klitoris çeker. Vajinanın sadece dışa yakın 1/3'lük kısmında sinir uçları vardır, içteki 2/3'lük kısım ise duyarsızdır. Cinsel birleşme sırasında dıştaki 1/3'lük kısımdaki uyarılar kas ve sinir bağlantıları ile klitorise iletilir. Bu dolaylı uyarı her kadının orgazm olması için yeterli değildir. Kadınların çoğu klitoral uyarı veya cinsel birleşme sırasında vajinal uyarıya eşlik eşlik eden klitoral uyarı ile orgazm olmaktadır. Pek çok kadında fizyolojik olarak cinsel birleşme sırasında sadece vajinal uyarı ile orgazm, oldukça zordur. Özellikle ön sevişmenin kısa sürdüğü, yetersiz cinsel uyarının olduğu, klitoral uyarının olmadığı, sadece cinsel birleşme odaklı ilişkilerde kadının orgazm olabilmesi fizyolojik açıdan son derece zordur.

Klitoris Ve Cinsellik

Klitoris kadınların en hassas bölgesi olan ve orgazm oluşumunda merkezi öneme sahip çok önemli bir anatomik yapıdır.Klitoris kelimesi Yunanca'da küçük tepe anlamına gelen kleitoris kelimesinden köken alır.

Kadına dışarıdan bakıldığında görülen genital bölgelerinin tümüne vulva adı verilir. Vulva; üstte adını aşk tanrısı Venüs’ten alan, genital kılların bulunduğu venüs tepesi yani mons pubis, altta anüs, yanlarda ise iç ve dış dudaklar tarafından sınırlanan bölgedir.

Klitoris; kasık kemiklerinin birleştiği noktanın ortasındadır. Küçük dudakların yukarda birleştiği kısma dek uzanır ve büyük dudaklar arasındaki yumuşak dokunun içinde yerleşiktir. Yaklaşık 3cm uzunluğunda ve 3 mm kalınlığında bir penise benzeyen, Venüs tepesinin altında yer alan, üstte ve yanlarda iç dudaklarla çevrili bir organdır. Klitoris baş ve gövde kısmından oluşan, "ters V" şeklinde bir yapıdır. “Baş kısmı” hafif bir çıkıntı şeklindedir ve iç dudaklar parmaklarla hafifçe geriye ittirildiğinde dışardan rahatlıkla görülebilir. Küçük dudakların birleştiği kısımda bir başlık biçiminde genişler. Bu başlığın altında “klitorisin ucu” bulunur. “Gövde kısmı” ise yanlara doğru uzanan iki koldan oluşur ve vulvanın içine tümüyle gömülü olduğundan dışardan görülmez. Bu nedenle çoğu insan klitorisi yalnızca düğme şeklinde basit bir yapı olarak algılar. Gövdede yer alan kolların içerisinde aynen erkek penisindeki gibi, cinsel uyarılma esnasında içleri kanla dolarak sertleşen, süngerimsi yapılar vardır. Çünkü klitoris embriyolojik olarak penisle aynı kökene sahiptir ve penisin kadındaki tam karşılığı olarak kabul edilebilir. Klitoris uyarıldığında hem baş hem de gövde kısmının içi kan dolarak sertleşir. Bu da erkekteki sertleşmenin tam karşılığıdır.

Klitorisin Faydaları

1-Kadının orgazm olmasını sağlar.

2-Cinsel ilişki sırasında sertleşerek idrar deliğini kapatır ve böylece bakterilerin idrar torbasına girişini engeller.

3-Ters V şeklindeki kollarının şişerek sertleşmesi vajina kanalını gerer, buda penis başının kolayca girmesini sağlar.

Klitoris ve Orgazm

Kadınlar klasik olarak vajinal orgazm ve klitoral orgazm olarak iki şekilde orgazm olurlar. Kadınlar cinsel ilişki sırasında, erkeğin penisinin ve pubis kemiğinin klitorise ritmik olarak temas etmesi, iç dudakların klitorise sürtünmesiyle “vaginal orgazm” olurlar. Yani klitorisin uyarılması daha kolay orgazm olmalarına yol açar. Ayrıca çiftlerin yüz yüze oldukları tüm cinsel birleşme şekillerinde kadın ve erkeğin kasıkları üst üste gelmekte, bu da klitoris üzerindeki ritmik bir basınca yol açmaktadır. Bilinenin aksine hiç bir klitoris uyarısı olmadan "saf vajinal orgazm" oluşması mümkün olmakla beraber olağan değildir. Kadınlar göğüs uçlarını, bacaklarını veya klitorislerini uyararak mastürbasyon yaparken veya cinsel partnerlerinin klitorisi oral veya elle direkt uyarısıyla da “klitoral orgazm” olurlar. Yine bilinenin aksine cinsel ilişki olmadan klitorisin oral veya elle direkt uyarısıyla "saf klitoral orgazm" oluşması mümkündür. Çünkü klitoris penisin tam karşılığıdır. Erkekler penis başının direkt veya dolaylı yoldan uyarısı ile orgazm olurlar. Bu da kadınların çok kolay saf klitoral orgazm olma gerçeğini daha anlaşılır hale getirir. Ayrıca bu durum, kadınların bazı belli ilişki pozisyonlarında daha kolay vaginal orgazm olmalarını ve bazı pozisyonlarda ise kadının yeteri kadar uyarılamadığını ifade ederek vaginal orgazm olamamasını da açıklar.

Orgazma yakın kan hücumuyla belirginleşen klitoris, aldığı cinsel uyarımları beyindeki cinsel merkezlere iletir. Böylece vulvadaki sinirlerde, kaslarda ve damarlarda değişiklik ve tepkilere yol açarak orgazmı hazırlar. Fakat klitorisin bu etkiyi yapabilmesi için zamanında, ritmik olarak, belli bir basınçta ve yeterli oranda uyarılması gerekir. Çünkü klitorise doğrudan doğruya dokunulduğu zaman verilen cinsel uyarımla, öfkeye yol açan tahriş olma arasındaki sınır belli belirsizdir. Cinsel uyarılma öncesi, cinsel bilgisi olmayan ya da az olan kadınlarda klitorise dokunulması zevkten çok acı ve nefret duygusunu kamçılayabilir. Cinsel konularda bilgili ve tecrübeli kadınlarda ise klitoris zevk duygusunu kamçılamaktadır. Ama her ikisinde de önce cinsel uyarım olmalı, ilerleyen süreçlerde klitoral uyarıya geçilmelidir. &services_readmore_title3=ERGENLİK DÖNEMİ &services_readmore_txt3=KADINDA ERGENLİK DÖNEMİ



Ergenlik dönemi 9-13 yaşlarında başlayıp yirmili yılların başlangıcına kadar süren, hızlı bedensel, ruhsal, sosyal değişiklikleri içeren dönemin genel adıdır. Ergenlik dönemi kısaca çocukluktan genç kızlığa geçiş dönemidir.

Ergenlikte genç kızlarda öncelikle göğüsler belirginleşir (Telarş), sonra cinsel bölgelerde kıllanmalar oluşur (Pubarş), en sonda da adet görülmeye başlanır (Menarş).

İkinci seksüel karakterlerde memeler çeşitli evrelerden geçerek normal görünümüne, fonksiyonunu yaparak olgunluk dönemine gelir. Olgunlaşma döneminin saptanmasında meme büyüklüğü veya biçimi gösterge oluşturmaz. Çünkü kişinin genetik ve beslenme durumları bu parametreleri etkiler. Memelerin gelişiminde başta yumurtalıktan salgılanan östrojen olmak üzere, birkaç hormon etkilidir. Çocukluk döneminde meme ucunun altında bulunan çok sayıda meme kanalı, püberte öncesi yıllarda giderek gelişir ve dallanır. Püberte sonunda bu hormonların etkisiyle tam olgunluğa erişir.

Pubis kıllanması da çeşitli evrelerden geçerek erişkin tipine gelir. Normal kız çocuklarında bu evrelerin başladığı yaş ve süreler çok değişkendir. Pubis ve aksilla (koltukaltı) kıllanması da başlıca adrenallerden (böbreküstü bezi) salgılanan androjenlerin etkisindedir.

Memelerin büyüyüp olgunlaşması ve kıllanmanın başlamasıyla beraber genital organların da (cinsel organlar) gelişmesi başlar. Bu gelişme kız çocuğunda östrojen etkisiyle olur ve periyodik kanama (menarş, adet) başlar. İlk adet kanaması normal genital gelişimin en iyi kanıtıdır.

Memelerin gelişimi pübertenin ilk dış belirtisidir. Pubis kıllanması belirmeden meme olgunlaşmasının tamamlanması sözkonusu olmayacağı gibi, pubis kıllanmasının tamamlanması meme gelişimi başlamadan olası değildir.

Göğüslerin Belirginleşmesi (Telarj)

Ergenlik kızların çoğunda göğüslerin büyümesi ile başlar. Göğüslerin büyüdüğünü genelde meme uçlarının birisinin veya her ikisinin üzerinde küçük ve hassas bir kabarıklık (tomurcuk) meydana gelmesi ile fark edilir. Bu kabarıklık birkaç yıl içinde giderek büyüyecektir.

Başlangıçta bir göğüs diğerinden daha büyük olabilir ve bu durum bazen göğüsler son şeklini alıncaya kadar sürebilir.

Kılların Oluşumu (Pubarş)

Ergenlikle birlikte genital bölgede kılların ortaya çıkmasına Pubarş denmektedir.Bu kıllar önceleri incedir daha sonra zaman içinde kalınlaşmaya başlayacaklardır.

İlk Menstürasyon (İlk adet görme, menarş)

İlk adet görme veya tıbbi literatürdeki adıyla "menarş", kız çocuklarının puberte gelişimi sırasında üreme çağına geçişin bir işareti olarak kabul edilir. Kızların çoğu 9-16 yaşları arasındayken ilk adet kanamasını yaşarlar.

Adet kanamasına eş anlamlı olarak "mens", "menstruasyon", "ay hali" veya "regl" denilebilmektedir.

Görülen ilk adet kanamasına ise "menarş" denir.

Menarş, yani ilk adet kanaması 11-15 yaşlar arası herhangi bir zamanda, ortalama olarak 12.5 yaşında ortaya çıkar.

İlk adet kanamasının ortaya çıktığı yaş kalıtsal özelliklerden etkilenir. Dünya genelinde yüzyıl öncesine göre ilk adet kanaması yaşı yaklaşık 4 yıl geri gelmiş durumdadır.

İlk adet kanamaları genellikle yalnızca östrojen hormonu etkisinde ortaya çıkan sıklıkla düzensiz kanamalardır. Yumurtlama henüz devreye girmediğinden kız çocuğu adet kanamasını beklenmedik zamanlarda görebilir.

İlk adet kanamasından ortalama 2 yıl sonra yumurtlama olayı da devreye girer ve adet kanamaları düzenli hale gelirler.

Hızlı boy uzaması genellikle ilk adet kamasından sonra yavaşlamaya başlar.

Özetlenecek olursa, kız çocuğunda meme dokusunun gelişmeye başlamasıyla puberte başlamış olarak kabul edilir. Puberte çağının ilk belirtileri bazı kız çocuklarında yapısal özelliklere bağlı olarak 13-14 yaşına kadar gecikebilir.

ADET DÖNGÜSÜ NASIL OLUŞUR?

Ergenlik döneminde beyinden gelen uyarılar, yumurtalıklardan östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salınmasını sağlar. Adet döngüsü bu hormonlar tarafından düzenlenir. Kız çocukları doğduğunda yumurtalıklarında 400.000 civarında yumurta vardır. Doğumdan ergenlik dönemine dek geçen süre içinde yumurtaların bir kısmı dejenere olur. Ergenlik ile birlikte her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır. İlk adet kanamasına menarş denir. Adet kanaması 9-16 yaşları arasında başlar.

1-14 Gün:Bu günler döngünün östrojen fazı olarak da adlandırılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün östrojen en düşük düzeydedir. Hipofiz bezine gönderilen sinyaller ile FSH adı verilen hormon salınır, bu hormon yumurtalıklardan östrojen üretimini uyarır.

1. Gün: Adet kanaması başlar. Miktarı önemli olmamakla birlikte kanamanın başladığı ilk gün döngünün 1. günü olarak sayılır. Kanama genellikle 28 günde bir görülür. Bu dönemde yumurtalıklardan salınan yumurta döllenmediği takdirde rahmin iç tabakası ile beraber atılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün sancılı geçebilir.

2-5. Gün: Kanama giderek azalır.

6. Gün: Kanama durur, bu arada yumurtalıklarda folikül adı verilen kese içinde bulunan yumurta büyümeye devam eder.

7-12. Gün: Yumurtayı içinde bulunduran kesecik büyür ve östrojen üretimi devam eder. Rahmin iç tabakası giderek kalınlaşır.

13-14. Gün: Ovulasyon (yumurtlama), olgunluğa erişen yumurtanın yumurtalıklardan salınmasıdır. Bu dönemde cinseli lişkide bulunulursa gebelik gerçekleşebilir. Ovulasyonun (yumurtlamanın) gerçekleştiği günlerde karnın alt kısmında ve kasıklarda hafif ağrı olabilir. Çok az kanamanın da görülebildiği bugünlerde vücut ısısı artar.

15-28. Gün: Adet siklusunun ikinci yarısında yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır. Progesteronun etkisi ile rahmin iç tabakası kalınlaşarak gebeliğe hazırlanır.

15-18. Gün: Yumurtalıklardan salınan yumurta tüpler aracılığı ile rahme gelir. Bu arada östrojen düzeyi düşmeye başlar ve yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır.

19-20. Gün: Rahim gebeliğe hazırdır. Progesteron endometrium adı verilen rahmin iç tabakasının kalınlığını arttırır. Premenstrual sendroma da ( adet öncesi gerginlik sendromu ) neden olan bu hormon duygusal değişikliklere ve ciltte bozukluklara yol açar.

21-28. Gün: Progesteron ve östrojen yüksekliği devam eder. Bunlar göğüslerde ağrı ve hassasiyete, vücutta su toplanmasına ve belli gıdalara karşı aşırı istek duyulmasına neden olur. Tuzlu gıdalar yenildiğinde vücutta şişlik artar. Yumurta döllenmediği zaman gebelik oluşmaz, progesteron ve östrojen düzeyi düşer ve adet kanaması başlar.

GENÇ KIZ SAĞLIĞI



İlk adet görme (Menarş) kız çocuklarının puberte gelişimi sırasında üreme çağına geçişin bir işareti olarak kabul edilir. İlk adete menarş da denmektedir. Menarş yaşı kız çocuğunun genetik yapısı, beslenme ve sosyokültürel yapısı ile ilişkilidir. Ortalama olarak 9 ile 16 yaş arasında olabilir. Menarş yaşı coğrafik bölge ile de ilgilidir.

Puberte gelişim evrelerine göre ilk önce boy uzaması ve memede tomurcuklanma izlenir. Daha sonraki aşamada cinsel bölge ve koltuk altında tüylenme oluşur. Bunlardan sonra ilk adet gerçekleşir. 9 yaş öncesinde gerçekleşirse erken menarş olarak değerlendirilir. Altta yatan herhangi bir hormonal bozukluk olabilir.

Bu nedenle doktor kontrolü gerekir. Erken menarşa hiçbir neden saptanamasa da boy kısalığına neden olabileceği için tedavisi gereklidir. Menarşın 16 yaşın üzerinde hala olmaması da araştırmalıdır. Böyle durumlarda kız çocuğunda ikincil cinsiyet karakterleri denen tüylenme, meme gelişimi, ve boy uzamasının evresi de önemlidir. 4 yaşına gelmesine rağmen bunlardan hiçbirinde bir değişiklik yoksa yani kasık tüylenmesi ve meme gelişimi yoksa hormon salgılanması ile ilgili bir gelişim anormalliği olabilir. Ancak ikincil seks karakterlerinde değişiklik varsa adet kanamasının olması için 16 yaşına kadar beklenebilir.

Puberte Prekoks (Erken Puberte)

Pubertenin 9 yaşından önce başlamasına pııberte prekoks denir. Puberte prekoksta her şeyden önce beyin, over( yumurtalıklar) ve böbrek üstübezi adrenalde organik bir lezyonun, tümöral bir oluşumun araştırılması gerekmektedir.

Puberte prekoks idiyopatik (sebebi açıklanamayan-%80’i ) , beyine bağlı , yumurtalıklara bağlı ve böbrek üstü bezi adrenal kaynaklı olabilir.

Erken pubertenin tedavisinde amaç kanamaların kesilmesi ve ilerde olabilecek boy kısalığının önlenmesidir. Beyin, over ve adrenalde herhangi bir tümör tespit edilmişse bu tümör çıkartılmalıdır. Tümörü olmayan ve nedeni bilinemeyen olgularda androjen etkisi olmayan progesteronlar kullanılır. İlaç tedavisi denenmelidir.

Puberte Tarta ( Gecikmiş Puberte, Adetin Başlamaması )

Pubertenin, 16 yaşına olana kadar başlamamasına puberte tarda (gecikmiş puberte, adetin başlamaması) denir. Öncelikle kemik yaşı tespit edilmelidir. Kemik yaşı 11 yaşın altındaysa bir puberte gecikmesi düşünülebilir. Kemik yaşı 11 yaşın üzerinde ise burada puberte gecikmesi dışında kromozom anomalileri , genetik bozukluklar gibi başka patolojiler düşünülmelidir.

Tedavide teşhis konulduktan sonra hormon replasmanı, hormon tedavisi yapılarak adet gördürülmeye çalışılmalıdır. Ultrasonografi ile iç genital organlar kontrol edilmeli, muayene ile dış genital organları, kızlık zarının normal olup olmadığı ve vajinanın varlığı tespit edilmelidir. Detaylı bir hormon tetkiki ve genetik inceleme gerekir.

Adet kanamasını başladığı ilk yıllarda adetler düzensiz olabilir, bu gayet normaldir.Adet düzeni sık kilo alıp verme , sıkı diyet ve egzersiz, stresli çalışma ortamıgibi çeşitli faktörlerden etkilenebilir.

Adet Hijyeni

Adet kanaması sırasında en sık kullanılan ürünler kadın hijyenik pedleridir. Bunlar iç çamaşırına yerleştirilen ve emiciliği fazla olan ürünlerdir. Bunlar adet kanını emerek, pedin iç katlarına alır. Bir diğer yöntem ise tampon kullanımıdır. Genç kızlar için üretilmiş ve vajinanın girişindeki kızlık zarına zarar vermeyen tipleri de vardır. Cinsel hayatı aktif olan kişiler tamponu daha rahat kullanır.Tampon kullanan kişilerin tamponu mutlaka 4–6 saatte bir değiştirmeleri gerekir. Genç kızlarda tampon yerine küçük veya orta boy hiyyenik pedler tercih edilmelidir.

Genç Kızlarda Sağlıklı Vajina Ve Vajinal Salgı, Akıntı Nasıl Olmalıdır?

Normal vajinal salgılar kokusuz ve renksizdir. Cinsel aktivite, yaş, menstrual siklusun dönemi, genel sağlık durumu ve beslenme vajinal salgıda değişikliklere yol açabilir.Vajinal florada yer alan mikroorganizmalar arasındaki denge bozulduğunda (antibiyotik kullanıöı v.s.) bu mikroorganizmalardan biri veya birkaçı daha fazla çoğalarak baskın hale gelir ve enfeksiyonlara yol açar. Vajinal enfeksiyonlarda vajinal salgının miktarı, rengi ve kokusu değişir. Genç kızlarda en sık mantarların yol açtığı enfeksiyonlar görülür.



ERGENLİKTE CİNSEL EĞİTİM



Ergenlik büyümektir, değişmektir, başkalaşımdır. Ergenliği ikinci doğum olarak da düşünebiliriz. Doğum fetüs halden bebek hale geçişi, ergenlik de çocukluktan erişkinliğe geçişi ifade eder.Bu dönemde gençler, her iki cins için de geçerli olan fiziksel ve psiko-sosyal bazı değişimler yaşarlar;

Kendi cinselliğini öğrenmek için en temel dönemdir.Başarısızlık ve hataları konusunda duyarlıdır.

Cinsel yönelimdeki farkları tanır.

Yeni bedeninden hem utanç hem gurur duyar.

Kendi cinselliğine ilişkin yetişkin tepkilerini içselleştirir.

ÖN ERGENLİK DÖNEMİNDE CİNSEL GELİŞİM

İlkokul döneminde cinsellik uykuya yatar. İlkokul sonuyla birlikte çocuk duygusal ve fiziksel olarak değişmeye başlarlar. Genellikle kız çocuklar erkeklere göre daha erken bu değişimleri yaşamaya başlar. Bazen erkek çocuklar da ön ergenliğe erken girebilir. Ön ergenlik dönemi çok hızlı bir değişim dönemidir. 2. incil cinsel özellikler ortaya çıkar. Kızların kızları, erkeklerin erkekleri tercih ettiği bu dönemde psikolojik gelişim de başlar. Kızlar kızlarla erkekler erkeklerle bir arada olup karşı cinsi tanır.Üreme sisteminin işlemeye başlaması ile ergenlik başlar. 17-18 yaşlarında vücut son boyutunu alır. Beden gelişiminin tamamlanmasıyla birlikte her iki cinste kendilerini kız veya erkek olarak tanımlamaya ve buna uygun sosyal davranışlar edinmeye başlar. Genç genetik veya başka etkenler nedeniyle yaşının gelişimsel normlarına ulaşamamış olursa bedenine ilişkin olumsuz duygular ve algılar hissedebilir.

ERGENLİK DÖNEMİ

(13-14 yaşlarında başlar, 17-21 yaşlarında sona erer)

Ergenliğin İlk Döneminde (13-14 yaş )

Büyüme devam eder ama erinliğe göre yavaşlama vardır.

Daha çok iç organ büyümeleri olmaktadır ve bu da gözle görülür bir biçimde değildir.

Erinlikteki orantısız büyümeler bu dönemde kendilerini düzelterek yetişkin düzeyine ulaşırlar.

Ek cinsiyet özellikleri yetişkin düzeyine erişir.

Esas cinsiyet özellikleri hem büyüklük hem de işlev yönünden tam olgunluğa erişmemiştir.

Kızlarda adet kanamalarının düzene girmesi beklenir.

Karşı cinse olan ilgi artar.

Kasların gelişmesi sonucunda kas gücü artar.Ergen hareketsiz kalmayı yeğler.

İstemli hareketlerin hızı dönemin başından sonuna kadar azalan bir hızla artar (13 yaşında 17 yaşındakinden daha hızlı hareket eder.)

Erkekler, kızları kas gücü ve hareket hızında geçerler.

Ergenliğin Son Döneminde (17-21 yaş)

Ergenliğin son döneminde büyüme atılımı yavaş yavaş durur. Bu gelişim ergene kas hareketleri ve çalışmaları arasında ahenklilik sağlar.

Ağırlık vücuda orantılı bir biçimde dağıldığından vücut oranları yuvarlaklaşır.

Beden bölümlerindeki orantısızlıklar kaybolup normal oran oluşmuştur.

Cilt, kötü beslenme alışkanlığı yoksa düzelmiş, sivilceler kaybolmuştur.

Ek cinsiyet özellikleri gelişmelerini tamamlamış, esas cinsiyet organları birkaç yıl daha gelişmeye devam edecektir.

Karşı cinse olan ilgi yoğunlaşır.

Yüzde, vücutta ve baştaki kıllar ve saçlar gelişmelerini tamamlayıp en olgun duruma gelmişlerdir.

İç organlardaki büyüme yetişkinliğin başına kadar sürer gider.

Duygusal ve kişilik gelişimi devam eder.

Fiziksel güçte erkek-kız farkı bu dönemde en belirgin hale ulaşmıştır.

Ergenlik döneminde gençlere cinsel eğitim vermek çok önemlidir. Bu dönemmdeki çocuklar kendi vücutlarını artık tanımaya başlarlar ve karşı cinse karşı bir merak oluşmaya başlar. Bu,dönemde çocuklara doğru ve sağlıklı cinsel eğitim vermek şarttır.Gençler özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar ,gebelik , gebe kalmak için mutlaka cinsel ilişkinin şart olmadığı,kürtaj, cinsel istismar , tecavüz vb. önemli konularda bilgilendirilmelidirler.



GENÇ KIZLARDA KANAMALAR



Genç kızlarda ergenlik döneminde ilk görülen adet kanamasına menarş denmektedir. Ergenlik (adolesan) döneminin başlarında adet düzensizliği ve anormal adet kanaması sık karşılaşılan durumdur ve nedeni genellikle yumurtalıkların düzgün çalışmamasına ve yumurtlamanın olmamasına bağlıdır.Zaman geçtikçe beyin , yumurtalıklar ve rahim arasındaki iletişim daha da olgunlaşır ve yumurtalıklar beyinden gelen uyarılara daha düzgün cevap vermeye başlar bu şekilde yumurtalıklardan yumurtlama ve progesteron hormonunun salgılanmasıyla adetler düzene girmeye , aşırı düzensiz kanamalar kesilmeye başlar.

Ayırıcı Tanı:

Polikistik over sendromu

Corpus luteum yetmezliği

Persiste corpus luteum

Kanama ve pıhtılaşma sistemine ait hastalıklar

Hormonal bozukluklar (hipotiroidi.....)

Tanı:

Jinekolojik ve medikal öykü

Pelvik muayene

Ultrasonografi

Laboratuar Testleri

-Kan sayımı

-Koagülasyon testleri

- Hormonal değerlendirme

Persiste ve şüphelenilen vakalarda histeroskopi, endometrial biopsi gibi ileri düzey tetkik ve incelemeler de yapılabilir.

Tedavi:

Öncelikle altta yapan başka bir nedenin olup olmadığı araştırılmalıdır , bu amaçla genellikle ultrason kullanılarak rahim , yumurtalıklar ve batın içi organlar değerlendirilir, gerekirse hormon tahlilleri yapılır.Genellikle bu dönemdeki kanamalar doğum kontrol hapları ile kontrol altına alınmaktadır ancakdoğum kontrol hapları da dikkatli kullanılmalı yüksek doz hormon verileceği için hasta yan etkileri konusunda bilgilendirilmelidir. &services_readmore_title4=GENİTAL ESTETİK OPERASYONLAR &services_readmore_txt4=GENİTAL ESTETİK AMELİYATLAR



Vajina estetiği son yıllarda sıkça yapılmaya başlanan estetik operasyonların başında gelmektedir ve en sık uygulanma nedeni sistosel ve rektosel dediğimiz idrar torbası ve bağırsakların sarkmasıdır.

Genellikle zorlu vajinal doğum ve iri bebek doğumlarında pelvik kasların gevşemesi sonucu bu durum ortaya çıkmaktadır ve tedavisinde ameliyat ile gevşemiş dokuların tamiri yapılmakta , vajinal bölge daraltılarak idrar torbası ve bağırsak duvarı eski haline getirilmeye çalışılmaktadır.

Sistosel’in en önemli belirtisi idrar kaçırma ve idrar yolu enfeksiyonudur. Bu durum özellikle idrar torbası boynunun eski anatomik pozisyonunu kaybetmesi sonucu oluşmaktadır ve ameliyatta bu durum düzeltilmeye çalışılır.

Vajinal estetik ameliyatlarının yapılma nedenlerinden diğeri ise küçük dudakların fazla büyük olması ve doğum sonrası kötü tamir edilmiş laserasyonlar (yırtık) ve epizyotomidir.

Küçük dudakların iri olması hastaları hem estetik yönden rahatsız edebilekte hem de cinsel ilişki esnasında ağrıya neden olmaktadır. Ameliyat ile iri olan dudaklar ufaltılarak hasta şikayetleri giderilmekte ve hasta kısa sürede normal yaşamına geri dönebilmektedir.



LABİOPLASTİ(Labioplasty)

Bayanlarda küçük dudak olarak tabir edilen labium minörlerin çok büyük olması ve asimetrik olması bazen psikolojik ve ağrı gibi ciddi problemlere yol açabilmektedir.

20-30 dakikalık bir operasyon büyük veya asimetrik dudaklar kolaylıkla düzeltilmekte ve hasta hem anatomik , estetik sonuç olarak ve hem de psikolojik olarak rahatlamaktadır.

Bu ameliyat kızlık zarına zarar vermez, cinsel ilişkiye, orgazma, gebe kalmaya ve doğum yapmaya hiç bir zararı veya engeli yoktur. Ameliyattan sonra idrar yapma ile ilgili bir sorun olmaz,doktor tarafından önerilen temizlik yöntemleri ile bakım yapılır. Ameliyatın ertesi günü duş alınabilir, normal hayata dönülebilir. Yara iyileşmesi 1 haftada tamamlanır, Ameliyattan 3-4 hafta sonra cinsel ilişkiye girilebilir.

Benzer şekilde iç dudakların asimetrik olması durumu da hem psikolojik hem de fonksiyonel olarak cinsel hayatı olumsuz etkileyebilir ve yine labioplasti gerekli olabilir.

Labioplasti operasyonları bakire kızlara da uygulanabilmekte ve işlem kızlık zarında herhangi bir hasara sebebiyet vermemektedir. Ayrıca bu kişilerin ileride normal doğum yapmalarında da bir sakınca yoktur.



VAJİNAYI DARALTMA

Bayanlar bazen cinsel organlarının şeklinden rahatsız olabilmekte ve genellikle ilerleyen yaşla ve vajinal doğumların da etkisiyle genital organlarının genişlemesinden dolayı hem estetik hem de psikolojik olarak sorunlar yaşayabilmektedirler.

Bu tür şikayeti olan kişilerde yapılacak olan estetik operasyonlar hem psikolojik olarak kadını rahatlatacak hem de gevşeme sonucu oluşan cinsel isteksizlik v.s. gibi problemleri ortadan kaldıracaktır. .

Vajinada oluşan gevşeme ve bolluk her iki partnerde de orgazm konusunda sorun yaratacaktır. .

Vaginal genişleme ve buna bağlı cinsel problem varlığında yapılması gereken basit bir cerrahi operasyon ile vaginayı daraltmaktır. Epidural anestezi veya genel anestezi altında vaginanın arka duvarından boylamasına bir parça çıkarılarak kesik kenarlar birbirine dikilir ve bu şekilde vajinada bolluk yaratan fazla kısım çıkartılmış olur. Operasyon yaklaşık yarım saat sürmekte ve hastanede yatmayı gerektirmemektedir. .

Hoşnutsuzluk yaratan doğumlara bağlı bir başka problem ise doğum esnasında açılan epizyotominin veya doğum sonrası oluşan yırtıkların bıraktığı dikiş izidir. Burada gelişen nedbe dokusu hem kadının hem de erkeğin cinsel tatminini engelleyebilir. Bu problemde vajinoplasti ile düzeltilebilir.



GENİTAL ESTETİK

Genital gölgedeki şekil bozukluğu doğuştan varolabilmekte ya da daha sonraları çeşitli nedenlerle gelişebilmektedir (doğum , kaza , vs. ) .Genital bölgedeki bu şekil bozuklukları ,kadının cinsel hayatını hatta günlük yaşantısını olumsuz yönde etkileyebilmekte , zamanla cinsel ilişkiden soğuma, hatta takıntı veya anksiyete gibi ciddi sorunlar da ortaya çıkarabilmektedir.Kadın dış genital organları,mons pubis dediğimiz göbek altındaki kıllı üst kısım, labia major kıllı dış dudaklar, labia minor kılsız iç dudakalar, klitoris labia minörlerin üsteki birleşim yeri,hymen dediğimiz kızlık zarı vagina girimindeki zar tabakadır. Bazı genç kadınlarda bu dış anatomik yapıların bir kısmı hiç gelişmemiş, az gelişmiş, asimetrik olarak gelişmiş yada fazla gelişmiş olarak bulunabilir. Kadın kendi vücudunu tanımaya başladıkça genital bölgesindeki bu farklılıklar onda problemler oluşturabilir. İlk cinsel beraberliğinde hymen denilen kızlık zarının yırtılmasında olan kanama, konjenital dediğimiz doğuştan olarak kızlık zarının bir türünde olmaz ve durum hem o genç kadın hemde eşi için bazen problem teşkil edebilir. Bu nedenle, cinsel olgunluk dönemine ulaşan kadın, aktif cinsel hayata başlamadan önce rutin muaynesini yaptırarak dış genital sistemini tanımalıdır.

Labioplasti

En sık rastlanan genital estetik sorunlardan biri, dış ve iç dudakların büyüklüğü ve sarkmalardır. İç dudaklar ( labia minör ), klitorisin üst kısmından vajina girişinin altına kadar uzanan kıvrımlı yapıları oluşturur. Bazı kadınlarda iç dudakların dış dudaklardan biraz taşması doğal olarak kabul edilir. Ancak dış dudaklardan sarkacak şekilde uzun olması tıbben önemli bir sorun yaratmasa da estetik görüntüyü bozarak kadını çözüm arayışına iter. Bazen dış dudaklar ( labium majuslar ) yapısal olarak normalden uzun , büyük veya asimetrik olabilir. Bu durumda cinsel ilişki esnasında penisin itmesi ile labiumlar gerilebilir ve bu da ağrıya yol açabilir. Tüm bu nedenlerle tedavi ve kozmetik amaçlı cerrahi ile labiumlar normal boyutlarına indirilebilir. Asimetri - eğer varsa - giderilebilir. Labioplasti operasyonu daha önceden doğum yapmamış kişilerde de uygulanabilir. Hatta bakire kızlarda bile yapılması kızlık zarı açısından hiç bir problem yaratmayacaktır.

Lokal veya genel anestezi altında 30 - 40 dakika süren işlemde eriyen dikişler kullanıldığı için dikiş alma sorunu da yaşanmamaktadır. Bu ameliyat kızlık zarına zarar vermez, cinsel ilişkiye, orgazma, gebe kalmaya ve doğum yapmaya herhangi bir zararı veya engeli yoktur. Ameliyattan sonra idrar yapma ile ilgili bir sorun yaşanmaz, ameliyat bölgesinde aşırı derecede ağrı ve yanma olmaz. Yara iyileşmesi bir haftada tamamlanır. Ameliyattan 3-4 hafta sonra cinsel ilişkiye girilebilir. Dıştan bakıldığında ameliyat izi fark edilmez. 2 gün sonra duş alınabilir.

Vajinanin daraltılması

Diğer bir genital estetik sorun vagen genişliğidir. Bu durum kadınların cinsel ilişki sırasında yeterince haz almalarını engeller. Üstelik sorun sadece bununla da kalmaz; kadınlar, genişleyen vajinaları yüzünden idrar kaçırma gibi sağlık problemleriyle de karşı karşıya kalabilir. Vaginal genişleme nedenleri; Genetik olarak bazı kadınlarda normalde vagina büyük olabilir. Fazla sayıda ilişki, kürtaj doğum, doğumda bebeğin iri olması, Özellikle doğumdan sonra düzgün onarılmayan yırtıklar veya doğum sonrası dikişlerde açılma olması, yaşın ilerlemesi ile beraber vaginada elastikiyet kaybı olması vaginada genişlemelere ve gevşemşlere neden olur.

Bazen cinsel ilişki anında vajen içinden bir takım hoşnutsuzluk yaratan sesler de gelebilir. Eğer bu durumda vajen olması gerekenden fazla geniş ise daraltılarak sorun giderilebilir.

Bazen de cinsel hazzın arttırılması amacı ile daha önce doğum yapmamış, hatta bekar olan bayanlarda da vajen daraltıcı ameliyatlar yapılabilmektedir.

Vajinal genişlik ile beraber genellikle idrar torbasında ve barsaklarda da vaginaya doğru sarkma meydana gelir. İdrar torbasında sarkma idrar kaçırma, sıkışma vb. gibi problemler ortaya çıkarabilir. Vaginal genişleme aynı zamanda ilişki esnasında vaginada normal sulanmayı engeller ve problemi iyice arttırır. Sonuç olarak vajina gevşer, iç - dış genişliği artar ve cinsel haz azalır. Duvarlardaki gevşeme aynı zamanda cinsel partner olan erkeğin duyacağı cinsel hazzı da azaltacaktır. Cerrahi olarak vajinal kanal daraltılmakta ve gevşemiş olan kas yapıları düzeltilmektedir.

İdrar torbası ve mesane sarkması operasyonları

İdrar torbası genellikle doğum sonrası, özellikle iri bebek doğuranlarda ya da çok doğum yapanlarda ortaya çılan ve neticesinde idrar tutamama şikayelerine neden olan, gündelik hayatı olumsuz yönde etlileyen anatomik bir problemdir.

İdrar torbasının vajina içinden girilerek yukarı asılması “Colporaphy anterior ” (ön onarım), barsağın son kısmının ise vajen alt duvarına gömülmesi operasyonları “Colporaphy posterior” (arka onarım) operasyonları olarak anılmaktadır.İşlem çoğunlukla genel anestezi bazen de epidural anestezi altında yapılabilir. Yapılacak işlemin şekline göre operasyon genellikle 15-30 dakika arası zaman alır ve hastalar birkaç gün içerisinde normal yaşantılarına dönebilir.

Sıklıkla operasyon sonrası hastanın bir gün hastanede kalması gerekir. Bazen ise sabah yapılan ameliyat sonrası aynı akşam hasta evine gönderilebilir.Ameliyat sonrası cinsel yaşantı ise 15-20 gün sonra yeniden başlayabilir.

Epizyotomi nedbelerinin çıkarılması

Epizyotomi normal doğum esnasında bebeğin başı çıkmadan düzgün bir kesi olması amacıyla yapılan ve vajen çıkışının genişletilmesi amacıyla yapılan kesidir. Bu kesi doğumdan hemen sonra dikilerek tamir edilir. Bazen de kötü iyileşmiş epizyotomi nedbeleri nedeni ile ağrılı ilişki veya cinsel tatminsizlik ortaya çıkan çıkabilir. Burada lokal ya da genel anestezi altında var olan nedbe dokusu çıkartılır ve yara yerinde reaksiyona neden olmayan dikiş materyalleri ile yeniden estetik olarak dikilir. Aynı esnada doğumlara bağlı olarak gelişen vajen yırtıkları da düzeltilir. &services_readmore_title5=GEBELİK-HAMİLELİK-DOĞUM &services_readmore_txt5=HAFTA HAFTA GEBELİK(BAKINIZ ANA MENÜ GEBELİK SÜRECİ)



GEBELİK



Gebelik dönemi yaklaşık olarak 40 hafta sürmektedir ve doğumun ne zaman başlayacağını tam olarak kestirmek mümkün değildir.Bizim için doğumun başladığını gösteren bazı önemli işaretler vardır ve bunların her gebe tarafından bilinmesi önemlidir.

Şu durumlarda doktorunuzu arayın :

Eğer su gelmişse

Şiddetli kanama oluyorsa

Sancılar hafiflemeden kasılmalar oluyorsa

Yalancı sancılar

Düzensiz aralıklar ile gelir.

Hareketle veya pozisyon değiştirmekle azalır. Sırtta değil karında hissedilir.

Doğum olayı düzenli sancıların gelmesiyle başlamaktadır , bu sancılar rahmin kasılması sonucu oluşmaktadır, rahim kasıldıkça rahim ağzı da buna eşlik ederek incelmeye ve genişlemeye başlar, çünki bebeğin başı buradan geçerek vajene inecek ve bebek bu şekilde doğacaktır. Bu olayların belli bir düzende gerçekleşmesi çok önemlidir bazı durumlarda rahim ağzı tam açılmayabilir (iri bebek veya dar pelvis- çatının darlığı) bu gibi durumlarda sezeryan doğum ile bebek doğurtulmaktadır.

Rahim ağzının düzenli bir şekilde açılması için rahim sancılarının - kasılmanın belli bir şiddette ve sıklıkla olması gereklidir bu yüzden de doğum esnasında hastalara rahim kasılmasını arttırıcı ilaçlar verilmektedir. Rahim ağzı tam olarak açılınca (10 cm) bebeğin başı aşağıya inmeye başlar ve artık bebek doğmaya hazırdır bu esnada doktor tarafından epizyotomi dediğimiz kesi vajene yapılarak vajen çıkışı genişletilir ve bebek bu şekilde doğurtulur.

Doğumun safhaları :

1. EVRE:

Rahim kanalının açılma dönemi (servikal efasman)Sancılar 5-10 dakika aralıklı 40-50 sn sürer.Sancılar 2 dakika da bir oluncaya kadar bu dönem sürer.Bu süre ilk kez doğum yapanlarda 12-16 saat kadar sürebilir.

2.EVRE:

Rahim ağzının tam açılıp bebeğin kafasının doğduğu ana kadar olan süredir.

Yaklaşık 2 saat sürer.

3.EVRE:

Plasenta ve zarların doğumu

Bebek doğduktan hemen sonra bebeğin durumu APGAR skoru ile değerlendirilir. Doğumdan yaklaşık 5 dakika sonra bebeğiniz kucağınızda olacaktır.

NİŞAN GELMESİ (Mukoza tıkacının dışarı atılması):

Gebelik süresince rahim boyunu tıkayan ve kan izi taşıyan sümüksü salgıların dışarıya atılması demektir. Bu işlem doğumdan 24 ya da 48 saat önce meydana gelebilir. Bunu fark etmeyebilirsiniz.

Sancılı rahim kasılmalarının ortaya çıkması:

Gebeliğinizin son haftalarında hissedebileceğiniz kasılmaları karnınıza elinizi koyarak da hissedebilirsiniz. Bu kasılmaların belirli bir düzeni yoktur ve doğum başlangıcını ifade etmezler. Bebeğin başı girmesine ya da basenin değişmelerine denk gelen sancılar da tek başına doğum habercisi değillerdir. Gerçek anlamda doğumun başladığının işareti kasılma ve sancıların aynı anda meydana gelmesi ile olur. Doğumun başladığını kasılmaların düzenli olması, giderek daha sıklaşması, uzaması ve yoğunlaşması ile anlayabilirsiniz.

Suların gelmesi

Su akıntısı genelde genişleme sırasında meydana gelir ve eğer su cebi doğal yolla yırtılmazsa doktor rahim boynu 4-5 cm açıldığında genişleme hızını arttırmak için bu su cebini yırtar.

Rahim Ağzının Genişlemesi (SERVİKAL DİLATASYON)

Genişleme esnasında şunlar yapılacaktır:

Doğumun gidişatını düzenlemek , hızlandırmak amacıyla ve doğum eyleminin çok uzun sürmesini engellemek için iğneyle size bazı ilaçlar (oksitosin) verilebilir. Su kendiliğinden gelmiyorsa doktor eliyle su cebini yırtacaktır.

Genişleme tamamlandığında doğumun kısa süren ikinci evresi başlar, bu durum ilk doğumunu yapan annelerde 20-30 dakika, daha sonraki doğumlarda daha kısa sürer. Bu esnada anneden tüm gücüyle ıkınması istenir amaç bu evreyi en hızlı şekilde tamamlamaktır.

Her kasılma sonucunda vulva daha da genişler ve bebeğin kafası görünmeye başlar. Bu durumda doktorunuz sizden artık itmemenizi isteyecektir. İtmemek için genişlemenin sonunda olduğu gibi çabuk bir şekilde nefes almalısınız.

Bebeğin başı vulvadan çıktıktan sonra doktorunuz önce bir omuzu ve sonra diğerini çeker ve vücudun geri kalan kısmı sorunsuz olarak çıkar. Bebeğiniz doğar doğmaz ilk çığlığını atıyor ve ilk kez nefes alıyor akciğerlerine hava girdiği ve genişlediği için acıdan çığlık atıyor olabilir. Bu tarif edilmesi çok güç olan ve dokuz aydır beklediğiniz mutluluk anıdır.

Doktorunuz perine bölgesini kontrol edecek ve dikiş atmanın gerekip gerekmediğine karar verecektir. Küçük yırtıkların kendiliğinden iyileştiğini ancak epiziotominin mutlaka dikiş gerektirdiği bilimsel olarak bilinmektedir. Lokal anestezi uygulandığı için acıyı hissetmeyeceksiniz.

Doktorunuz göbek bağını keser ve kordonun kesilmesi ne anneye ne de bebeğe acı vermez. Bebek tıkanıklığı giderme aletleriyle donatılmış ısıtıcı bir masaya konur. Bir oksijen verme sistemi de gerekliyse harekete geçirilebilir. Bebeğin sağlıklı olup olmadığı doktor tarafından genellikle yeni doğan bir bebek için standart sağlık kontrol yöntemi olan APGAR puanlaması yöntemi ile kontrol edilir.



ÜÇLÜ TEST



Üçlü Üçlü tarama testinde adından da anlaşıldığı üzere anne adayından alınan kan örneğinde 3 değişik maddenin incelemesi yapılır bunlar, gelişmekte olan fetusun ve plasentanın ürettiği alfa-fetoprotein (AFP), koryonik gonadotropin (HCG) ve östriol (E3) dür. Gebe bir kadının kanında bu üç madde de normalde bulunur. Bu maddelerin anne kanındaki düzeyleri normal olmayan hamileliklerde sapmalar gösterir Üçlü test incelemesi sayesinde down sendromu (trizomi 21), nöral tüp defekti ve trizomi 18 adı verilen genetik hastalığın bebekte olma olasılığı sasptanmaktadır. Üçlü test hamileliğin 15 ile 22. haftaları arasında yapılabilir. Ancak en tatminkar sonuçlar 16-18. haftalarda yapılan incelemelerde elde edilmetedir. Bu nedenle testin bu haftalar içinde yapılması idealdir. Test sonucunun sağlıklılığı belirleyen en önemli faktör gebelik haftasının doğru bilinmesidir. Bu amaçla genellikle ultrasondan yararlanılarak gerçek gebelik haftası belirlenir.

Üçlü test ile ilgili en önemli nokta bunun tanı koyduran bir test değil sadece yüksek risk taşıyan ve kesin tanı koyduracak ileri testlerin yapılmasına gerek olan bireyleri belirlemeye yarayan bir tarama testi olduğudur. İleri test ile kastedilen amniyosentezdir. Amniyosentez her hamile kadında yapılması gerekli olan bir test değildir. Kimlerde yapılıp kimlerde yapılmayacağına karar verirken üçlütest, ikili test, ultrason bulguları, aile ya da tıbbi özgeçmiş dikkate alınarak karar verilir.



İKİLİ TEST



İlk trimester tarama testi (11-14 hafta testi, İkili test) kısaca PAPP-A ve serbest B -hCG adı verilen iki hormonun kanda ölçülmesi ile yapılan bir tarama testidir. İkili test Down sendromu taramasında üçlü teste göre daha yeni bir testtir. Üçlü teste göre avantajı daha erken yapılması ve gereken ileri tetkiklerin daha erken uygulanmasına ve Down sendromlu bebeğin daha erken gebelik haftalarında teşhis edilebilmesine olanak sağlamasıdır . Bunun dışında yapılan çalışmalar bu testi Down sendromu için üçlü teste göre biraz daha duyarlı olduğunu ortaya koymuştur.İlk trimester tarama testi gebeliğin 11-14 haftalarında ultrasonografi cihazı yardımıyla bebeğin ense pilisi kalınlığının (NT) ölçülmesi ve anne kanında PAPP-A (Pregnancy associated plasma protein) ve free B-HCG ölçülmesine dayanır.İkili testte bebeğin baş-popo mesafesi (CRL) ,ense pilisi kalınlığı (NT) ,anne kanında PAPP-A ve B-HCG değerleri saptandıktan sonra özel bir programla risk analizi yapılır ve bebeğin Down Sendromu ve Trizomi 18 için bir risk oranı verilir.

İkili testte verilen sonuç sadece bir olasılıktır. Sonuçta riskin yüksek bulunması bebeğin Down sendromlu olduğunu göstermez. Sadece ileri tetkik gerekliliğini gösterir.Yine test sonucunda riskin düşük çıkması da bebeğin Down Sendromu ya da trizomi 18 olmadığını göstermez.Yalnızca riskin düşük olduğunu ileri tetkik yapmanın gereği olmadığını gösterir.



DÖRTLÜ TEST



Dörtlü Test ile 16 - 18. gebelik haftalarında anneden alınan kan örneğinde üçlü testteki maddelere ek olarak ''Dimetrik İnhibin A '' düzeyi saptanır ve elde edilen değerlerle bebeğin Down sendromlu olma olasılığı belirlenmeye çalışılır.

İnhibin A normalde kadınlarda yumurtalıklardan, erkeklerde de testislerden salgılanan bir hormondur. Gebelikte de plasentada sentez edilmektedir. Bebeğin Down Sendromlu olduğu gebeliklerde İnhibin - A düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır.

Tarama testlerinde anne kanında ölçülen tüm maddelerin Down sendromunun belirlenmesindeki hassasiyetlerinin sınırlıdır. Ölçülen maddelerin sayısının arttırılması nın bu nedenle testin hassasiyetini arttıracağı kabul edilir.

DÜŞÜK(ABORTUS)



Gebeliğin 20. haftası tamamlanmadan önce (ya da bebek 500 gramlık ağırlığa erişmeden önce) herhangi bir nedenle gebeliğin bitmesine düşük adı verilir.

Erken gebelikte ortaya çıkan düşüklerin %50'sinden fazlası bebekte tesadüfi olarak ortaya çıkan ve tekrarlayıcı özelliği bulunmayan kromozom anomalilerine bağlı meydana gelir. Düşük esnasında gebelik haftası ne kadar ufaksa nedenin böyle olma olasılığı o kadar yükselir. Bu yüzden de düşük, üreme çağında bulunan kadınların sıklıkla yaşadığı ve çoğunlukla tekrar etmeyen bir durum olarak kabul edilebilir.

Kimlerde düşük yapma riski daha yüksektir?

Anne (ve baba adayının) gebeliğin oluştuğu esnada yaşı ne kadar yüksekse ve kadının daha önceden yaşadığı gebelik sayısı ne kadar fazlaysa gebeliğin düşükle sonuçlanma riski de o kadar artar. Bu doğaldır, zira yaş arttıkça gamet hücrelerinde (kadınlarda yumurta hücresi, erkeklerde sperm) genetik bozukluklar meydana gelme olasılığı ve bu meydana gelen bozukluğun döllenmiş hücreye geçme olasılığı artar. 20 yaşından daha genç olan anne adaylarında düşük riski yaklaşık %10 iken (gebelik tanısı konulan gebeliklerin düşük oranı), 40 yaşından daha ileri yaşta olanlarda bu risk %30 civarındadır. Baba adayının yaşının 40'ın üzerinde olduğu gebeliklerde de düşük riski iki kat artar.

En önemli etken olan anne ve baba adayı yaşı dışında, anne adayında hormonal bazı hastalıklar (polikistik over, hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması), kronik hastalıklar (özellikle kalp, karaciğer ve böbrek hastalıkları, bazı otoimmun hastalıklar, tüberküloz, kanser, ileri derecede kansızlık), jinekolojik hastalıklar (uterus şekil bozuklukları, uterusta yapışıklıklar, myomlar, tedavi edilmemiş bazı vajinit türleri, sigara ve alkol kullanımı ve mesleki olarak bazı maddelere sürekli maruz kalma da düşük oluşma riskini artırır.

Daha önceki gebeliklerinden biri düşükle sonuçlanmış olan anne adaylarında da yeni bir gebeliğin düşükle sonuçlanma riski hafifçe artar. Daha önce yapılan iki veya daha fazla düşükte ise önceden gerçekleşmiş düşük sayısı arttıkça yeni gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski artar. Her ne kadar düşük sayısı arttıkça yeni oluşan bir gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski yükselse de, istatistikler üç veya çok daha fazla sayıda düşük yapmış anne adaylarında bile sağlıklı bir bebek doğurma olasılığının %55 ile %75 arasında olduğunu göstermektedir.

Yeni doğum yapmış bir anne adayında doğumdan sonraki ilk üç ayda oluşan gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski nispeten yüksektir.

Düşük sayısı arttıkça bir sonraki gebeliğin düşükle sonuçlanma olasılığı artmaktadır. Daha önce doğumla sonuçlanan gebelik olması ileride başarılı gebelik olasılığını artırmaktadır. Sigara ve alkol tüketimi düşük riskini artıran önemli faktörler olarak kabul edilmektedir. Fetal dönemde , yani gebeliğin 10. haftasından sonra düşük olması doğumla sonuçlanan gebelik olasılığını daha erken dönemdeki kayıplara göre çok daha fazla azaltmaktadır. Gebeliğin 16-27 haftaları arasında bebeğin anne karnında ölmesi, bir sonraki gebelikte düşük olasılığını 20 kat artırmaktadır. Gebeliğin 28. haftasından sonraki gebelik kaybı ise tekrarlama riskini 5 kat artırmaktadır.Gebeliklerin %50’si beklenen adet tarihinden önce veya beklenen adet tarihinde düşükle sonuçlanmaktadır. Adet gecikmesinden sonra oluşan düşükler ise gebeliklerin %13-15’ini oluşturmaktadır. Düşüklerin %90’ı 12-14 haftadan önce gerçekleşmektedir. İlginç olarak gebeliğin 8.5-14. haftaları arasında düşük oranı sadece %2.5 olarak rapor edilmiştir. Yapılan çalışmalarda kadınların %10-20’sinin üreme döneminde bir defa düşük yaptıkları görülmüştür.



DÜŞÜK TEHLİKESİ



Gebeliğin erken dönemlerinde görülen vajinal kanamalar düşük tehdidi olarak adlandırılır. Düşük tehdidinin en önemli özelliği rahim ağzında bir açılma veya herhangi bir değişiklik olmamasıdır.

Kanama ile birlikte ağri yada kramp olmamasi tipiktir. Agri varliginda olayin bir düşük ile sonuçlanmasi daha büyük bir olasiliktir.

Gebeligin ilk yarisinda kanama ya da kanli akinti olmasi durumunda yapilan jinekolojik muayenede kanamanin uterus disinda bir yerden gelmedigine emin olunması gerekir.

Düşük tehdidi tüm gebeliklerin %20-25'inde görülen ve özellikle erken gebelik haftalarinda %40-50 düsükle sonuçlanan bir durumdur. Düsük tehdidi kanamasi genellikle hafiftir ancak günler hatta haftalar sürebilir. Kanama miktari arttikça düsük tehdididin düsükle sonuçlanma riski de artar. Gerçek bir düsük tehdidi geçiren anne adaylarinda gebeligin ilerleyen haftalarinda da erken dogum, bebekte gelisme geriligi gibi normaldisi bir durum ortaya çikma olasiligi nispeten artar. Bu nedenle bu taniyi almis anne adaylarinin gebelik döneminde ve dogumdan hemen sonraki dönemde daha siki takip edilmeleri uygundur.

Bazi anne adaylarinda basur kanamasi, idrar yollarindaki kanama, ya da serviksteki bir hastaliga bagli olarak özellikle cinsel iliskiden sonra olusan kanama da yetersiz bir degerlendirme sonucu düsük tehdidi sanilabilir. Bu nedenle “düsük tehdidi” tanisini hemen koymadan komple bir jinekolojik ve genital muayene ihmal edilmemelidir. Gebeligin erken dönemlerinde olusan kanamanin diger nedenlerini de asla gözardi etmemek gerekir. Bunlar arasinda en önemlileri dis gebelik, mol gebeligi, selim ve habis tümörler, sindirim sisteminden veya idrar yollarindan olan kanamalardir.

Düsük tehdidi tanisi koyabilmek için jinekolojik muayenede serviksin kapali oldugu gözlenmeli ve ultrasonda bebegin kalp atislarinin oldugu gözlenmelidir. Bebegin kalp atislarinin henüz ultrasonla gözlenemeyecek kadar ufak oldugu veya henüz embriyonun bile görülemedigi erken gebelik haftalarinda ise uterus içinde gebelik kesesinin düzgün yapisinin devam ettigi gözlenmelidir.

Gebelik testi pozitif olan ya da gebe oldugu kesin olarak bilinen bir kadinda kanama ortaya çiktiginda bu acil bir durumdur ve hastanin zaman kaybetmeden degerlendirilmesi gerekir. Muayenede öncelikle spekulum incelemesi yapilarak kanamanin rahim içinden geldiginden emin olmak gerekir. Bazi idrar yolu enfeksiyonlari ya da rahim agzindaki iltihaplar da kanamaya yol açacagindan hatali olarak düşük tehdidi tanisi konabilir. Ayrica daha önceden ultrason ile gebelik kesesi görülemiş ise erken gebelikte görülen diger kanama nedenleri de mutlaka araştirilmalidir. Bu nedenlerden en önemlisi diş gebeliktir. Düşük tehdidi varliginda muayenede rahim içinden dişariya dogru bir doku geçişi izlenmez, yani rahim agzinda gebelige ait dokular görülemez.

TEDAVİ

Düşk tehdidi durumunda fazla tedavi alternatifi yoktur. Yapilabilecek en uygun davraniş aktivite kisitlamasidir. Kanamanin şiddetine göre aktivite kisitlamasinin derecesi de degişir.

Hafif koyu renkli kanama varliginda agir fiziksel aktivite kisitlamasi genelde yeterli olur. Bu gibi durumlarda kişi günü genelde yatakta dinlenerek geçirmeli, eger çalişiyorsa kanama tamamen kesilene kadar çalişmaya ara vermelidir. Yemek yemek ve tuvalete gitmek dişinda yataktan pek fazla çikmamak uygun bir yaklaşim olacaktir.

Kanamanin daha şiddetli oldugu durumlarda ise kesin yatak istirahati gereklidir. Böyle bir durumda kişinin hastaneye yatirilarak izlenmesi daha uygun olur. Hasta yemek yemek ve tuvalate gitmek için dahi yataktan çikmaz. Tüm ihtiyaçlarini yatakta giderir.

Genellikle düşük tehtidi olan hastaya progesteron hormonu verilmektedir ancak bunu progesteron yetmezliğine bağlı olan kanamalar dışında tedavide herthangi bir faydası yoktur. İlk 12 haftada oluşan düşüklerin çoğunun kromozomal anomalilere bağlı olduğunu düşünürsek aslında yapılan tedavilerin düşüğü önlemede çok da faydasının olduğunu söylemek mümkün değildir, belki psikolojik olarak hastayı (ve de doktoru ) rahatlatmaktan öteye gitmemektedir.



TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER



Tekrarlayan gebelik kaybı (“Habituel abortus” “Mükerrer düşükler” ) gebeliğin ilk üç ayında ard arda en az üç kez ortaya çıkan ve kendiliğinden olan düşüklere verilen addır ve çiftlerin %2' sinde bu sorun vardır. Tekrarlayan gebelik kayıplarının nedenlerini başlıca 6 başlık altında inceleyebiliriz;

1. Uterus (Rahim) yapısal bozuklukları ve serviks (rahim ağzı) yetersizliği

2. Endokrin (hormonal) bozukluklar

3. Enfeksiyonlar

4. Kromozomal bozukluklar

5. Otoimmün hastalıklar (Bağışıklık sistemi hastalıkları)

6. Çevresel ve diğer faktörler olarak sıralayabiliriz.



GEBELİKTE KUSMA VE BULANTI



Gebeliğin erken döneminde görülen bulantı ve kusmanın nedeni plasenta ve fetustan salgılanan hormonlardan dolayıdır. Bunun yanında psikolojik etkenlerin de bunda etkili olduğu yapılan araştırmalarda gösterilmiştir. Gebelikteki hormonal değişikliklere paralel olarak mide ve barsakların da fonksiyonlarında değişiklikler meydana gelir , mide daha yavaş boşalır, barsakların çalışmasında değişiklikler meydana gelir.

Genelde bu şikayetler daha çok sabahları meydana gelse de günün her saatinde görülebilir.Bu belirtiler gebelerin yaklaşık %70 inde ortaya çıkmaktadır ve ilk gebelikte, genç kadınlarda, çoğul gebeliklerde daha şiddetli olarak görülür.Bulantılar genelde 4-8 haftalıkken başlar, 14-16 haftalıkta azalır.Bazen nadir olarak daha geö başlayabilir ve gebeliğin sonuna kadar görülebilir.

Hamilelikte Yüksek Tansiyon (Preeklempsi)

Hamilelikte yüksek tansiyon dediğimiz 'Preeklempsi', genelde hamileliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkar ve hamileliğe bağlı anne ölümlerinin en önemli nedenlerinden biridir. Erken dönemde yakalandığında tedavisi mümkün olan, geç dönemde ise annenin ve bebeğin hayatına malolabilen ciddi bir hastalıktır.

Bir kadının hamile kalmadan önceki tansiyon yüksekliği ile hamilelikle beraber ortaya çıkan tansiyon yüksekliği durumu birbirinden farklıdır ve dolayısı ile tansiyonun seyri, oluşumu ve tedavisi de farklıdır.

Hamilelikte yüksek tansiyon tehlikelidir. Yüksek tansiyon hamilelikten önce de olabileceği gibi hamileliğe bağlı olarak da ortaya çıkabilir ve kötüleşebilir. Hamilelik bittikten sonra da kaybolabilir.

Preeklempsi'nin nedeni tam olarak bilinmediğinden, hamilelik öncesinde yüksek tansiyon gelişimini tahmin etme ya da önleyici bir yöntem yoktur. Böbrek süzücü sisteminde yaşanan problem nedeniyle idrarda protein atımı başlar ve bu da sonuç olarak ödemi beraberinde getirir. Ellerde, ayaklarda ve özellikle sabahları yüzde ve göz kapaklarında şişmeler görülür. Hamilelikte tansiyonun yükselmesi çok farklı mekanizmalarla geliştiğinden, hastalarda sıvı ya da tuz kısıtlaması gereksizdir. Preeklempsili bir kadında şuur kaybı, kasılma ve çırpınma nöbetleri saptanırsa bu preeklempsinin en ağır şekli olan gebelik zehirlenmesine yani 'Eklempsi' ye dönüşür. Yüksek tansiyon annede beyin kanamasına, körlüğe, karaciğerde kanamaya ve böbreklere hasar vererek böbrek yetmezliğine neden olabilir. Ayrıca, kalp yetmezliği ve akciğer ödemi de bütün bunlara eklenebilir. Yüksek tansiyon, annede sistematik bazı bozukluklara neden olurken aynı zamanda bebek de bu durumdan etkilenir. Anne karnındaki bebek kilo kaybeder ve gelişme geriliği gösterir.

Preeklempsi Kimlerde Görülür :

Önceki gebeliklerinde preeklempsi-eklempsi geçirenler

Ailesinde hipertansiyon görünenler

Hamilelikleri boyunca çalışmak zorunda olup, dinlenme fırsatı bulamayan anne adayları

Şeker hastalığı olanlar

Böbrek hastalığı olanlar

Çok genç ve ileri yaşta hamileler Fetusa ait problemi olanlar

Çoğul gebeliği olanlar

Düşük sosyoekonomik durum içinde olanlar

Şiddetli Preeklempsi Belirtileri :

Tansiyon ölçümlerinde değerlerin yüksek çıkması

Ani ortaya çıkan bir kilo artışı

Halsizlik İdrarda normalin üstünde albümin cinsi protein görülmesi

İdrar miktarında azalma

Unutkanlık

Bulantı, kusma, mide ağrısı

Uyuma isteği

Beyin fonksiyonlarında bozulma

Görme bozukluğu

Solunum sıkıntısı

Pıhtılaşma hücrelerinde azalma

Bebeklerde büyüme geriliği

Böbrek fonksiyonlarında bozulma

Anemi

Yüksek Tansiyonun Tedavisi:

Hamileliğin son altı haftası preeklempsinin en sık görüldüğü dönem olduğundan haftalık kontrollerin düzenli olarak sürdürülmesi.

Hamilelikte hipertansiyonun yakından takip edilmesi.

İdrar tetkiki, kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri yapılması.

Risk altındaki hamilelere verilen düşük dozda aspirin tedavisi.

Bebeğe gelen kan akımını artırmak için anneye verilen istirahat.

Kasılmaları önlemek için hastanede uygulanan değişik tedavi yöntemleri.

GEBELİKTE TETENOZ AŞISI



Tetanoz (Clostridium tetani) adı verilen bakterinin neden olduğu bir nefeksiyon hastalığıdır. Tetanoz etkeni genelde bilindiği gibi sadece ‘paslı çivi’ ya da ‘küflü teneke’de bulunmaz, ne yazık ki doğada yaygın olarak bulunur. Tetanoz kişiden kişiye bulaşmaz. Toprak, toz, pas, hayvan dışıkısı gibi maddeler ile temas eden yaralar en önemli bulaşma yoludur. Bu tür yaralanmalar en fazla düşme, trafik kazası gibi durumlar sonrasında ortaya çıkar. Hastalık tüm dünyada yaygındır, fakat gelişmiş ülkelerde neredeyse kaybolmuş gibidir. Endüstrileşmiş ülkelerde çoğunlukla deri yaralanmaları ve yanıklardan, seyrek olarak da cerrahi girişimlerden sonra ortaya çıkar, eroin bağımlılığı olanlarda steril olmayan aletlere ve eroine eklenen maddelere bağlı olarak görülür.

Gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkelerde göbek bağının uygun olmayan şartlarda (taş, steril olamayan bıçak veya jilet gibi aletlerle) kesilmesi sonucu oluşan yeni doğan tetanozu çok sık görülür. Ve buna bağlı yenidoğan ölümleri yaklaşık %10 civarındadır. Yenidoğan tetanozundan bebeği korunmanın yolu gebelik döneminde yaptırılan tetanoz aşısıdır. Tetanoz aşısı hem anne adayını hem de bebeği doğum ve doğum sonu dönemde tetanoz hastalığından korur. Annede oluşan antikorlar plesanta youluyla bebeğe geçer böylece bebek yenidoğan tetanozundan korunmuş olur. Yeryüzünde bu kadar yaygın bulunan bir bakteri ile karşılaşma oranı bu kadar yüksek, tanı ve tedavisi güç ve ölüm oranı yüksek olan Tetanozdan en önemli korunma yolu ‘AŞILANMA’dır.

Özellikle yeni doğan bebekler, çocuklar, gebeler, 50 yaş üzeri yaş grubu, toprak ve bahçe işleriyle uğraşanlar, bedensel güçle çalışıp travmaya maruziyet riski yüksek olan kişiler yüksek risk altında oldukları için aşılanma konusunda daha duyarlı davranılmalıdır.

Tetanozdan korunmada temiz yara bakımı ve kirli yaraların cerrahi tedavisinden başka en önemli ve etkili korunma yolu aktif bağışıklama yani AŞILAMA’ dır.

Bu, yaklaşık 4-6 haftalık aralarla yapılan 3 temel aşılanmadan (Temel immunizasyon) oluşur. Daha sonra her 5-10 yılda bir rapel aşı yapılması ile bağışıklığın devamı sağlanır.



GEBELİK VE AŞILAR



Gebelikte gerek anne, gerekse fetus açısından risk oluşturabilecek gereksiz ilaç kullanımı ve girişimlerden kaçınmak önemlidir. Yapılan aşının bebeğe de geçme riski bulunduğundan aşının yarar zarar durumunun iyice gözden geçirerek anneye yapılması gerekir.

Gebelerde aşı uygulanmasında aşağıdaki kurallara uyulması önerilir;

1. Aşının yararı, riskinden fazla ise,

2. infeksiyon ajanına maruz kalma riski yüksek ise,

3. aşı etkin ve güvenli ise,

4. anne ve/veya fetus infeksiyon için risk altında ise.

Gebelikte Yapılması SAKINCALI olan Aşılar

Sarı humma

Kabakulak

Çocuk felci

Kızamık

Kızamıkçık

Çiçek

Gebelikte Uygulanabilecek Aşılar

İnfluenza (grip)

Tetanoz/difteri

Kolera Pnömokok

Hepatit A

Hepatit B

Meningokok

Tifo-paratifo



GEBELİKTE BESLENME VE DİET



Hamile olduğunu yeni öğrenen kadınların pek çoğunda, en çok ilgi çeken konulardan birisi beslenme şeklinin nasıl olması gerektiğidir.Çoğu kadın bebeğinin gelişimi için doğru ve dengeli beslenemediğini düşünür. Hatta ilk aylarında kilo alamayan gebeler endişelenebilirler.

Aslında tüm bu endişeler çoğu zaman gereksizdir. Çünkü bulantı ve kusmalar ile iştahsızlık problemleri ilk aylarda kilo almayı doğal olarak engelleyebilir. Gebelik anne adayı olmak, eşine ve kendine benzer bir canlıyı vücudunda taşımak çok özel ve sorumluluk isteyen bir süreçtir. Bebeği içinde hissetmek, yavaş yavaş artan ağırlık, değişen fiziksel görünüm, anneye başka bir güzellik katar.

Bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve beslenmesi ile doğru orantılıdır.

Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması, besin depolarının yeterli olması ve doğum yaşı hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir. Çünkü bebek annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için lazım olanları seçip alarak, büyür beslenir.

Gebelik süresince bebek iyi beslensin diye fazla yemek, dengesiz beslenmek doğru değildir. Ama doğum sonrası eski görünüme kolayca ulaşmak için az yemek ise hiç doğru değildir.

İnsan yaşamında beslenmenin çok önemli ve çok özel olduğu devrelerden biri olan gebelik, anneye topluma sağlıklı bireyler kazandırma sorumluluğunu vermiştir. Anne iyi ve doğru beslenmezse ölü doğum, erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, bedensel ve zihinsel özürlü doğumlar gibi tehlikelerle karşılaşabilir. Kendisinde ise kansızlık, tansiyon problemleri, vücutta su tutulması, yorgunluk, diş kayıpları ve kemik problemleri olabilir.

Gebeliğin ilk üç ayında uyum problemleri nedeniyle bulantı ve kusmalar görülür.Yiyecekleri tüketmede zorluklar olur. Sözü edilen uyum problemleri her annede olacak değildir. Bu ilk dönemde kusma ve bulantıyı tetikleyen şartları mümkün olduğunca ortadan kaldırmaya, biraz sakinleştikten sonra başka yiyecekler tüketmeyi denemeye çalışmalıdır.

Çok yağlı yiyecekler, fazla sulu yemekler, ağır kokulu baharatlar, lahana, karnıbahar ve et, kavrulmuş soğan kokuları bulantı ve kusmayı tetikler. Pişerken kokusu ile zaten hassas olan anneyi uyaran yiyecekler ya başka yerde pişmeli, ya da bunların yerine uygun değişimler kullanılmalıdır. Örneğin et yerine balık, tavuk, hindi eti tüketilebilir.

Kış sebzelerinden havuç, patates, ıspanak tüketilebilir. Limon ,yoğurt yemeklerde tüketimi kolaylaştırır.Limon hem C vitamini olarak hem de rahatlatıcı olarak kullanılabilir.

Genelde sabahları yataktan kalkınca başlayan bulantılarda bir dilim peynir, bir iki grissini rahatlık sağlar. Sıvı yiyecekleri az tüketmeye ve yemek sonrası bir süre dinlenmeye özen gösterilirse problemler azalabilir. Az ve sık beslenmek de yaralıdır.

Kabızlık ileri aylarda görülebilen problemlerdendir. Kabuğu ile yenen meyveleri tüketerek,her öğünde sebze ve salataya yer vererek busorunun önüne geçebiliriz. Günlük yürüyüşleri ve su tüketiminide ihmal etmemeliyiz.

Annenin günlük yaşantısını sürdürecek yeterli enerji ve besin öğelerini alırken fazladan alacağı protein, enerji, vitamin ve mineraller hem kendisi hem de doğacak bebeğin sağlıklı olmasının garantisidir.

Normal bir gebelik sürecinde annenin kendi gereksinimine ek olarak tükettiklerinin bebeğe aktarılması annenin yaklaşık 10-12 kg alması demektir. Bu artışı sağlayabilmek için ek olarak günlük 20 gr. Protein, 15-20 mg. Demir, 500mg. Kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji artışı gereklidir.

Doğru beslenme ve gebelik durumunun özellikleri nedeniyle gereksinmelerin çeşitli yiyecek guruplarından sağlanması gerekir. Yiyecekler vücudumuzda çeşitli görevler yaparlar. Aynı görevleri yapan yiyeklerden besin gurupları oluşturulmuştur. Gurup seçeneklerinden birini tüketmiyorsanız bir diğerini yiyerek de doğru beslenebilirsiniz.

ET, YUMURTA, KURUBAKLAGİL GRUBU: Beyin, kas, kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir. Protein ve demir gereksinimini karşılarlar.

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ: Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidirler. Protein ve kalsiyum kaynağıdırlar.

SEBZE VE MEYVELER : Büyüme ve gelişme için vitamin ve mineralleri sağlarlar.

TAHILLAR: Enerji ve B gurubu vitaminleri içerdiklerinden büyüme ve gelişmeye yardımcı olurlar.

YAĞLAR VE ŞEKERLER : Sadece enerji içerirler. Enerji gereksinimine yardımcı olurlar.

Yeterli ve dengeli beslenmede dikkatli bir şekilde tüketmek zorunda olduğumuz bu besin guruplarını gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz ki sağlıklı yaşayabilmek için doğru beslenme alışkanlıklarını kazanabilelim.

Yaş, boy ve hareket durumumuza göre uygun ağırlıkta gebeliğe başlamaktır. Çok kilolu bir gebeyi zayıflatmak bu süreçte doğru değildir, kilosunu korumaya çalışmak, ilk üç ayda enerji eklemesi yapmamak, dördüncü aydan sonra enerji kısıtlamasına gitmemek gerekir. Daha yüksek enerjili yiyeceklerden daha fazla almasına engel olarak, gebelik için gerekli besin ögelerini alarak gereksinmelerini karşılamak esastır.

Ergenlik çağında olan, ya da yaşantısı gereği çok hareketli gebelerde ise mutlaka olması gereken kilonun sağlanması ek olarak gebelik için artan gereksinimin karşılanması sağlanmalıdır.

Gebelikte ağırlığın takibi çok önemlidir. İlk üç ayda 0,5-1 kg, sonraki aylarda ise ortalama 1-1.5 kg ağırlık kazanması uygundur. Çok zayıf gebelerde, yetersiz ve dengesiz beslenenlerde düşük ağırlıklı doğum, erken doğum, ölü doğum, zihinsel ve bedensel özürlü doğumlar görülebilir. Annede anemi, kemik ve diş kayıpları, preeklempsi, vücutta su tutulması (ödem), iş gücü kaybı, halsizlik görülme oranı yüksektir. Çok kilolu gebelerde hipertansiyon, şeker hastalığı, doğum güçlükleri gibi problemler görülebilir. Bu nedenle anne adaylarının gebelik öncesi kontrolleri yapılması, gebe kaldıktan sonra her ay beslenme ve kilo izlenmesinin yapılması gerekmektedir.



MOL(ÜZÜM) GEBELİĞİ



Tıbbi literatürde “Molar Gebelik” veya “Mol Hidatiform”, halk arasında ise “Üzüm Gebeliği” olarak geçen gebeliğin bu anormal şekli, Gestasyonel trofoblastik hastalıklar başlığı altında incelenmekle beraber embryonik dönemde bebeğin plasentasını ve zarını oluşturan hücrelerden köken alan hastalıklardır. Molar gebelik yada hidatiform mol olarak adlandırılan formu en sık görülen şeklidir.

Mol gebeliği, gestasyonel trofoblastik hastalıklar grubu içinde en sık olarak rastlanılan ve aslında iyi huylu (benign) bir durumdur. Bu gruptaki diğer anormal durumlar ise koryokarsinom ve invaziv moldür.



GEBELİKTE REFLÜ(MİDE PROBLEMLERİ)



Hamile kadınların 3’te 2’sinde görülen reflü, gebelikte görülen mide yanması şikayetinin esas nedenidir ve sindirim enzimleri içeren mide sıvısının yukarıya yemek borusuna doğru kaçması ile bu sıvıya dayanıklı olmayan yemek borusunun tahrişi sonucu ortaya çıkmaktadır. Gebelik reflüsü görülme riski gebeliğin ilerleyen haftalarında artmakta ve gebelik haftası dışında, kişinin daha önce reflü yakınmaları bulunması ve önceden doğum yapmış olması gebelik reflüsü için risk faktörleri arasında sayılmaktadır.

Gebelik esnasında artan kadın üreme hormonu progesteron’ un yemek borusunun ucundaki kapakçığın kapanma basıncını düşürmekte ve bunun sonucu gebelerde reflü şikayeti ortaya çıkmaktadır.

Kelime anlamı “geri kaçış olan” reflü, sindirim enzimleri içeren mide sıvısının yukarı doğru yemek borusuna kaçması ve bu sıvıya dayanıklı olmayan yemek borusunun tahriş olmasıyla ortaya çıkmaktadır. Reflü aslında birden çok faktöre bağlı olarak gelişen bir rahatsızlık olmasıyla birlikte ana neden yemek borusu ile mide arasındaki kapakçık basıncının azalmasıdır. Kadın üreme hormonları olan progesteron ve östrojen yemek borusunun ucundaki kapakçığın basıncını düşürücü etkiye sahip olduğu için gebelerde reflü şikâyetleri artış göstermektedir. Gebelik ilerledikçe karın içi basıncı ve bunun mide üzerinde oluşturduğu baskı artmakta ve bu baskıda reflüye bağlı yakınmaları arttırmaktadır.

Hastaların çoğunda yakınmaların ilk veya ikinci üç ayda başlamakta ve ilerleyen aylarda yakınma sıklığının ve derecesinin artarak ilerleyebilmektedir. Gebelik sırasında ortaya çıkan mide reflüsü genel olarak hafif seyreder ve doğum sonrasında da yakınmalar genellikle kaybolur. Ciddi reflü komplikasyonları gebelik esnasında çok nadir görülür. Bu nedenle gastroskopi ve diğer ileri tanı yöntemleri genellikle gerekli olmaz.

REFLÜDEN KORUNMAK İÇİN BUNLARA DİKKAT EDİN:

Kafeinli içecekler (kahve, çay kola) kapakçık basıncını düşürür, bunlardan uzak durmak gerekir.

Büyük öğün yemek yerine, küçük miktarlarda ve sık yenmelidir.

Yemek sonrası yatmadan önce en az 3 saat geçmelidir.

Gevşek, bol rahat kıyafetler seçilmeli. Bel ve karın bölgesini sıkacak giyecek ve aksesuarlar kullanılmalı.

İstirahat için uzanmak yerine, arkası kısmen yatan rahat bir koltukta dik oturmak önerilir.

Gebelik ve önerilen miktardan fazla kilo almamaya özen göstermek gerekir.



KAN UYUŞMAZLIĞI



Kan uyuşmazlığı, annenin kan grubu negatifse, babanın kan grubu pozitifse bu bir kan uyuşmazlığıdır. Burada çocukta herhangi bir sorun oluşabilmesi için çocuğun kan grubunun da pozitif olması gerekir. Rh uyuşmazlığı kendi başına bir sorun değildir. Yani, annenin rh negatif, babanın rh pozitif olması bir problem değil. Problem, Rh negatif olan annenin Rh pozitif bir çocuk doğurmuş olması ve Rh pozitif çocuk doğurduktan sonra da bu rh pozitif kana karşı duyarlanmış olması gerekmektedir. Dolayısıyla duyarlanmış bir gebelikse çocuk açısından risk taşır. İlk gebelikler bu açıdan risk taşımaz. Ama ilk gebelikten bahsederken , daha önce düşük veya dış gebelik gibi herhangi bir gebelik öyküsü de gebelik olarak kabul edilmektedir. Ayrıca ilk gebelikte erken dönemde oluşan kanamalar da kan uyuşmazlığı olan gebelerde risk taşımaktadır. Daha önceden hiçbir gebelik olmadıysa ilk gebelik kan uyuşmazlığı açısından bir risk taşımaz. Daha önceden gebelik oluşmuşsa bir takım testlerle annenin duyarlanıp duyarlanmadığını tesbit edebiliriz. Eğer duyarlanmışsa, günümüzde artık çocuktan kan alarak, çocuğun durumunu tesbit edebilmekteyiz (direkt coombs testi) ve çocuğa kan transfizyonları yapabilmekteyiz . Burada kan uyuşmazlığını önleyici en önemli faktör Rh negatif anneden, rh pozitif çocuk doğması durumunda duyarlanmaması için doğum sonrası anneye aşı yapılmasıdır.

AKRABA EVLİLİĞİ



Akraba evliliği, eşler arasında kan bağı bulunması yani aynı atadan gelme durumudur. Kanbağı olan akrabalar, toplumun genelinde görülen ortak gen yüzdesinin dışında, ayrıca akraba oldukları için ve bunun derecesine göre daha da fazla ortak genleri vardır. Akraba evlilikleri genetik danışmanlık hizmetinin verilmesini gerektirir. Genetik danışmanlıkta ise önemsenmesi gereken üç önemli konu vardır;

1. Çiftler arasındaki akrabalığın doğru olarak saptanması ve soyağacının çıkarılması,

2. Ailede kalıtsal nedenli bir hastalık riskinin böyle bir evlilikte nasıl etkileneceği,

3. Zararlı bir genin, çiftin her ikisi tarafından çocuğa aktarılma riski ne kadar yüksektir ki buna bağlı çocuk hasta olsun.

Her insanda 23 çift kromozom vardir. Her bir çift kromozomun bir tanesi anneden, digeri babadan gelmektedir.

Kromozomlar, kalıtımımıızla ilgili olan DNA´yı içerir. DNA´nın fonksiyonel ürün kodlayan bölümlerine ise Gen denir.

Herbir kromozomda binlerce gen vardır. Her gen, kromozom üzerinde özel bir yere sahiptir. Genler bir kuşaktan diğerine aktarılan kalıtsal birimlerdir. Bazı hastalıkların ortaya çıkmasında sadece anneden veya babadan bozuk gen aktarılması yeterliyken, bazı hastalıklarda hem anneden hem de babadan bozuk olan genin alınması sonucu hastalık ortaya çıkar. Böyle bir durumda anne ve baba sağlıklı olabilirler, ancak bozuk gen taşımaktadırlar; yani tıp dilinde Heterozigot olarak adlandırdığımız durum söz konusudur. Hastalığın ortaya çıktığı çocuk ise Homozigot´tur yani her iki bozuk genide aldığı için hasta olmuştur. İşte bu kalıtıma Otozomal Resesif Kalıtım denmektedir. Otozomal resesif kalıtımda, aynı bozuk geni taşıyan anne ve babanın hasta çocuk sahibi olma ihtimali %25´tir.

Akraba evliliklerinde, hem annenin hem babanın aynı bozuk geni taşıma ihtimali, akraba evliliği yapmayan diğer kişilere oranla daha yüksek olduğu için, çocuğun da hasta doğma ihtimali, normal populasyona göre artmıştır. Bununla beraber, düşük ve ölü doğum ihtimali de artmıştır.

Son yıllarda yapılmaya başlanan calışmalar, ülkemizdeki kan yakını evlilik oranını %21-40 arasında belirlemiştir. Almanya´da ise bu oran sadece %0,1- 0,3 arasındadır.



GEBELİKTE CİNSELLİK



Cinsellik ve cinsel istek aslında insanın içinde doğuştan var olan içgüdülerden biridir. Bu güdünün amacı varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir.

Gebeliğin fark edilmesi ile birlikte kadınlarda annelik içgüdüsü biraz daha baskın hale gelir. İlk gebeliğini yaşayanlar da dışarıdan gelecek her türlü müdahalenin bebeğe zarar vereceği düşüncesi anne adayının cinsel isteklerini köreltebilir. Oysa ki normal seyreden bir gebelikte cinsel ilişkinin olumlu ya da olumsuz hiçbir etkisi yoktur.

Gebelikle birlikte, bebeğe bir zarar verme korkusu nedeniyle evli çiftlerin cinsel yaşamları oldukça etkilenmektedir. Bu düşünceye ozellikle gebeliğin ilk ve son üç ayı içerisinde sıkça rastlanılmaktadır. Bu da çiftlerin cinsel hayatını etkileyen olumsuz bir faktördür.

Her şeyin normal olarak gittiği durumlarda son dört haftaya kadar cinsel yaşamda hiçbir kısıtlama yoktur. Bu dönemde erkeğin ejekulasyon sıvısı (meni) içinde bulunan ve “prostaglandin” adı verilen maddelerin rahim kasılmalarını başlatarak erken doğuma sebep olabileceği düşüncesi nedeniyle ilişki önerilmemektedir.

Ancak dikkat edilmesi gereken hususlar vardır:

Erken doğum tehdidi, tekrarlayıcı gebelik kayıpları

Sebebi belli olmayan vajinal kanamalar

Uzun süreli tekrarlayıcı vajinal akıntılar

Çoğul gebelikler

Genital bölgede varis, ödem gibi fiziki rahatsızlıklar

Bu durumlarda gebelerin jinekologlarıyla görüşmeleri ve eğer doktorları müsaade ederse cinsel yaşamlarına devam etmeleri daha uygun olacaktır. Gebelikte cinsel ilişkilerde orgazma bağlı olarak rahimde kasılmalar ortaya çıkabilir. Bu kasılmalar orgazmın doğal bir parçasıdır. Eğer bu kasılmalar sürekli ve sık sık olursa gebenin jinekoloğu ile görüşmesi gerekir. Bu tür kasılmalar gebelerde meme ucu uyarılması sonrasında da görülebilr. Gebelikte cinsel ilişki sonrası lekelenme tarzı kanamalar beklenen bir durum değildir. Bu durumlarda plasenta (bebeğin eşi) ve bebeğin durumunun ultrasonografi ile saptanmasına kadar cinsel ilişki ertelenmelidir. Gebelikte cinsel istekte azalma olabilir ancak genellikle rastlanan artma şeklindedir. Bunun nedeni gebelikte genital bölgede kanlanmanın artışına paralel olarak uyaranlara hassasiyetin artmasıdır.



SEZERYAN DOĞUM



Sezaryan ile doğum bebeğin anne karnından rahimi (uterusu ) açarak çıkartılmasıdır. Vajinal yoldan doğumun mümkün olmadığı veya anne hayatının , bebeğin sağlığının tehlikede olduğu durumlarda sezeryan doğuma baş vurulur.

Eskiden kullanılan ilaçların yetersizliğinden ve özellikle anestezinin bebeğe olan tehlikesinden dolayı korkulan bir ameliyat olmasına karşın günümüzde teknolojinin ilerlemesi , yeni ilaçlar ve anestezini gelişmesi sayesinde risk hemen hemen normal doğumdakine benzer oranda azdır.

Sezeryan ameliyatı ortalama 45 dakika – 1 saat arasında sürmektedir. Ameliyata Pfanenstel dediğimiz kasık bölgesinin (symphisis pubis kemiği) yaklaşık 3-4 cm üzerinden yatay yaklaşık 10 cm lik bir kesi ile başlar. Ardından sırasıyla cilt altı yağ dokusu, Kasların koruyucu kılıfı – fasya , kas tabakası ,parietal periton – karın içi zarı ,visceral periton , uterus ve amniyon zarı kesilerek bebeğe ulaşılır .Bebek doğurtulduktan sonra göbek bağı klemplenerek kesilir , bebek çocuk doktoruna verilerek ilk muayenesi yapılır.

Bebeğin çıkartılmasını takiben bebeğin eşi(plasenta) rahmin içinden çıkarılır ve ramin içi zarlardan temizlenir. Uterus( rahim) kas tabakası dikilir ,visceral periton(rahmi saran zar) dikilir, ardından sırayla parietal periton , kas tabakası , fasya, cilt altı ve cilt dikilerek ameliyat sonlandırılır.



KORDOSENTEZ



Kordosentez ; ilk olarak 1984 yılında ultrasonografi eşliğinde uygulanmasını takiben, seksenli yılların sonuna doğru fetal kanın; asfiksi, karyotip tayini ve enfeksiyonun tespit edilmesinde kullanılması ile pratiğe girmiştir.

İşlem kısaca Ultrason kontrolü altında karın duvarından girilerek göbek kordonundan bebeğe ait kanın alınmasıdır.Genellikle gebeliğin 18. haftasından sonra uygulanır.

Diğer prenatal tanı yöntemlerine göre kordosentez daha ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Problemli gebeliklerde girişimsel prosedüre bağlı fetal mortalitenin daha yüksek olabildiği bilinmekle beraber, genel ortalamanın %1-2 olduğu kabul edilmektedir. Anne açısından en önemli problem kanama ve enfeksiyondur. Uygulama sonrası bebekte ise kalp atımlarında yavaşlama, göbek kordonunda zedelenme gibi problemler görülebilir.

Kordosentez için başvuru öncesinde amniyosentezde olduğu gibi anne-baba kan grubunun bilinmesi önemlidir. Ek olarak hastanın önceki tetkiklerini ve sonuçlarını yanında getirmesi gereklidir. Hafif bir kahvaltı yeterlidir, aç gelmeye gerek yoktur. Kan uyuşmazlığı durumunda işlemden sonra anneye Rh-İmmunglobulin yapılmalıdır.



AMNİYOSENTEZ



Anne karnında büyümekte olan bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan (amnios sıvısı) bir miktar alınmasına amniosentez denir. Burada amaç bebeğin dökülen hücrelerinden kromozom sayımı yaparak (karyotip incelemesi) bebekte herhangi bir kromozomal bozukluk olup olmadığının saptanmasıdır. Bu işlem bir doktor muayenehanesi veya hastanede yapılabilir. Amniosentez için en uygun zaman son adet tarihinden itibaren sayıldığında 16-18. gebelik haftalarıdır.



GEBELİK TESTİ



Acaba hamile miyim?

Bazı belirti ve bulgular bize bu konu hakkında ipucları vermektedir. Bunlar:

Beklenen adetin başlamaması

Görülen adetin niteliklerinin normalden farklı olması (miktarın, adet görme zamanının, beraberinde oluşan belirtilerin, öncesinde oluşan belirtilerin farklı olması)

Memelerde dolgunluk, hassasiyet, meme ucunda koyulaşma, meme başında karıncalanma hissi

Karnın alt kısmında dolgunluk, şişkinlik ve bazen hassasiyet

Bulantı ve bazen kusma

Yorgunluk, uykuya eğilim, başdönmesi

Sık idrara çıkma

Vajina salgılarının artması

Bu belirtiler muhtemel bir gebeliğin habercisidir. Kesin bir gebelik varlığını göstermezler, zira başka durumlara bağlı da ortaya çıkabilirler. Kesin tanı için gebelik testi yapılmalı ve ultrasonda gebelik gözlenmelidir.

Gebelik testleri kan veya idrardan alınan örneklerle yapılır.Gebelik oluştuktan yani sperm hücresi yumurtayı dölledikten sonra bu gebelik ürünü B-hCG adı verilen bir hormon salgılamaya başlar. B-hCG düzeyleri döllenmeden yaklaşık 1 hafta sonra kanda normalde olduğu seviyelerin üstüne çıkmaya başlar. Gebe olmayan bir kadında kandaki B-hCG seviyesi 0-10 mIU/ml'dir. Seviyenin 10 dan yüksek olması gebelik lehinedir. Kan B-hCG seviyesi belirli bir miktarın üstüne çıkınca idrarda da saptanabilir. İşte gebelik testlerinde aslında bu hormonun seviyeleri ölçülür. Gebelik dışında bazı hormon salgılayan tümörler de bu hormonun kan seviyelerini yükseltebilir. Gebeliğin takibi esnasında B-hCG artışları gebelik ürününün sağlığı hakkında bilgi verir. Yine dış (ektopik) gebeliğin tanısında son derece önemlidir. Mol gebeliklerde de gebelik sonlandırıldıktan sonra tam bir iyileşmenin elde edilip edilmediği seri halde yapılan bhCG ölçümleri ile sağlanır.

Gebelik testlerinin çoğu, kan örneğinden daha kolay alınan idrar örneği ile yapılır. B-HCG (human koriyonik gonadotropin) nin varlığını tespit etmek için birçok idrar tahlili tipi kullanılır. Çoğu, hCG ile bir hCG antikoru arasındaki bir reaksiyona dayanır. İlk reaksiyonun gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için ikinci bir reaksiyona ihtiyaç vardır. Bu genellikle bir renk değişimidir.

Eczanelerde ya da evlerde hazır test kitleri yardımıyla uygulanan idrarda gebelik testlerinin güvenilirliği üretici firma tarafından her ne kadar % 99 olarak belirtilse de yapılan çalışmalar özellikle adet gecikmesinin 10 günden daha az olduğu durumlarda hata oranının % 50”lerde olabileceğini göstermektedir (“Hata” genellikle testin hassasiyetinin düşük olması nedeniyle varolan bir gebeliği saptayamaması şeklinde olmaktadır. Ancak tam tersi de mümkündür).

Laboratuarda uygulanan idrarda gebelik testleri ise adet gecikmesinin beşinci gününden itibaren güvenilir sonuç verebilmektedir. Bu testler daha düşük hormon seviyelerini tanıyabilen ve bu yüzden de hazır test kitlerine göre daha hassas olan testlerdir.

&services_readmore_title6=GEBELİKTEN KORUNMA &services_readmore_txt6=DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERİ



Transdermal deri bantı

4.5 X 4.5 cm ebatındaki bu bant doğum kontrol haplarındaki estrojen ve progesterone hormonlarını yavaş yavaş deri yoluyla vücuda veriyor. 3 hafta boyunca her hafta 1 bant konuyor, 4. hafta bant konmuyor ve o hafta hanımlar adet görüyor.

Etkili olabilmesi için bantın deriye iyice yapışması ve 1 hafta hiç ayrılmaması gerekiyor.

Vajen halkası (Nuva Ring)

Yumuşak ve esnek silikondan yapılan ve halka şeklinde olan bu ürün de yine estrojen ve progesterone hormonlarını yavaş bir şekilde vajen içine salıyor. Vajen içersinde 3 hafta kalıyor, çıkartılan 4. haftada hanımlar adet görüyor.

İğne ile doğum kontrolü

ABD’de 1992’den bu yana kullanılan bu yöntem hap almayı unutan kadınlar için ideal bir çözüm. Çünkü sadece 3 ayda bir yapılan, yani yılda dört kez tekrarlanan bu iğne ile doğum kontrol haplarının koruma oranları ile aynı oranda bir doğum kontrolü sağlamak mümkün.

Türkiye’de de varolan bu ilacın içeriğinde progesteron hormonu var ve estrojen hormonundan muaf. Bir iğnenin koruması yaklaşık 14 hafta sürüyor, ancak yine de 12 haftada bir bu iğnenin tekrarlanması öneriliyor. % 99 koruyucuğu olan bu iğne yumurtlamayı baskılayarak etkili oluyor. Bunun yanısıra rahimağzındaki sıvı tabakayı kalınlaştırıyor ve embriyonun tutunacağı endometrium dediğimiz rahimiçi tabakanın da yapısını değiştiriyor.

Koruyuculuğu tüp bağlama yöntemi olan sterilizasyon ameliyatları ile eşdeğer düzeyde. Epilepsi ilaçları kullananlar için ideal bir yöntem çünkü aynı zamanda nöbet eşiğini yükseltiyor.

Tansiyon nedeniyle veya pıhtı-felç oluşma riski taşıyanlarda, yani doğum kontrol hapı kullanamayanlarda da ideal bir çözüm getiriyor. 35 yaşın üstünde olup da sigara içen bayanlarda doğum kontrol hapları içerdikleri estrojen hormonu nedeniyle pıhtı-felç riskini yükseltirken, depo-provera’da böyle bir risk sözkonusu değil.

Süt emziren anneler için de iyi bir alternatif çünkü süt miktarını arttırıyor. Bebek için herhangi bir yan etki içermiyor.

Çalışmalar depo-provera kullananlarda daha az rahim kanseri riski olduğunu ortaya koyuyor.

Dezavantajı

En sık rastlanan yan etki ilk bir yıl içinde gitgide azalan oranda da olsa düzensiz hafif kanama ve lekelenme yapabilmesi. Bu her iğneden sonra daha azalıyor ve bir süre sonra adet kanaması dahil hiçbir kanama görülmüyor.

Bu endişelenecek bir durum değil, sadece rahimin kanayan iç tabakası bu iğne ile o kadar inceliyor ki, adetde kanayacak bir doku kalmıyor.



DOĞUM KONTROL İĞNELERİ



Aylık doğum kontrol iğnesi 2 ana kadınlık hormonu olan östrojen ve progestin içermektedir. Bu iki hormon tıpkı doğum kontrol haplarında olduğu gibi overlerde yumurta hücresi üretimi ve salınımını engelleyerek etki göstermektedir. Bunun yanısıra rahim ağzı salgısında değişikliklere neden olarak spermlerin transportunu bozmaktadır.Aylık enjeksiyon ile doğum kontrolü etkinliği son derece yüksek olan bir yöntemdir. Yapılan araştırmalarda uygun şekilde kullanıldığı taktirde hamile kalma olasılığının %1' den daha düşük olduğu saptanmıştır. Bu oran diğer tüm etkin yöntemler ile hemen hemen benzerdir.

İlk kez aylık iğne kullanacaklarda adetin başlangıcından itibaren ilk 5 gün içinde tedaviye başlanmalıdır. Benzer şekilde düşük ya da küretajı takiben de ilk 5 gün içinde birinci enjeksiyon yapılmış olmalıdır. Doğum sonrası emziren annelerde ilk enjeksiyon için 6 hafta beklenmelidir. Öte yandan eğer anne emzirmiyorsa doğumdan 4 hafta sonra tedaviye bşlanabilir.

En önemli ve en sık karşılaşılan yan etki kanama düzenindeki bozulmalardır. Aylık iğne kullanan adınların yaklaşık %60'ı özellikle kullanımın ilk 3-6 ayında düzensiz, sık aralıklı ya da fazla miktarda kanama olduğunu bildirmektedirler. Bunun yanısıra 1 yıllık kullanımın sonunda adetler % 70 kadında normale dönmektedir.

Diğer yan etkiler arasında kio artışı, memelerde hassasiyet, sivilcede artış ve mide bulantısı sayılabilir.

Yapılan klinik çalışmalarda yaklaşık %6 oranında kadının kilo artışı nedeniyle uygulamadan vazgeçtiği saptanmıştır. Çok nadiren bazı kadınlarda kilo kaybına neden olabilse de 13-15 aylık kullanım sonrası vücut ağırlığında yaklaşık 1.5-2 kg'lık bir artış olmaktadır.

Aylık doğum kontrol iğnesi gebelikten yaklaşık 1 ay süreyle korumaktadır. Bir sonraki enjeksiyon için en uygun zaman 28-30 gün sonrasıdır. Ancak çeşitli nedenler ile bu mümkün olmadığında takip eden enjeksiyonu 23-33 gün sonra yaptırmanız önerilir. Eğer iki uygulama arasındaki süre daha uzun ise enjeksiyon yapılmadan önce gebelik testi yapılması gerekir.

Bir sonraki uygulama tarihini unutmamak son derece önemlidir. Bunun için uygulama tarihini not almayı unutmayın.

Enjeksiyon içindeki hormonlar 60-90 gün içinde vücuttan tamamen atılırlar. Araştırmalar kadınların %82'sinin enjeksiyon uygulamasını bıraktıktan onra 1 yıl içinde hamile kaldıklarını göstermektedir. Bu oran hiç doğum kontrol yöntemi kullanmayan kadınlar ile benzerdir.

Doğum kontrol iğnelerinin diğer avantajları

Öncelikle ovulasyonu (yumurtlamayı) devre dışı bırakması nedeniyle dismenore (sancılı adet görme), adet öncesi gerginlik, yumurtlama ağrısı gibi yumurtlamayla ilgili yakınmalarda tedavi edici özellikler göstermektedir. Yine endometriozis hastalığı olanlarda bu etki sayesinde hastalığa bağlı ağrıda gerileme gözlenir.

Doğum kontrol iğnelerinin adet kanamasını azaltıcı ve hatta yok edici etkileri demir eksikliğine bağlı anemi (kansızlık) riskinin de belirgin şekilde azalmasını sağlar.

Doğum kontrol iğneleri yine yumurtlamayı devre dışı bırakmaları nedeniyle kadınlarda doğurganlık çağında sık görülen fonksiyonel (yumurtlama işlevinin yarıda kalmasından kaynaklanan) yumurtalık kistlerinin daha az görülmesini sağlarlar

Doğum kontrol iğneleri endometrium (rahim iç tabakası) ve yumurtalık kanserinden koruyucu etkiler gösterirler.

Aylık iğnelerin içinde östrojen bulunması ve östrojenin de kan pıhtılaşmasını artırıcı yöndeki muhtemel etkileri nedeniyle bu tür hastalarda kullanılması şu an için önerilmemektedir.

Gebelikte yanlışlıkla uygulama

Gebelikte yanlışlıkla uygulandığında ne üç aylık ne de aylık iğnelerin bebekte anomali artışa neden olduğu yönünde bilimsel bir veri yoktur ve bu nedenle bu enjeksiyonların teratojen etkileri olmadığı kabul edilir.

Daha sonraki gebelikler üzerine etkileri

Doğum kontrol iğneleri kalıcı değişikliklere neden olmaz ve ilacın etkileri vücuttan tümüyle ortadan kalktıktan sonra ovulasyon ve böylece gebe kalabilirlik tümüyle geri döner. Bu geriye dönüş aylık iğnelerde son enjeksiyondan 30 ile 60 gün sonraki bir zaman diliminde gerçekleşirken, üç aylık iğnelerde 6 ile 18 ay gibi uzun olabilir. Bu nedenle yanlızca kısa bir süre korunmak isteyen kadınlar için üç aylık iğne uygun bir yöntem değildir.



DOĞUM KONTROLÜ



Her kadının istediği zaman ve istediği sayıda çocuk sahibi olmak istemesi en doğal hakkıdır. Kontrolsuz birbirini takip eden doğumlar ve düşükler anne ve çocuk sağlığını ciddi olarak tehdit eder. Bu nedenle aile planlaması hem anne, hemde çocuk sağlığına zarar vermeyecek uygun doğum kontrol yöntemleriyle yapılmalıdır. Kişi için ideal bir korunma yöntemiyle istenmeyen gebelikler, kişinin sağlığına zarar vermeden tama yakın oranda engellenebilir.

En iyi ya da en uygun doğum kontrol yöntemi nedir sorusu cevabı kolay olmayan bir sorudur. Çünkü her yöntem her kişiye uygun olmayabilir. Doğum kontrol yöntemi seçiminde kişinin yaşı, doğum yapıp yapmadığı, adet düzeni, alışkanlıkları, cinsel yaşantısı gibi pekçok faktör rol oynar.

Doğum Kontrol Hapları

Yaygın olarak kullanılan doğum kontrol ilaçları, östrojen ve sentetik progestin hormonları içerir. Bu ilaçlar, yumurtlamayı önleyerek doğum kontrol`ünü sağlarlar.

Doğum kontrol ilaçlarına başlamadan önce, doktor kontrolünden geçmek şarttır. Kadınlarda genel kontroller, jinekolojik muayene ile birlikte smear testi yapılması gerekir. Bugün; doğum kontrol haplarının bulantı, ara kanamalar, adet kanamasında azalma, deride lekelerin oluşması, migren ağrılarının şiddetlenmesi, memede ağn ve mizaç değişiklikleri gibi yan etkileri olabilir.

Gebeler, yüksek tansiyon, damar, karaciğer, şeker ve migren hastaları, 35 yaşın üzerinde sigara içen bayanlar ve 16 yaşından küçükler, kesinlikle doğum kontrol hapı kullanmamalıdır.

Rahim İçi Araçlar (SPİRAL)

1960 yılından itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlanan rahim içi araçlar, değişik şekil ve boyutlarda olabilir. Adet kanamasmın 3. veya 4. günü, rahme yerleştirilen spirallerin saf plastik ve bakırlı çeşitleri yanında, son zamanlarda altın, gümüş kaplama olanları ve hormon salan tipleri de üretilmektedir.

Rahim içi araç kullanan kadınlara, her yıl kontrol yapılması gerekmektedir. Rahim içi araca bağlı kasık ağrıları, ara kanamaları, sancılı ve fazla adet kanaması görülebilmektedir. Rahim içi araç, pelvik enflamatuvar hastalığını artırarak, tüplerde tıkanıklığa bağlı kısırlık ve dış gebeliklere neden olabileceğinden, en az bir çocuğu olan veya çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlara uygulanması gerekmektedir.

Hormon Enjeksiyonları

Progestin hormonu içeren uzun etkili bir korunma metodu olarak kabul edilen hormon enjeksiyonları, her üç ayda bir kullanılmaktadır. Bir yıldan fazla kullanıldığında, adetlerin kesilmesine neden olabilmekte ve bu nedenle, ileride çocuk sahibi olmayı düşünen kadınlara önerilmemektedir.

Cerrahi Sterilizasyon (Kısırlaştırma)

Sterilizasyon, hem kadın hem de erkek için, istendiğinde geriye dönüşü mümkün olan bir doğum kontrol yöntemidir. Kadınlar için uygulanan yönteme, tüplerin bağlanması (tubal sterilizasyon), erkekler için uygulanan yönteme ise üreme kanalının bağlanması (vazektomi) adı verilmektedir.

Gelişmiş ülkelerde, üreme çağındaki çiftlerin yaklaşık %24'ü doğum kontrol yöntemi olarak cerrahi sterilizasyonu seçmektedir. Güvenilirliği %99.8 olan tüplerin bağlanması yönteminin kadının cinsel yaşamına ve ruh sağlığına olumsuz hiçbir etkisi yoktur.

İlişki Sonrası Doğum Kontrol`ü

İlişki sonrasında alındığında gebeliği önleyen ilaçlar, östrojen ve progestin hormonları içermekte ve rahmin iç tabakasının gelişimini engelleyerek gebeliği önlemektedir.

Yöntem, korunma olmadan gerçekleşen bir ilişkiden sonra, gebeliğin kürtaj yapılmasına gerek kalmadan engellenmesini amaçlamaktadır. İlaçlar, ilişki sonrasındaki ilk 72 saat içinde alındığında, gebeliği %97 oranında önler. Doğum kontrol haplarının kullanımı ile ortaya çıkan yan etkiler, bu ilaçların kullanımından sonra da görülebilmektedir.

Prezervatif

Cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklara karşı da koruyuculuğu olan prezervatif, güvenilir yöntemler arasındadır. İnce lastik bir materyalden vapılan prezervatif, cinsel ilişki öncesinde erkek cinsel organı üzerine takılmakta ve böylelikle spermin vajinaya girmesini engellemektedir.

Yırtılma ya da çıkma korkusu dışında herhangi bir yan etkisi de yok denecek kadar azdır. Olası tek yan etkisi; kauçuk, pudra veya lubrikan maddeye karşı alerjik reaksiyon oluşmasıdır. Bu yöntemin doğum kontrol`ündeki güvenilirliği, doğum kontrol hapı ve spiralden daha azdır. Ancak vajina içerisine uygulanan spermisid kontraseptif krem, jel veya köpükle etkinliği, doğum kontrol hapının etkinliğine yakın bir düzeye çıkmaktadır.

Hormon İmplantları

Derinin altına yerleştirilen yumuşak kapsüller şeklindeki hormon implantları, progestin hormonu salarak yumurtlamayı önlemekte ve 5 yıl boyunca koruma sağlamaktadır. Ancak bu kapsüllerin, konusunda deneyimi olan hekimler tarafından yerleştirilmesi ve 5 yılda bir değiştirilmesi gerekmektedir.



DOĞUM SONRASI HAMİLELEİKTEN KORUNMA



Doğumdan sonra bir süre annenin ruhsal, fiziksel sağlığı ve vücudun toparlanması için genel olarak en az bir yıl süreyle yeni bir gebelik önerilmez.Bu sebepten belli bir dönem gebelikten korunmak şarttır. Ancak bu bir yıl içinde vücut tam olarak kendini toparlayabilir.

Emzirmenin gebelikten koruyucu özelliği:

Emzirmenin, prolaktin (Süt Hormonu) salgısını arttırarak yumurtlamayı engellediği ve bu yollada hamileliği önlediği bilinmektedir. doğum sonrası yaklaşık olarak 3 aya kadar emzirmenin hamilelikten koruyucu özelliği olmakla birlikte bu süre sonunda koruyuculuğu azalarak devam eder. Çünkü ovulasyon yani yumurtlama genellikle 3. aydan sonra tekrar başlar ve doğum sonrası 5-6. aylardan sonra normal periyoduna döner.

Bir başka deyişle emzirmeyenlerde doğum sonrası 3 hafta, emzirenlerde ise 3 aydan sonra gebelik şansı vardır.

Doğum sonrası korunma yöntemleri:

Doğum sonrası korunma yöntemleri içinde en uygun yöntemler spiral, prezervatif (kondom) ve üç aylık depo progesteron iğneleridir.

Spiral doğumdan ideal olarak 40-45 gün sonra takılabilir. Takılacağı zaman adetli olmak şart değildir. Ancak öncelikle detaylı bir jinekoljik muayeneden geçmek ve rahim ağzında yara, vajinal enfeksiyon, rahim veya yumurtalıklarda enfeksiyon (iltahap) bulguları, adet düzensizlikleri yaşamamak gerekir. Yine kişilerde bakır alerjisi de olmamalıdır.

Erkeğin prezervatif (kılıf) uygulaması da uygun şekilde kullanıldığı zaman spirale eşdeğer koruma sağlar. Ancak her erkek prezervatif kullanmayı sevmiyor olabilir.

Her iki yöntemi de kullanamayan kişilere "üç aylık depo progestinler" yapılabilir. Süte bir zararı yoktur. Tam olarak 90 gün süreyle korunma sağlar, bu sürenin sonunda tekrar yapılması gerekir.

Depo iğnelerin bazı istenmeyen yan etkileri de olabilir. Bu istenmeyen yan etkileri iğnelerin yapıldığı süre boyunca adeta bir gebelik hali gibi adet görememe, bazen akne (sivilce), göğüslerde gerginlik, iştaha bağlı kilo artışı, zaman zaman adet düzensizlikleri şeklinde ara kanamalarıdır.

Ayrıca iğneler bırakıldıktan sonra adetler bir süre daha eski düzenli haline dönmeyebilir. Bu süre bazen 6 ayı bulabilmektedir.

Üç aylık depo progestin iğneleri gibi "saf progestin içeren doğum kontrol hapları" nadiren tercih edilen doğum kontrol yöntemlerindendir. Oluşturduğu yan etkiler depoprovera'ya benzer. Çok düzenli ve saatinde kullanılmadığı durumlarda gebelikler de oluşabilir.

3. aydan sonra uzun etkili, cilt altı implantların (progesteron içeren) kullanılması da, alternatif bir kontraseptif yöntem olarak hastalara sunulmalıdır.

Emziren kadınlarda doğum kontrol hapları kullanımı :

Klasik doğum kontrol hapları hem estrojen hem de progestinleri içerir. Progestinlerin anne sütüne her hangi bir zararları olmazken estrojenler anne sütünü azaltır. Bu yüzden emzirme döneminde doğum kontrol hapları önerilmez.

Doğum sonrası artık kesinlikle yeni bir çocuk istemeyen ve 30 yaşın üzerindeki kişilerde Tüplerin - kanalların bağlanması (ligasyon) işlemi yapılabilir.

Tüplerin bağlanması normal doğumdan sonra ilk 5 gün içinde veya doğumdan 40 gün sonrasından itibaren laparoskopi veya minilaporotomi denilen küçük bir kesi yardımıyla yapılabilir.

Tüp bağlanması işlemi sezaryen olan gebelerde, ailelerin önceden işlem için rızalarını belirtir imza vermeleri durumunda ameliyat sırasında da yapılabilir.

Tüplerin bağlanması durumunda geriye dönüş yok denecek kadar az olduğu için çiftler çocuk istememe konusunda kesin kararlı olmalıdırlar.

Ancak eğer geriye dönüş istenirse tüp bebek yöntemiyle bunun da mümkün olabileceği akılda tutulmalıdır.

Tüplerin bağlanması adet düzensizlikleri, cinsel fonksiyonlarda azalma ve kasık ağrısı gibi şikayetler kesinlikle yaratmaz.

Erkekte tüp bağlanması işlemi ise vazektomi olarak bilinir. Lokal anestezi eşliğinde ayaktan yapılan çok basit bir işlemdir. İşlem sonrası cinsel istek veya fonksiyonlarında azalma yaratmaz ve meni'nin miktarında değişme olmaz.

Yine geri dönüşümü olmadığı düşünülerek yapılması gereken bir yöntemdir ama bu da tıpkı tüplerin bağlanması gibi tüp bebek yöntemiyle tekrar gebelik oluşturulabilecek bir tekniktir.

Diğer doğum kontrol yöntemleri ise servikal kep (başlık), vajen içi fitil ve kremler, geri çekme yöntemleri (coitus interruptus) ise koruyuculukları daha az olan yöntemlerdir.

Hangi korunma metodu kullanılırsa kullanılsın her türlü adet gecikmesi durumunda öncelikle gebelik düşünülmelidir. Eğer gebelik testleri ve muayene sonuçlarında gebelik saptanmazsa adet gecikmesi nedenine yönelik tedavi uygulanmalıdır.



RAHİM İÇİ ARAÇLAR(SPİRALLER)



Gebeliği önlemedeki etkinlikleri yüksek olan SPİRALLER (RİA'lar) ileri yaş kadınlar için uygun bir seçenektir. İçerdiği bakır nedeniyle gebeliği yüzde 98 oranında engeller. Avantajları 5 yıl süreyle koruma sağlaması ve kullanıcının herhangi bir şey yapmasına ya da hatırlamasına gerek kalmamasıdır. Cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili sağlık riskleri RİA uygulamasına engel olabilir. Ancak bu riskler, ileri yaşlarda çok eşliliğin daha sık görüldüğü genç yaşlara göre daha azdır. Bu yaşlarda kadınların en az bir ya da daha fazla doğum yapmış olmaları da RİA uygulamasını kolaylaştırır. Rahim miyomlarının ileri yaşlarda daha sık görülmesi ve rahim içerisinde yer kaplaması RİA uygulamasını güçleştirebilir. Adet kanama miktarı ve düzeninde RİA'dan kaynaklanan değişiklikler gözlenebilir. RİA ların diğer bir olumsuzluğu ise bazen kasık ve bel ağrısına yol açabilmesidir.Hastalarda adetler sancılı hale gelebilir.

Spirallerin son yıllarda altın ve gümüş kaplamaları kullanıma sunulmuştur. Bunlarda geleneksel bakır kaplama spirallere nazaran daha az yan etki görülmektedir.Bunlara ek olarak progesteron hormonu içeren spiraller de özellikle kanama şikayeti olan hastalarda başarıyla kullanılmaktadır. &services_readmore_title7=GENİTAL ENFEKSİYONLAR &services_readmore_txt7=VAJİNAL AKINTI



Akıntı kadınların hayatlarında sıklıkla karşılaştıkları bir sorundur. Akıntının normal - fizyolojik ya da bir hastalığa bağlı olup olmadığı çok önemlidir.

Fizyolojik akıntı genellikle kadınlarda uzun süreli var olan, kokusuz, şeffaf renkli ve beraberinde ağrı olmayan niteliktedir .Bazen bu akıntı çok fazla olabilir ve kadınları ped kullanmaya mecbur edebilmektedir.

Fizyolojik akıntı rahim ağzındaki salgı bezlerinin salgısı, ve vajinal dokulardan kaynaklı epitel dokuları ve artık hücreleri barındırır . Hem vajinal ortamın pH değerinin sağlanmasında hem de cinsel ilşki esnasında kayganlığın sağlanması ile spermler için uygun ortamın elde edilmesinde önemli görevi vardır.

Anormal Akıntının Nedenleri Nelerdir?

Mikroplar vajen ve vulvanın iltihaplanmasına neden olur. Kaşıntı, yanma hissi, anormal kötü koku, akıntıda belirgin artış bu iltihabın belirtileridir.Menopoz sonrası mikrop olmadan da, estrojen eksikliği aynı belirtileri ortaya çıkarır.En çok mantar denilen mikroplar enfeksiyona neden olur. Bunun dışında trikomonas denilen parazitler ve bakteryel mikroplar akıntı nedenidir.



GENİTAL KAŞINTI (VULVİT)



Vulvit dış üreme organı veya vulva nın iltihaplanmasıdır . Vulva kadın genital bölgesinde küçük ve büyük dudakların bulunduğu giriş bölgesidir ve dış yüzeyinde kıllar mevcuttur. Vulvite genital bölgeye kullanılan spreyler, sabun ve benzerş temizlik malzemeleri veya vajinal temizliğe dikkat etmemek sebep olabilir. Bunların yanında İltihabın sebebi bakteri, virüs enfeksiyonu, mantar veya kanser de olabilir.

Belirtiler

Vulvanın kızarıp kaşınarak şişmesi;

Akıntılı veya kabuklu kabarcıklar;

Durum ilerledikçe vulvanın derisi kalınlaşarak beyazlaşır.

Vulva (Kadın Dış Genital Organı) Bölgesinde Kaşıntı Sebepleri

- Enfeksiyonlar

- Dermatit ve dermatozlar

- Squamoz hücre hiperplazisi (Hipertrofik distrofi)

- İntraepitelyal lezyonlar

- Vulva kanseri, Vulva Distrofisi

- Fox-Fordyce hastalığı, sryngoma gibi çok nadir görülebilen diğer hastalıklar

Vulvada Olan Kaşıntının Tanısı

1- Göz ile muayene inspeksiyon

2- Vajinal akıntının incelenmesi

3- Vajinal ve servikal kültür

4- Vulvadan Biopsi

5- Vulvoskopi( Kolposkopi)

6-Kan ve laboratuar testleri

7- Kıl kurdu testi



VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU



Vajinal mantar enfeksiyonları ilk kez 1849 yılında gebe bir kadında tanımlanmıştır. Erişkin kadınların yaklaşık %75'i yaşamlarının herhangi bir döneminde en az bir kez mantar enfeksiyonu geçirirler.

Çoğu kez gebelik, antibiyotik kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkan bu durum tedaviye kolay cevap verir. Ancak kronik vajinal mantar enfeksiyonu hem cinsel hem de psikolojik sorunlara yol açabilir. Vajinal mantar enfeksiyonlarına yol açan mikroorganizmalardan en sık görüleni Candida Albikans adı verilen bir maya hücresidir. Vakaların %67-95'inde bu mantar hücresi sorumlu olarak bulunduğundan, vajinal mantar enfeksiyonları genelde vajinal kandidiyazis şeklinde tanımlanır.

Candida Albikansın vajinada zaten normalde bulunan bir organizma mı olduğu yoksa belirti vermeyen kadınlarda saptandığında mutlaka tedavi edilmesi gereken bir patojen mi olduğu günümüzde dahi açıklığa kavuşturulamamış bir sorudur. Erkek semeninde üretilemediği için cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilemez.Ancak yapılan araştırmalarda eşlerin benzer tipte mantar hücresi taşıdıkları saptandığı için pekçok hekim tedavide eş tedavisi de uygulamayı uygun görmektedir.

BULAŞMA YOLU :

Vajinal mantar enfeksiyonunda üreyen mikroorganizmalar genellikle başkasından bulaşmaz. Kişinin zaten kendi vajinasında bulunan maya hücreleri çeşitli nedenler ile aktif hale gelip enfeksiyon yaratmaktadırlar. Dolayısı ile havuzdan vb. bulaşma söz konusu değildir. Çok nadiren cinsel ilişki ile bulaşabilir. Ancak bir kadında mantar enfeksiyonu olması mutlaka cinsel ilişki ile bulaştığı anlamına gelmez. Hayatında hiç cinsel ilişkide bulunmamış bakire kızlarda hatta küçük çocuklarda bile mantar enfeksiyonu olabilir.

RİSK FAKTÖRLERİ:

Vajinada belirti vermeden bulunan kandidalar çeşitli faktörlerin etkisi ile aktif hale geçerler ve klasik belirtiler ortaya çıkar. Ancak önemli bir gerçek de vakaların %50'sinde bu tür bir faktör olmadan hastalığın ortaya çıktığıdır.Vajinal mantar enfeksiyonlarını tetikleyen faktörler şunlardır:

Gebelik: Özellikle gebeliğin son 3 ayında hücresel bağışıklığın azalması ile kandida gelişimi kolaylaşır. Yine gebelikte vajinada glikojen adı verilen maddenin artışı da bu olayı hızlandır. Vajinada glikojenin artmasına ise kanda östrojen ve progesteron miktarının yükselmesi neden olur.

Şeker Hastalığı: Kan şeker düzeylerinin dengesiz seyrettiği kontrolsüz diabette idrar ve vajinal salgılarda şeker düzeyleri artar, bu da mantar için uygun bir ortam hazırlar.

İmmunosupresyon: Bağışıklık sisteminin baskılanması demektir. İlaçlar ya da sistemik hastalıklar sonucu hücresel bağışıklık sisteminin baskılanması kandidiazisi hızlandırır.

Doğum Kontrol hapları: Eski tipte yüksek doz oral kontraseptiflerin vajinal kandidiasiz için uygun zemin hazırladığı ileri sürülse de günümüzdeki düşük doz ilaçlar ile bu görüş geçerliliğini yitirmiştir.

Rahim içi araç (spiral): Etkisi tam olarak bilinmemektedir. Ancak kandidiazis için predispozan faktör olduğu ileri sürülmektedir.

Hormon kullanımı: Östrojen ve progesteron içeren ilaçların alımı kandidiazis görülme oranını arttırır.

Naylon giysiler: Özellikle kilolu kadınlarda giyilen naylon giysiler ve çamaşırlar bölgede sıcaklık ve nem artışına neden olurlar. Bu durum mantar hücreleri için altın değerinde bir fırsattır. Gelişen enfeksiyon tekrarlama ve kronikleşme eğilimindedir.

Lokal allerjenler: Renkli tuvalet kağıtları, parfümler, yüzme havuzundaki ilaçlar, tampon ve pedler alerjiye neden olabilirler. Alerjik zemin üzerinde ise daha sonra mantar enfeksiyonu gelişebilir.

Metabolik hastalıklar: Tiroid hormonu bozukluğu gibi hastalıklar kandidiazis için uygun zemin hazırlar .

Şişmanlık

Kronik servisi

Radyasyon

Antibiyotikler: Geniş spekrtumlu olarak tabir edilen güçlü antibiyotikler vajinanın normal pH dengesini bozarak mantar enfeksiyonu için uygun ortam hazırlarlar. Vajinitte en sık etkili olan antibiyotikler tetrasiklin ve penisilin grubu ilaçlardır.

BELİRTİLERİ:

Vajinal mantar enfeksiyonunun en önemli ve en sık görülen belirtisi kaşıntıdır. Bu kaşıntı geceleri şiddetlenir ve sıcak etkisi ile artar.ajinal mantar enfeksiyonunun en önemli ve en sık görülen belirtisi kaşıntıdır. Bu kaşıntı geceleri şiddetlenir ve sıcak etkisi ile artar.Hastaların çoğunda dış genital organlarda yanma vardır. Özellikle idrar yaparken, idrarın değdiği bölgelerde şiddetli yanma hissi olur.

Bazı hastalarda cinsel ilişki esnasında ağrı olabilir.

Vajinal kandidiazisde akıntı her zaman olmaz. Eğer mevcut ise bu akıntı beyaz renkli ve içerisinde süt ya da peynir kesiği şeklinde tanımlanan ya da kireç benzeri olarak nitelendirilen parçacıklar bulunur.

Akıntıda kötü koku görülmez. Kokunun olması kandidiazise eşlik eden ikinci bir enfeksiyonun varlığını akla getirmelidir.

Vulva ve vajinada kızarıklık ve şişlik olabilir. Vajina duvarında mantar plakları bulunabilir.Bunların görülmesi kandidiazis için tipiktir. Kaşımaya bağlı olarak vulva derisinde soyulmalar ve küçük kanamalar olabilir.

TANI:

Vajinal mantar enfeksiyonlarının tanısı güç değildir. Genelde muayene esnasında hastanın şikayetleri ve muayene bulgularının birarada değerlendirilmesi ilave bir laboratuvar tetkikine gerek kalmadan tanı koydurur. Vajinal kandidiazisde kültür almanın rolü yoktur. Bunun yerine alınan akıntı örneğinin potasyum hidroksil ile muamele edildikten sonra mikroskop altında incelenmesi ve tipik mantar psödohiflerinin görülmesi tanıyı kesinleştirir.

TEDAVİ :

Vajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisi hem çok kolay hem de zordur. Tedavi ile akut şikayetler büyük ölçüde giderilir. Ancak hastaların %5-25'inde hastalık daha sonra tekrarlar. 1 yıl içinde en az 4 defa kandidazis atağı geçirilir ise bu durumda tekrarlayan enfeksiyonladan söz edilmektedir. Bu yeniden atakların nedeni mantar mayalarının vajinadaki sağlam dokuların içine girerek derinlere kadar ilerlemesi ve burada sessiz kalmaları ve ilaçlardan da etkilenmemesi olarak açıklanmaktadır.

Vajina hücreleri sürekli bir yenilenme içinde bulunduğundan üstteki hücreler dökülüp alttaki hücreler yüzeye çıktıkça bu mayalarda yüzeye yaklaşmakta ve uygun ortam bulduğunda yeniden enfeksiyona neden olmaktadır. Bu duruma invazif kandidiyazis adı verilir. İnvazif kandidiazisin önlenmesinde predispozan faktörlerin ortadan kaldırılması şarttır.

Tedavide hem sistemik hem de lokal ilaçların kullanılması gereklidir. Lokal ilaçlar hem vajinal ovül (fitil) hem de krem şeklinde olabilir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda ise bazı yazarlar eş tedavisi gerektiğini düşünmektedirler. Kronik bir enfeksiyon yoksa eş tedavisi gerekli değildir.

Ağızdan alınan sistemik tedavide tek günlükten 1 haftalığa kadar tedavi protokolleri ve ilaçlar mevcuttur. Aynı durum vajinal ovüller için de geçerlidir.

Tedavi esnasında naylon giysiler giyilmemesi, çamaşırların pamuklu olması, kaynatarak yıkanması ve buharlı ütü ile ütülenmesi, dar giysilerden kaçınılması, vajinanın su ile yıkanmaması bunun yerine nötr pH derecelerine sahip ve bu amaçla üretilmiş sıvı sabunların kullanılması tedaviyi kolaylaştırır.



TRİKOMONAZ VAJİNİTİ



Trichomonas cinsel temas ile bulaşan ve kadınlarda sıkça görilen enfeksiyonlardan biridir. Bu hastalık Trichomonas vaginalis denen ve kırbacı sayesinde hareket edebilen bir parazitik organizmadır.

Trichomonas vaginalis kadında vajen, serviks, uretra ve mesaneyi enfekte edebilir. Bu hastaların mutlaka eşleri de muayene edilmelidir çünki hastalık cinsel temasla bulaştığı için eşleri de risk altındadır. Ayrıca bu hastalık bulunanlarda diğer cinsel yoolla bulaşan hastalıklar da kontrol edilmelidir, zira bu hastaların %10 unda Gonore den'len Bel Soğukluğu bulunmaktadır.

Cinsel bulaşmanın dışında bu mikroorganizma tuvalet, kirli çamaşırlar, havlu v.s. gibi uygunsuz şartlar dolayısıyla da bulaşabilir.

Belirtiler:

Kokulu vajinal akıntı ( sarı-yeşil renkli, köpüklü )

Vulvovajinal kaşıntı

Genital bölgede yanma hissi

Cinsel ilişki sonrası vajinal kanama

Genital Organda şişkinlik ve acı

İdrar yaparken yanma

Tanı:

En önemli tanı yöntemi lezyonu görmektir - inspeksiyon. Bunun için hasta jinekolojik masaya alınır ve vajinal muayene ile rahim ağzında Çilek görünümü olarak adlandırılan küçük kanama odaklarının olması trikomonas için tanısal değer taşır. Ayrıca akıntıdan alınan örneğin direkt mikroskobisinde parazitin görülmesi tanı koydurucudur. Eğer mikroskobi ile kesin tanı konamıyorsa akıntıdan kültür yapılması da diğer bir alternatif yoldur. Smear testinde de parazitler görülebilir.

Tedavi:

Trikomanas enfeksiyonunun tedavisi anaerob dediğimiz antibiyotikler ile yapılmaktadır. Bu ilaçlar oral - ağızdan ya da vajinal yoldan fitil olarak kullanılırlar. Özellikle gebelerde zarların erken yırtılması ve erken doğuma yol açabildikleri için mutlaka zaman kaybetmeden tedavi edilmelidirler. Ayrıca bu hastalıkta eş tedavisi de mutlaka yapılmalıdır.



BAKTERİYEL VAJİNİT



Gardnerela vajiniti, gardrenella vajinalis adı verilen bakterilerin vajinal florada baskın duruma geçerek enfeksiyon gelişimine neden olması sonucu meydana gelir. Normalde vajinal florada Lactobasil denilen mikroorganizmalar baskındır ancak bunların sayıca azlması ve gardenella vaginalislerin sayıca artması ile enfeksiyon oluşur.

Bu enfeksiyonda ana belirti akıntı ve kötü kokudur. Özellikle Kokmuş Balık Kokusu bu enfeksiyon için karekteristiktir. Bayanlarda sık vajinal duş yapanlarda görülmekle birlikte ve ilişki sonrası , adet dönemini takiben belirtiler artmaktadır.

TEDAVİ:

Bu hastalara antibiyotik tedavisi şarttır ve hastalara genital bölge hijyeni ve bakımı hakkında bilgi verilmelidir.



İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARI (SİSTİT)



Sistit, idrar yollarının iltihabıdır ve genellikle etken E. Coli (Escherichia coli) denilen bakterilerdir. E. coli mesane duvarında iltihaplanmaya neden olur ve tedavi edilmezse bu böbrekleri de etkileyebilmektedir.

BELİRTİLERİ

İdrar yaparken yanma

Sık idrara çıkma

Ağrı

Ateş

Terleme

Yorgunluk

Kusma ve bulantı

Bulanık renkli , kötü kokulu idrar

Cinsel ilişki esnasında ağrı

TEŞHİS

Teşhiste özellikle anamnez ve hastanın şikayetleri önemlidir.İdrar tahlilleri, idrar kültürü, sistoskopi v.s. Teşhis amaçlı kullanılabilmektedir.

NEDENLERİ

Genital hijyenin kötü olması

Cinsel ilşki

Sık idrar tutma

İdrar yollarında darlık

Menapozda östrojen eksikliği nedeniyle mukazanın şncelmesi

En sık neden olan bakyteri Escherichia coli ( E.coli, koli basili) adli mikroorganizmadir. Bu bakteri kalin barsaklarda normal olarak bulunabilir ve cinsel iliski ile mesaneye ulasabilir.

SİSTİTİN TEDAVİSİ

Sistitin tedavisi antibiyotiklerdir. Tedaviye baslamadan önce idrar kültürü ve antibiyogram için örnek alınmalı, sonuçlar çıkıncaya kadar idrar yolları enfeksiyonlarinda etkili antibiyotikler kullanılmalı, antibiyogram sonuçlarına göre gerekirse bu ilaçlar değiştirilmelidir.



RAHİM AĞZI İLTİHABI (SERVİSİST)



Servisit , serviks adı verilen rahim ağzı dokusunun iltihabıdır. Halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinen servisit en sık karşılaşılan jinekolojik problemlerden birisidir.Kadınların çoğu hayatlarının bir döneminde bu hastalığa yakalanmaktadırlar. Genellikle cinsel yoldan bulaşan bakteriler sonucu ortaya çıkmakla beraber bazen irritasyon ya da travma sonrası da ortaya çıkabilir.

En sık karşılaşılan patojenler Klamidya, Gonore ve HSV (Herpes Simpleks Virüsü) dir ve bunların hepsi cinsel yolla bulaşmaktadır. Hafif vakalarda herhangi bir bulgu olamayabilir ancak olay ilerledikçe kötü kokulu ve iltihabi bir akıntı ortaya çıkar.

Servisitin en korkulan komplikasyonu enfeksiyonun üst genital sisteme ulaşmasıyla oluşan PİD - pelvik enfeksiyon ve oluşan yapışıklıklar sonucu ortaya çıkan kısırlıktır.

Servisit, serviks dokusunda ve mukus yapısında değişiklikler meydana getirerek spermlerin yapısını bozabilir ve servikal kanaldan geçişini engelleyebilerek kısırlığa neden olabilir.

Gebelerde servisit erken doğuma neden olabileceği gibi doğumdan sonra da bebekte enfeksiyon gelişimine neden olabilir.

TANI:

Biopsi: Eğer rahim ağzı ileri derecede anormal görünüyor ise lokal anestezi altında serviks biopsisi alınabilir. İşlem esnasında şüpheli alanlardan örnek alınır. Eğer tek bir alan belirlenemiyorsa saat 3,6,9 ve 12 hizalarından biopsi alınır ve patolojik incelemeye gönderilir.

Kolposkopi: Rahim ağzının ışık altında büyütece benzer bir optik alet yardımı ile incelenmesidir. Şüpheli alanları daha kolay ortaya çıkarmak için kolposkopi öncesi rahim ağzı bir takım kimyasal maddeler ile silinir ve daha sonra boyanır. Dokunun boya tutmadaki farklılıklarına göre biyopsi alınacak yer tespit edilir. Kolposkopi ile rahim ağzındaki kılcal damarların yapıları da değerlendirilir ve anormal damarlanma olup olmadığı saptanır. Bu damarlanma değişiklikleri servisit ile kötü huylu hastalıkların ayrımında önemlidir.

Smear: Servikal enfeksiyonu ve erken dönem serviks kanserinin taramasında kullanılır. Smear her kadının yılda 1 defa yaptırması gerek son derece basit ancak bir o kadar da önemli bir testtir.

Tedavi

Öncelikle tedavide antibiyotikler kullanılmaktadır ancak uzun süren ve dirençli vakalarda koter, laser, kriyo ya da ufak cerrahi girişimler uygulanmaktadır.

Koter: Kronik servisitteki en eski ve en klasik yöntemdir. Kalem şeklinde bir probun ucundan elektrik akımı geçirilerek ısı elde edilir. 3 yöntem arasında en son tercih edilmesi gereken tedavidir. İşlem esnasında çok hafif ağrı olabilir. İşlem sonrası oluşan nedbe dokusu rahim ağzı kanalında tıkanmalara yol açabilir.

Kriyoterapi: Kotere göre bazı avantajları vardır.Daha az ağrıya neden olur, ve daha kontrollü bir doku tahribine olanak tanır. Daha az nedbe dokusu oluşmasını sağlar.Bu nedenle servikal kanalda daralmaya yol açmaz. Tabanca şeklinde bir cihaz ile uygulanır. Bu tabancanın ucunun değdiği yerler donar. İşlem herhangi bir anestezi uygulanmadan yapılır. Son derece basit ve yaklaşık 10 dakika süren bir işlemdir.

Lazer: Dokuların lazer ile tahrip edilmesidir. Kriyoterapiye bir üstünlüğü yoktur.

Tedavi şekli ne olursa olsun hücrelerin tahrip edilmesini takiben 1-2 hafta kadar süren bol sulu bir vajinal akıntı görülür. Bu süre zarfında lekelenme şeklinde kanamalar olabilir bu nedenle işlemlerden sonra 2 hafta kadar cinsel ilişkiden kaçınmak gerekir. Tamamen iyileşme 6-8 hafta kadar alabilir.



BARTOLİN KİSTİ



Bartholin bezleri döl yolu girişinin her iki yanında sağlı sollu yer almış organlardır. Bu bezler ince bir kanal aracılığı ile döl yolu girişine açılırlar. Mukus salgılarlar. Esas amaçları penisin döl yoluna girişini kolaylaştırmak ve döl yolu girişinin ıslanmasını sağlamak olan sümüksü kıvamda kaygan şeffaf bir sıvı salgılamaktır. Cinsel uyarı ile bu sıvı artar. Salgı yapan bu bez bir kese gibidir.

Döl yolu girişi iltihapları veya bizzat bartolin bezinin iltihaplanması gibi herhangi bir sebeple bartolin bezinin vajinaya salgıyı akıttığı kanalında bir tıkanma olursa, tıkanıklığın arkasında kesenin içi bez salgısı ile dolmaya başlar. Kesedeki bezler salgı üretimine devam ederler ve içi boşalamayan kese şişmeye başlar ve kist meydana gelir. Buna “bartolin kisti” denir. Kist büyüklüğü değişebilir, küçük olabilir, bir yumurta büyüklüğünde de olabilir. Genelde ağrı yapar. Kist oluşan kesenin kanalının ağzı genelde mikrop kaparak iltahap oluşturur ve kapanır. Bartolin bezinin iltihaplanmasına “bartholinitis” denir. Genel enfeksiyon belirtileri oluşmaya başlar. Ateş, kızarıklık ve ağrı olur. Sonunda püy içeren apse meydana gelir. Buna “bartolin apsesi” denir.

Genelde ilk belirti vajen girişinde tek yanlı ağrısız şişliktir. Bu şişlik hareket sırasında, yürürken, otururken sevişirken rahatsızlık yaratabilir, ağrı yapabilir. Eğer mikrop içeriye de yayılmışsa şiş olan kısımda kızarıklık, sıcaklık olur, hassasiyet oluşur. Eğer ilerler ve tedavi edilmezse dayanılmaz bir ağrı verir ve sonunda dayanılmaz hale gelince kişi acilen doktora başvurur.

Bu durumun olmasını önlemek için temizliğe ve hijyene dikkat etmek gerekir, yeni partnerle prezervatifsiz seks yapmamak, akıntınız varsa hemen doktora baş vurmak, büyük tuvalet sonrası silinmede arkadan öne doğru silinmeyip büyük tuvaletin vajene bulaşmamasını önlemek ve düzenli doktor kontrolünde olmak faydalıdır.

Yapılacak tedavi kistin büyüklüğüne, ağrılı olup olmadığına veya mikrop kapıp kapmadığına göre değişir. Eğer ağrı ve kızarıklık yoksa tedavi verilmez ve kistin zamanla büyüyüp büyümediği, rahatsızlık verip vermediği izlenir. Gerekirse uygun antibiyotik verilir. Abse gelişirse şişliğin iç tarafından ufak bir cilt kesisi yapılır, içerideki iltahap akıtılır. Bu durumda antibiyotik de verilir.

Tekrarlayan kist enfeksiyonlarında veya kist rahatsızlıklara yol açtığında, hekim tarafından kist üzerine küçük bir kesi yapılır, ve yeniden kanal oluşunu sağlamak için bazen bu kesinin ağzı açık bırakılabilir. Bu işlem genellikle hekim ofisinde ve lokal anestezi ile yapılabilir. Daha büyük cerrahi işlem nadiren gerekir.

İyileşme 10 gün kadar sürer. Kist bazen tekrar edebilir, tekrar aynı tedavi uygulanır.



Genital Siğiller (Kondilom) ve Human Papilloma Virus (HPV) Enfeksiyonu



Genital Siğil (Kondilom) Kondilomlar cinsel yolla bulaşan ve human papilloma virus (HPV) adı verilen bir virusun neden olduğu enfeksiyonlardır. HPV virüsünün genital mukozada oluşturduğu yaralara "genital siğil" denir. Vajina, penis, vulva veya anüs çevresinde ortaya çıkan birkaç milimetre çapında, kırmızımsı veya kahverengimsi papüllerdir. (kabarıklıklar)

Toplumda çok sık görülen bir enfeksiyondur. Kabaca her on kişiden birinde genital siğil olduğu söylenebilir.

Bulaşma genital HPV hastalığı taşıyan bir bireyle girilen her türlü cinsel ilişki ile bulaşabilir. Virüs, ilişki sırasında ciltte ortaya çıkan mikroskopik yırtıklar ve sıyrıklar vasıtası ile ciltten cilde temas yolu ile bulaşır. Virüsün erkek menisi içinde de saptanması vücut sıvılarının teması yolu ile de bulaşabileceğini düşündürmektedir. Virus ile tamas eden herkesde enfeksiyon bulguları ortaya çıkmaz ancak kondilom ortaya çıkan bireylerin %60-90'ının partnerinde de virüs olduğu saptanmıştır. Virüs birkere vücuda girdikten sonra uzun yıllar sessiz kalabilir. Cinsel yönden aktif olan herkeste görülebilir. En çok birden fazla sayıda partneri olan, ya da partneri birden fazla kişi ile birlikte olmuş 15-30 yaş arası kişilerde görülür. Gebelik esnasında çok hızlı bir seyir izler. Nadiren anneden bebeğine geçebilir.

HPV sadece genital siğillere neden olmaz. Bu virusun 60'dan fazla değişik alt grubu vardır ve bu gruplardan bazılarının rahim ağzı kanserine neden olduğu bilinmektedir.

Bazı tipleri ise anus kanserine yol açabilmektedir. Coğu enfeksiyon belirti vermeden geçirilir. Kişinin bağışıklık sistemi bu virüs ile başedebilir ve belirtiler ortaya çıkmadan hastalık etkisiz hale getirilir. Ancak bu başarı HPV'nin tehlikesiz olduğu sonucunu çıkarmaz.

Genital siğil ve kanser:

Bazı HPV türleri genital siğilin yanısıra anogenital kanserlere de (özellikle serviks kanseri) sebep olabilir. Her genital siğil vakası kanser olacak diye bir şart yoktur, ancak kanser olma riski artmıştır.

Önlem:

Genital siğil riskini azaltmanın en etkili yolu birden fazla sayıda partner ile birlikte olmamaktır. Ancak bunun mümkün olmadığı durumlarda prezervatif en etkili önlem yoludur. Prezervatif siğillerin yanısıra cinsel yolla bulaşan AIDS'de dahil olmak üzere pekçok hastalığa karşı koruma sağlar. Siğiller kondomun kapladığı alan dışında da bulunabildiğinden prezervatif zaman zaman etkisiz kalabilir.

Tedavi:

Keratolitik ajanlar: Üstteki deriyi içindeki HPV virüsüyle birlikte ortadan kaldıran, kurutan ilaçlardır.

Immünmodülatörler: Bağışıklık sistemi düzenleyiciler. Etki mekanizmaları tam bilinmiyor. Ancak bağışıklık sisteminde bazı kilit maddeleri etkilediği sanılıyor.

İnterferonlar: Anti-viral, anti-tümör ve bağışıklık düzenleyici etkileri olan ilaç grubu.

Antimetabolitler: Kanser tedavisinde de kullanılan, hücre bölünmesini engelleyen ilaçlar.

Cerrahi yöntemler :

Kriyoterapi : Siğili dondurarak tedavi eder. Özellikle penisteki ve vulvadaki lezyonlar için bu tedaviye iyi yanıt verirler. Ancak ağrı ve ödem gelişebilir.

Elektrokoter: Yine ilaca yanıt vermeyen büyük lezyonlar bu işelemle cerrahi olarak çıkarılıp kalan doku koterle yakılabilir.

LEEP: Kanca şeklinde bir koterle siğilin altından yakılarak siğil çıkarılır.



HPV Aşısı - Rahim Ağzı Kanseri Aşısı



HPV (Human Papilloma Virus) cinsel ilişki ile geçen bir virüstür. Rahim ağzı kanseri ve kanser öncesi değişikliklerin yüzde 80’ine bu virüs neden olumaktadır. Son yıllarda önemi daha çok anlaşılan HPV virüsünün ABD’de yapılan bazı çalışmalarda, kadınların yüzde 60-70’nde mevcut olduğu görülmekle beraberve son yıllardaki en büyük önemi rahim ağzı, vajina ve vulva kanserinde etken olmasının keşfedilmesiyle ortaya çıktmıştır. İnsan bağışıklık sistemi bu tür enfeksiyonları bir ya da iki yıl içinde temizliyebilmektedir, ancak daha dirençli HPV türleri rahim ağzı kanseri veya genital bölgede başka kanserlere yol açabilir.

HPV virüsünün esas önemi rahim ağzı kanserine neden olmasından dolayı kaynaklanmaktadır.Tüm dünyada kadınlar arasında kanserden kaynaklanan ölümlerin ikinci en yaygın nedeni olan rahim ağzı kanseri, her yıl yaklaşık yarım milyon teşhis ve 240 bin ölümle sonuçlanmakta ayrıca, düşük dereceli riske sahip belirli HPV tipleri, genital siğillere ve anormal Pap sonuçlarına yol açabilimektedir. Her yıl dünya çapında yaklaşık 32 milyon genital siğil vakası ortaya çıkmaktadır. ABD’de, her yıl yaklaşık 15 bin kadın, rahim ağzı kanserine yakalanırken, bunlardan yaklaşık 6 bini ölümle sonuçlanmakta. Gelişmekte olan ülkelerde ise bu problem çok daha büyüktür, çünkü kadınlar kansere yol açan ajanların gelişimini hastalığa yakalanmadan kontrol ettirememekte ve bu da her yıl binlerce kadının ölümüne yol açmaktadır.

HPV’nin bazı türleri kansere yol açarken, diğerleriyse cinsel hastalıklara yol açar.

HPV AŞISI genel olarak koruma amaçlı bir aşı olup, HPV 6, 11, 16, 18 tiplerini içermektedir .

HPV 6, 11, 16, 18 tiplerine maruz kalmamış kadınlarda, rahim ağzı kanserine karşı yüzde 100 koruma sağlar.

HPV 16 ve 18 dünya üzerindeki rahim ağzı kanserlerinin yüzde 70’den fazlasına neden olurken, HPV 6 ve 11 ise dünya üzerindeki genital siğillerin yüzde 90’nından fazlasında sorumlu tutulmaktadır.

HPV Aşısı şu an 9 - 26 yaş grubundaki kadınlara uygulanabilmekle beraber ilerleyen dönemlerde 26 yaş üstü kadınlar için ve erkekler için de aşının kullanılması planlanmaktadır.

Aşının etkili olması için 9 - 26 yaş arasındaki bayanlara 0 - 2. ve 6. aylarda 3 doz olarak uygulanması önerilmektedir. Aşı 5 yıl boyunca etkili düzeyde antikor yanıtı oluşturmaktadır.

HPV Aşıları ,Kanser Aşısı İle İlgili Önemli Noktalar:

Aşı 3 doz şeklinde yapılacaktır, 3 doz bittikten sonra ne kadar bağışıklık sağlayacağı tam bilinmemesine rağmen 5 yıl sonra tekrarlanması gerekebileceği iddia edilmektedir.

Aşı sonrası hassas kişilerde önemsiz alerjik reaksiyonlar yapabileceği belirtilmektedir.

İdeal yapılma dönemi 9-12 yaş arası olup en geç 26 yaşında yapılması önerilmektedir.Adölasan dönemi aşı için en uygun yaş aralığıdır.

İlk planda sadece kız çocuklara yapılması planlanmakta erkeklere uygulaması tartışmalıdır.

Öncelikle HIV taşıyıcıları, immün sistemi baskılayan tedavi alanlar, kortizon kullananlar, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalığı olanlar, veya HPV açısından riskli gruptakiler (örneğin çok partnerliler ) aşılanmalıdırlar

Hamilelerde yapılması tavsiye edilmemektedir, doğum sonrası emzirme döneminde yapılabilinir,

Aşılama dozları bittikten sonra serviks kanseri riski tamamen bitmez, bu nedenle serviksin taranmasına smear ve gerektiğinde kolposkopi ile devam edilmelidir. Rutin doktorun önerisine göre 6 ayda veya yılda bir smear takibi aşı sonrası da gerekmektedir..

En çok merak edilen ise HPV taşıyıcısı olanlar, lezyonu bulunanlar ve aktif genital siğili olanlara yapılıp yapılamayacağı konusunda. Aşı koruyucu olduğu için zaten alınmış bir tipe ( örneğin 16’ ya) karşı hiçbir faydası olmaz ve kişilerin birden fazla virüs tipini aynı anda bulundurmaları çok çok nadir bir ihtimaldir. HPV ve kondilomu olanlara aşı yapıldığında sadece kendisinde olmayan diğer tiplere karşı ( ileriki bir zamanda bu tipleri alabileceği farz edildiği durumlarda, multipartner yaşayanlarda belki..) faydası olabileceği iddia edilmektedir ve bu da tartışmalı kesin olmayan bir durumdur. Bu sebeple aşı önleyici olduğu için şu anda kesin bilinen virüsü almamış kişilerde etkili olabileceği yönündedir.

Yeni HPV aşıları ile ilgili yeni çalışmalar devam etmekte olup önümüzdeki yıllarda daha da geliştirilmiş aşıların piyasaya sunulabileceği bilinmektedir.



KANSER YAPABİLEN VİRÜS HPV



İnsan Papillom Virüs’ü vücudun değişik kısımlarını enfekte edebilir. 100’den fazla çeşidi vardır. Siğil denilen oluşumları yaparlar. Parmaklarda, ellerde veya yüzde olabilirler. Bazı tipleri cinsel yolla bulaşıp rahim ağzı, penis veya anüs, vajina’da kansere yol açabilir. Genital organlarda siğil yapanlar vücudun diğer yerlerinde siğil yapanlardan farklıdır. Bilinmesi gerekir ki, siğil yapan tipte bir virüs genelde kansere sebep olmaz. Ancak, rahim ağzında hücre değişikliği yapabilen tipler kansere yol açabilirler. HPV virüsüne tiplerine göre numara verilmiştir. Genital organlarda siğil yapanlar 30 adet kadardır. Bunların en sık görülenleri 6 ve 12 numaralı virüslerdir. 16 ve 18 numaralı olanlara ise rahim ağzı kanserlerinde %70 oranında rastlanmaktadır. Böylece virüslerin düşük risk yaratan veya yüksek riskli olanlar diye ayrılıp araştırılması, tedavi ve sonraki izlemde büyük önem taşımaktadır.

HPV, Papovaviridae ailesine mensup küçük, zarfsız, çift sarmallı DNA virüsüdür. Genetik bilgi sadece bir sarmalde lokalizedir. Epitelyotropik olan HPV deri ve müköz membranların epitelyal hücrelerini enfekte eder. Enfekte epitelde proliferasyon, epitelyal kalınlaşma ve papillomatozis görülür. Seksen kadar HPV tipi detaylı olarak tanımlanmıştır. Bunlardan 22 tanesi insan anogenital (makat ve genital alan) bölgesini etkiler. Anogenital HPV tipleri kanser oluşturma potansiyellerine göre

3 gruba ayrılır :

1.Düşük derece kanser riskli grup : Tip 6 , 11, 42, 43, 44

2.Orta derece kanser riskli grup : Tip 31, 33, 35, 51, 52

3.Yüksek derece kanser riskli grup : Tip 16, 18, 45, 56

Düşük derece kanser oluşturma risk grubundaki HPV tipleri genital siğillerde , LSIL (Low Grade Squamous Intraepitelial Lesion = Düşük dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon ) ve yassı kondilomlarda görülür. Yüksek dereceli CIN (Cervical Intraepitelial Neoplasia) ’lerde oldukça nadirdir. Orta derece kanser oluşturma riskli grupta bulunan HPV tipleri, LSIL ve HSIL de (High Grade Squamous Intraepitelial Lesion= Yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon) bulunabilirse de invaziv karsinomada nadirdir. Yüksek derece kanser oluşturma riskli gruptaki HPV tipleri invaziv karsinoma da dahil tüm lezyonlarda bulunabilir.

HPV Virüsü - Kanser Oluşumu - Tedavisi

Cinsel yolla bulaşan virüs, eğer yüksek risk yaratabilen cinstense, önce rahim ağzı hücresinin yapısını değiştirir. Hafif değişiklikler kendiliğinden geçebilir, ama virüs etkisini devam ettirirse hücrenin yapısını giderek bozar ve tedavi yapılmazsa ağır bozukluklara ve sonuçta kansere yol açabilir. Düzenli yapılan pap smear testleri sırasında hücre bozulmaları saptandığında, jinekolog tarafından kolposkop denilen ve görüntüleri büyüterek rahim ağzını ve buradaki hücre değişikliği alanlarını yakından incelemeye yarayan bir cihazla inceleme yapılır. Burada hücre bozukluğu gösteren alanlar mevcutsa, daha kesin inceleme için küçük biyopsiler alınabilir. Patalojide HPV ile enfekte hücreler varsa, ikinci bir test için aynı doku örneği veya smear’de alınan akıntıdan genetik laboratuvarda DNA araştırması yapılarak HPV’nin risk yaratabilecek bir tipte olup olmadığı anlaşılır.

Teşhiste doğru yol izlendiğinde, rahim ağzındaki hücre değişiklikleri henüz kanser olmadan çeşitli şekillerde tedavi edilebilir. Koni şeklinde rahim ağzının çıkarılması, laser ile veya dondurarak tedavi gibi yöntemlerle alınan sonuçlar çok iyidir. Bu şekilde yapılan erken tedaviler ileride gebelik şansını hiç etkilemezler. Erkeklerdeki siğil ve benzeri oluşumlar da tedavi edilmelidir. HPV ile birlikte görülen görülen diğer genital enfeksiyonlar da tedavi gerektirir. Tedaviden 3-4 ay sonra smear’in tekrarlanması ve partner tedavisi şarttır.

HPV (Human Papilloma Virüs) Tanısı Ve Tiplemesi

HPV serviks, vajina , vulva, perine ve perianal alanda kondiloma aküminataya neden olur. Virüs seksüel geçişlidir, her iki partneri de etkiler. Kondilomlar farklı şekillerde olabilir. HPV servikal kanser ile yakından ilişkilidir. Yüksek grade’li servikal intraepitelyal lezyonlarda ve invaziv karsinomada HPV 16 ve 18 sıklıkla birlikte bulunmaktadır. Genel yaklaşım tarzı tüm şüpheli pigmente lezyonlardan biyopsi alınması ve histopatolojik inceleme yapılmasıdır. Dışa bölgede olan kondilomlardan rutin olarak HPV tiplemesi yapılması gerekli değildir. Kolposkopik inceleme esnasında % 5’lik asetik asit uygulanması, lezyonların 3-4 dk. süreyle beyazlaşmasına ve infraklinik lezyonların tespitine yardımcı olabilir ama yüksek bir yalancı pozitiflik oranı vardır. Klinik olarak belirgin olan kondilomlara kolposkopik inceleme yapılması gerekmez. Gebelerde gözlenen kondilomların % 50’sinde doğumu takip eden 3 ay içerisinde spontan iyileşme gözlenir. HPVkültürü için rutin bir laboratuvar yöntemi mevcut değildir. HPV DNA tespiti için moleküler yöntemler kullanılır. Epidemiyolojik çalışmalarda yaygın olarak filter hibridizasyon yöntemleri kullanılır. HPV DNA saptanması için altın standart Southern Blot tekiğidir , fakat en zahmetli olanıdır. FISH geniş epidemiyolojik çalışmalar için daha uygundur fakat Southern Blot kadar spesifitesi yoktur. FDA ‘in onayladığı bir metod ise Vira Pap / Vira Type olarak adlandırılan Dot Blot yaklaşımıdır. Çoğu araştırmalarda HPV DNA saptanması için PCR ( Polymerase Chain Reaction ) kullanılır.



GEBELİKTE KONDİLOM(HPV) VE TEDAVİSİ



Human papilloma virusunun (HPV) neden olduğu genellikle cinsel geçişli viral bir enfeksiyondur. Sıklıkla daha önceden enfekte olmuş partnerle korunmasız bir ilişki sonrasında ortaya çıkar.

Genital siğillerin tüm toplumda görülme olasılığı %1-2 dir. En sıklıkla aktif cinsel yaşlar olan 18-25 yaş arasında gözlenir.İnsan papilloma virusu (HPV) genital lezyonlara neden olabileceği gibi genital organlar dışında yerleşimlerde de infeksiyonlara yol açabilmektedir. Daha çok ellerde yerleşen "verukka vulgaris", ayak tabanlarında yerleşen "verukka plantaris" genital bölge dışında yerleşen HPV infeksiyonun diğer örneklerini oluşturur.

HPV virüsü (Kondilom) gebelikte anneden plasenta yoluyla bebeğe geçmemektedir. Geçiş şekli genellikle normal doğum sırasında bebeğe direkt doğum kanalından bulaşması şeklindedir.Çok nadiren sezaryen sırasında bebeğe geçtiği iddia edilir.

Doğum şekli olarak sezaryen tercih edilmelidir.

Geçirilmiş kondilom öyküsü olan veya gebelikte kondilom tespit edilen hastalarda gebelikten önceki 3 ayda Pap Smear yapılmamışsa gebe kaldığında pap smear mutlaka yapılmalıdır.

Gebe olmayanlarda kullanılan lokal kremler imikanozol ,podofilin ,5-florourasil kesinlikle hamilede kondilom tedavisi için kullanılmamalıdır. Bebek için toksiktirler.( %5 lik İmikimod (Aldara krem) ise 2003 yılından bu yana ülkemizde de bulunan saşe-krem formunda, yalnızca siğilin üzerine sürülerek o bölgedeki hücresel tip bağışıklığı arttırarak etki eden bir kimyasaldır. Yani bir antiviral değildir. Yalnızca cilt bölgesinde lokalize kalan ilaç o bölgedeki interferon alfa ve sitokinleri aktive ederek immün direnci yükseltir.)

Aldara sayesinde immün direnç yükselince o bölgeye haraket eden makrofaj ve lenfositler viral patolojiyi giderecektir. Gebelikte Kategori B olduğu için güvenle kullanılabilir. Nitekim yapılan bilimsel çalışmalarda gebelik ve emzirme dönemide kullanımından ötürü herhangi bir olumsuz etkiye rastlanmamıştır. (Kremin cilde sürülmesi ile ancak binde 9'luk bir kısmı deriden emilmektedir.)

Aldara kullanımı bağışıklık sistemini de aktive ettiği için ileride olabilecek siğil nükslerinin de önüne geçebileceği iddia edilmektedir. Tedavi süresi haftada 3 uygulama ile 16 haftaya kadar uzayabilir.

Korunma yolları:

Genital siğil riskini azaltmanın en etkili yolu birden fazla sayıda partner ile birlikte olmamaktır. Ancak bunun mümkün olmadığı durumlarda prezervatif en etkili önlem yoludur. Prezervatif siğillerin yanısıra cinsel yolla bulaşan AIDS'de dahil olmak üzere pekçok hastalığa karşı koruma sağlar. Siğiller kondomun kapladığı alan dışında da bulunabildiğinden prezervatif zaman zaman etkisiz kalabilir.

Gebelikte ve Lohusalıkta Gardasil (HPV Aşısı- Rahim Ağzı Kanseri Aşısı :

Gardasil 'in gebelik sırasında kullanımına ilişkin veriler yeterince güvenilir değildir.

Bu nedenle GARDASIL 'in gebelik sırasında kullanımı önerilmemektedir. Aşılama gebeliğin tamamlanmasından sonraki döneme ertelenmelidir.

GARDASIL, emzirme döneminde kullanılabilir. Klinik çalışmaların aşılama döneminde toplam 995 emziren kadına GARDASIL veya plasebo uygulanmıştır. Annede ve emzirilen bebekteki istenmeyen reaksiyon oranları aşı ve plasebo gruplarında benzerdi. Ayrıca aşı immünojenitesi, aşının uygulandığı dönemde emziren veya emzirmeyen kadınlarda benzer bulunmuştur.



YENİ DOĞAN BEBEKTE HPV(KONDİLOM)



Genital HPV enfeksiyonu, HPV virüsü tarafından meydana getirilen seksüel temasla gecen bir hastalıktır. HPV virüsü 100 den fazla türü olan bir grubu kapsamaktır. Genital insan HPV enfeksiyonu en sık seksüel temas ile geçen iltihaptır, virüs cildi ve membranları enfekte eder. Rectumu, rahim ağzını,vaginayı, vulvayı, penisi enfekte eden ve buralarda hastalık oluşturan bir virustür.

Genellikle insanda HPV ye ait bir sağlık problemi ve semptomu gelişmez. Fakat HPV'nin bazı tipleri erkek ve kadında genital siğile neden olur; diğer bazı tipleri de rahim ağzı kanserine ve daha az görülebilen vulva, anüs, vagina, penis kanserlerine neden olurlar. HPV’nin genital kansere neden olan tipleri ile genital siğil meydana getiren türleri aynı değildirler. HPV tipleri gen'tal siğil oluşturan düşük riskli (HPV 6 ve 11) ve kanser oluşturan yüksek riskli (HPV 16 ve 18) tipleri en önemlileridir.

Yeni doğan bebeklerde de doğum sırasında anneden HPV bebeğe bulaşarak bebekte bazı rahatsızlıklara yol açabilmektedir ,bunlardan en önemlisi de laringeal papillomatozis denilen ve bebeğin nefes borusunda Larinks denilen kısımda oluşan karnıbahar tarzındaki lezyondur.Bu rahatsızlığa en sık HPV Tip 6 ve 11 neden olur. Bebeklerde hastalığa bağlı ortaya çıkan belirtşler ses kısıklığı ,nefes darlığı ve beslenme güçlüğüdür.Eğer durum tedavi edilmez ise nefes darlığı şiddetlenir ve yaşamı tehtid eder hale gelebilir.Ayrıca HPV nin larinks ve baş * boyun bölgesinde ortaya çıkan kanser olaylarında da rol aldığı gösterilmiştir.

Tedavide amaç; hastaya yeterli hava yolu sağlamaktır ve bu amaçla kimyasal ve fiziksel yolla tümörün ortadan kaldırılmasına çalışılmaktadır.(Tedavide CO2 Lazer, elektrokoter, kriyoterapi, soğuk bıçakla eksizyon,küretaj gibi fiziksel yöntemler kullanılabilmektedir.Kimyasal yöntemler arasında salisilik asit, laktik asit, biklorasetik asit, triklorasetik asit gibi asitler yer alır. Podofilin,podofiloks gibi antimetabolit ve antimitotikler ile retinoidler de kullanılan ajanlardandır.)



Anal HPV-Makatta Siğil, Anal Kondilom



HPV derideki siğillerden sorumlu olan bir mikroptur. Bu mikrobun bazı tipleri genital bölgede yerleşir. HPV cinsel yolla bulaşır ve hiç ilişkide bulunmamış kadınlarda görülmez.

Genital bölgede kondilom (siğil) oluşumuna neden olan HPV, hücrelerin içine yerleşerek hücrenin genetik yapısını etkileyebilme özelliğine sahip bir virüstür. HPV'nin çok sayıda alt tipi vardır. Bu alttiplerden bazıları hücrelere olan etkileriyle hücrelerin kendi kendine hızla ve kontrolsüzce çoğalabilen hücrelere dönüşmesine neden olmaktadır. Hücrelerin kontrolsüzce çoğalma özelliği kazanması ise hücrelerin bulunduğu dokuda kanser oluşumu riskini beraberinde getirmektedir. Serviks, vagina ve vulva kanserlerinin gelişiminde HPV'nin bu onkojen (kanser yapıcı) alttiplerinin çok önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir. Bu etkiler uzun vadeli etkilerdir ve ancak onkojen etkiye sahip HPV alttipleri tarafından başlatılırlar. Tıp dilinde insan siğil virüsü olarak da adlandırılan HPV'nin 100'den çok çeşidi bulunuyor. Sadece cinsel bölge ve civarındaki ciltte yerleşen virüs erkeklerde penis, testis, bacak araları, kasıkların yanı sıra, penisin içinde ve mesanede görülebiliyor. HPV'nin özellikle 5-6 çeşidi insanlarda sık görülürken, erkeklerde en çok 6, 11, 16 ve 18'inci cinslere rastlanıyor. Bunlardan 6 ve 11'inci cinsler daha çok siğil yaparken, 16 ve 18'inci cinsler hem siğil yapıyor hem de kansere yol açıyor. Erkeklerde penis kanserine yol açabilen HPV makat bölgesi civarında yerleştiğinde, makat ve kalın bağırsağın son kısmı olan rektum bölgesinde kansere rastlanabiliyor. Bunun dışında HPV, özellikle oral seks yoluyla erkeklerde damar, geniz, bademcik, dil, gırtlak kanseri ve bazı durumlarda yemek borusu kanserine de neden olabiliyor. Gebelik açısından HPV enfeksiyonunun önemi daha farklıdır. Gebelik döneminden önce varolan ya da gebelikte yeni çıkan kondilom kitlelerinin aşırı büyümesi bazen doğum kanalının tıkanmasına neden olur ve vajinal yolla normal doğum imkansız hale gelir. Diğer bir istenmeyen durum da bebeğin doğum eylemi esnasında doğum kanalından geçerken kanaldaki HPV'yi kapması sonucu meydana gelir. Virüsün bulaşması bebeğinin larinksinde (ses tellerinin bulunduğu organ) papillomlar (ufak kitleler) oluşmasına neden olabilir

Genital siğiller erkeklerde de kansere neden olabilirlersede özellikle kadınlarda daha fazla olasılıkla kötü huylu bir tümöre, (kansere ) dönüşebilirler. Özellikle serviks (rahim boynu) kanserlerinin %90'nın nedeni HPV lerin oluşturduğu genital siğillerdir. Bu nedenle kendisinde veya eşinde genital siğil olan bütün kadınların yıllık kontrol olmaları gerekir. Çünkü zamanında ve tam tedavi edilmeyen genital siğiller anüs, vulva, vajina kanserine dönüşebilir.

TANI:

Anüs kanseri ve kanser öncüsü hastalıklarının erken tanısı “Anal Smear” ile konabilir. Yüksek risk faktörlü hastalarda anal smear etkili ve kabul edilmiş bir tarama yöntemidir. Eşcinsellerde, anüs yoluyla cinsel ilişkiye giren kadınlarda, anüs ve çevresinde siğil saptanan kadın ve erkeklerde, cinsel organlarda ve çevresinde siğil saptanan kadınlarda ve rahim ağzı smear ve biopsilerinde HPV, displazi veya kanser saptanan kadınlarda yılda bir defa Anal Smear yapılmasını öneren merkezler vardır..

Tedavi:

Genellikle kadında vulva , perine ve dış genital organda bulunan siğillere ek olarak makatta da siğil saptanır ve tedavisi de aynı seansta diğer siğillerle birlikte yapılıri. Nadiren genital organda olmayıp sadece makat etrafında siğili şikayeti ile başvuran kadınlar olmaktadır. Anal ilişki, anal seks bu bulaşmada önemli bir faktördür.Eğer siğiller küçük ve sadece anüs çevresindeki ciltte yerleşmişse direkt olarak siğilin yüzeyine uygulanan ilaçlarla tedavi edilebilir

Tedavide genellikle büyük siğiller cerrahi olarak, küçükler ise virüslere etkili ilaçların lokal olarak siğilin üzerine sürülmesi ile tedavi edilirler. Kullanılan ilaçlar üstteki deriyi içindeki HPV virüsüyle birlikte ortadan kaldıran, kurutan ilaçlardır. Ayrıca immünmodülatörler, interferonlar veya antimetabolitlerde genital siğillerde kullanılabilmektedir.En çok tercih edilen metod, dış genital organlarda olduğu gibi siğillerin elektrokoter kullanılarak yok edilmesi (yakılması) veya cerrahi olarak çıkarılmasıdır.

Cerrahi yöntemler ;

Kriyoterapi: Siğili dondurarak tedavi eder. Özellikle penisteki ve vulvadaki lezyonlar için bu tedaviye iyi yanıt verirler. Ancak ağrı ve ödem gelişebilir.

Elektrokoter: Siğili elektrik enerjisiyle yakarak tedavi eder. Büyük lezyonlar bu işelemle cerrahi olarak çıkarılıp kalan doku gene koterle yakılabilir veya ilaç uygulanabilir.



BEL SOĞUKLUĞU (GONORE)



Neisseria gonorrhoeae (gonokok) adı verilen bakterinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık görülenidir.

A.B.D.'de her 30 saniyede bir kadının bel soğukluğuna yakalandığı ileri sürülmektedir. Bu kişiler 3-5 gün süren kuluçka dönemi süresince ileri derecede bulaştırıcı olmaktadırlar. Gonoreli bir erkek ile ilişki kuran her kadın enfekte olmaz. Sadece %60-90 kadında enfeksiyon gelişir. Kadından erkeğe bulaşma ise daha zordur.

Gonoreli bir kadınla ilişkide bulunan erkeklerin %20-40'ı enfekte olur.

Kadınlarda en çok rahim ağzında yerleşir.

Dokuların yapısı nedeni ile vajina dokusunda gonore bakterisi yerleşemez. Rahim ağzı (serviks) dışında sırasıyla ürethtra ve vajinanın hemen girişinde her ki yanda yer alan bartholin bezlerini tutar. Kadınların %80'inden fazlası asemptomatik kalır yani hiçbir belirti olmaz. Bu kuluçka döneminin değişken olabileceğinin belirtisidir.

Belirtileri

Bel soğukluğunun en sık yarattığı yakınma vajinal akıntıdır. Bu akıntı sarı-yeşil renkli ve kötü kokuludur. Sümüğümsü bir yapısı vardır. Beraberinde nadiren kaşıntı da olabilir. Bu tabloya idrar yaparken yanma da eşlik edebilir. Akıntıdan sonra en sık görülen yakınma ise kasık ağrısıdır.Genelde her iki tarafta da ağrı olur. Öğleden sonra ve akşam çıkan ateş görülebilir. Bartholin bezi tutulmuş ise vajina girişinde oldukça ağrılı bir şişlik yani bartholin absesi olabilir. Mikroorganizma kan dolaşımına geçer ise eklemlerde de enfeksiyona neden olabilir.Eklem ağrıları ve şişlikleri görülür. Tek bir eklemde belirtiler olmaz. Ağrılar gezici tiptedir. Bir eklem düzelir belirtiler bir diğerinde başlar. Buna gezici eklem ağrıları adı verilir. Nadiren gonokoka bağlı boğaz enfeksiyonları gelişebilir. Doğum esnasında anneden bebeğe geçerek yenidoğanın gözlerinde konjuktivite yol açabilir.Gonorenin en önemli komplikasyonu pelvik iltihabi hastalıktır (PİD). Enfeksiyonun tüplere ve yumurtalıklara kadar ilerlemesidir. Kısırlık dahil pekçok komplikasyon yaratır.

Tanı

Servikal ve vajinal akıntının incelenmesi ile konur. Vajen kültürü alınmasının en faydalı olduğu durum gonoredir. Kültürde gonokokların üretilmesi tanı için yeterlidir.Klinik olarak tanı konmuş olsa bile bunun kültür ile doğrulanması gerekir.

Tedavi

Bel soğukluğu tedaviye son derece duyarlı bir hastalıktır. Antibiyotik tedavisi ile genelde iyileşme sağlanır. Antibiyotik kullanımından bir hafta sonra kültürler tekrarlanarak enfeksiyonun geçtiği teyid edilmelidir.



UÇUK (GENİTAL HERPES)



Yaygın adı ile UÇUK olarak bilinen lezyon, Herpes Simpleks Virus (HSV) adı verilen virüsün yol açtığı bir enfeksiyon hastalığıdır.

Sadece 45 milyon kişi A.B.D.'de bu hastalğa yakalanmıştır ve her yıl 500.000 yeni vaka ortaya çıkmaktadır. Bu tablonun dramatik olan yanı hastaların %80'i ya herhangi bir yakınma ortaya çıkmadığı ya da belirtileri yanlış yorumladığı için hasta olduğunun farkında değildir.

HSV'nin 2 tipi vardır: HSV1 ve HSV2. HSV1 genelde dudak etrafındaki uçuk şeklinde lezyonlara neden olurken, HSV2 genelde genital organlarda enfeksiyon yaratmaktadır.

Virus ilk defa enfeksiyon yarattıktan sonra sinir düğümlerinde sessiz olarak yıllarca bekleyebilmekte ve uygun ortam ve zamanda yeniden enfeksiyona neden olabilmektedir. Bu nedenle HSV enfeksiyonları sinsi enfeksiyonlardır.

BelirtİLER:

Herpes bulguları kişiden kişiye değişir. İlk atakta genelde virüs ile tamastan sonra 2 gün 3 hafta arası bir sürelik kuluçka devresini takiben yanma, kaşıntı, bacaklarda ağrı, kalça ve genital bölgede ağrı, vajinal akıntı, karın boşluğunda dolgunluk hissi görülebilir. Bu ilk bulgulardan birkaç gün sonra enfeksiyon alanında uçuk tarzı yaralar ortaya çıkar. Bu yaralar vajinada ve rahim ağzında olabilir. 3-4 gün içinde bu yaralar iz bırakmadan kaybolurlar. Bu aşamadan sonra virus omurilik düzeyinde sinir köklerine giderek yerleşir ve burada inaktive halde beklemeye başlar. Pekçok kişide de periyodik olarak re-enfeksiyona neden olur. Bu reenfeksiyonlar esnasında virusler sinirler boyunca ilerleyerek genelde ilk enfeksiyonu yarattığı alanların yakınında yeni lezyonları yapar.

Her enfeksiyon atağı esnasında gözle görülebilen lezyonların bulunması şart değildir. Çoğu zaman fark edilmeyen ataklar olur. Bu dönemlerde vajinal salgılar ile virüs yayılımı olduğundan kadın cinsel partnerine hastalığı bulaştırabilir.

Tanı :

Gözle görülebilen lezyonların varlığında tanıyı koymak kolaydır. Ancak bunun HSV olduğunu göstermek için bazı laboratuvar tetkikleri gerekebilir. Bunun en iyi yolu aktif enfeksiyon sırasında lezyonlardan alınacak materyalde viral kültür yapmaktır. Ancak bu oldukça masraflı bir tekniktir. Materyalde virus üretilememesi hastalık olmadığı anlamına da gelmez. Kesin tanının çok zor olması nedeni ile pekçok vaka hatalı olarak teşhis ve tedavi edilmektedir. Kanda yapılan immünolojik testler ile de HSV varlığı saptanabilir. Ancak bu testler aktif enfeksiyonu göstermez. Sadece kişinin hayatının herhangi bir döneminde enfeksiyon geçirip geçirmediğini ve bağışıklık sisteminin virüse karşı antikor geliştirip geliştirmediğini belirler. Antikorlar bulunsa bile bunlar kişiyi yeni enfeksiyonlardan korumaz. Kan testi ayrıca oral ve genital enfeksiyonların ayrımını da sağlayamaz. Son zamanlarda HSV1 ve HSV2'yi ayrıdedebilen kan testleri geliştirilmiş olmakla beraber bunların yaygın kullanımı henüz daha mevcut değildir.

Tedavi:

Günümüzde Herpes tedavisi için değişik ilaçlar mevcuttur ancak bu ilaçlar kesin tedavi sağlayamamaktadırlar. Viral bir enfeksiyon olduğu için antibiyotikler etkisiz olmaktadır. İlaçlar sedece ilk atağın şiddetini azaltmakta ve süresini kısaltmakta , daha sonraki atakların ise sıklığını düşürmektedir. HSV enfeksiyonu geçiren kişiler bazı birkaç basit kurala uyarak enfeksiyonun süresini ve bulaşıcılığı azaltabilirler. Bu önlemlerden en basit fakat en önemli olanı enfekte alanı temiz ve kuru tutmaktır.

Uçuk olan bölgeye dokunmamak ya da dokunduktan sonra hemen elleri yıkamak son derece önemlidir.

Lezyon üzerine yapılan soğuk uygulama ve lokal ağrı kesici kremler ve jeller akut ağrılı lezyonlarda yararllı olmaktadır.

Lezyonlar tamamen iyileşene kadar cinsel ilişkiden kaçınmak da önemli bir konudur.

Tekrarlayan enfeksiyonlar travma, soğuk algınlığı, adet görme ya da stress gibi vücut direncini düşüren durumlarda ortaya çıkmaktadır.

Genital bölgede yer alan bütün yaralar önemlidir. Burada en korkutucu olanı, başka hastalıkların herpes zannedilerek atlanması ihtimalidir. Bu nedenle her genital bölgede izlenen yara da mutlaka doktor muayenesi gerekmektedir. Ayrıca bir diğer önemli husus da, herpes infeksiyonu varlığında olası diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların da alınmış olma ihtimalidir.

Riskler:

Genital Herpes enfeksiyonu bazı riskleri de beraberinde getirir.Ancak uzun dönem hayat kalitesini etkileyebilecek etkileri yoktur. Gebelik gibi genel vücut direncinin azaldığı durumda olan kişiler aktif enfeksiyon açısından dikkatli takip edilmelidirler. Eğer Herpesin ilk atağı gebelik esnasında ortaya çıkarsa bu durumda virüs bebeğe geçebilir ve bu tür gebeliklerde erken doğum riski her zaman bulunur. Neonatal herpes ile doğan (anne karnında iken virüs ile temas eden ve enfekte olan) bebeklerin %50'sinde nörolojik hasarlar ve ölüm meydana gelir. Bebeklerde beyin iltihabı, göz problemleri, ciddi boyutta döküntüler ortaya çıkar ancak bu bebeklerin büyük bir kısmı antiviral ilaç tedavilerinden yarar görürler. Bebeklerdeki risk büyük ölçüde annenin geçirdiği atağın ilk ya da tekrarlayan atak olmasına bağlıdır. Aktif enfeksiyon varlığını araştırmak için yapılan viral kültürlerin sonucu uzun bir süre aldığı için genital herpesden şüphelenilen vakalarda doğum şekli olarak sezaryen tercih edilir. Eğer aktif enfeksiyon yok ise sezaryen şart değildir.



RAHİM AĞZI YARASI



Rahim ağzındaki cildin enfeksiyonlar veya kötü huylu hücresel değişiklikler nedeniyle kaybına rahim ağzında yara (servikal erozyon) denir. Rahim ağzı yarası rahim ağzının vajene bakan yüzündeki mukozanın kaybıdır. Bu kısmın epitel dokusu aslında vejendeki diğer bölgelere göre daha kalındır. Ancak bu sağlam doku kaybedilince alttan kızarıkmukoza altı dokusu görülür hale gelir.

Muayenede parlak görülen sağlam soluk pembe doku yerine kadifemsi görülen kırmızı , yaralı alan izlenir. Yaralı alan dokunmakla kanamalıdır. Muayene veya cinsel ilişki sırasında kanama yapabilir. Bu yüzden ilişki sonrasında kanama veya pembe akıntı olması rahim ağzı yarasının önemli bir belirtisidir. Normal gebelik döneminde ve doğum kontrol hapları kullananlarda sıklıkla görülür. Doğumdan sonra ya da doğum kontrol haplarının bırakılmasından sonra genellikle kaybolur. Servikal erozyonların, servikal kanserle bir ilişkisi yoktur.

TEDAVİ

Servikal erezyonda rahim ağzı öncelikle smear testi ve görünen lezyona göre gerekli ise kolposkopi ve biyopsi ile herhangi bir patoloji olup olmadığı açısından değerlendirilmelidir. Smear testi, kolposkopi ve biyopsi sonucu normal olan hastalarda lezyona yakma - dondurma gibi tedaviler uygulanabilir. Bu tetkiklerin sonucu normal değilse smear ve kolposkopi konularında anlatıldığı gibi patoloji türüne göre gerekli şekilde tedavisine devam edilir. &services_readmore_title8=KADIN HASTALIKLARI &services_readmore_txt8=

YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ



Yumurtalıklar karın boşluğunda, rahmin iki tarafında bağlarla serbest olarak asılı duran organlardır. Kadınların doğurganlığını sağlayan yumurta hücresi (oosit) bu organda depolanır. Ayrıca beyinden salgılanan hormonların etkisi ile (FSH-LH) yumurtalıklardan salgılanan hormonlar, adet düzenini sağlar. Her ay hormonların etkisiyle yumurtalıklardan yumurtayı içeren küçük bir kist oluşur. Bu kiste folikül denir. Yumurta büyüyen folikülden atılır ve sperm ile buluşursa oluşan embriyo hormonların etkisi ile rahimden oluşmuş dokuya tutunur. Gebelik oluşur. Yumurtalıkta bebeği erken dönemde besleyen bir kist oluşur. Gebelik oluşmamış ise adet kanaması ile son bulur.

Pek çok kadın hayatının bir döneminde yumurtalıklarında kist problemi ile karşılaşabilir. Yumurtalık kisti yumurtalıkların yüzeyinde veya içinde, içi sıvı ile dolu olan keselerdir. Yumurtalıklardaki kistler genellikle herhangi bir belirti göstermez, çoğu zaman rutin jinekolojik kontroller sırasında fark edilir. Kistlerin en sık görülen belirtileri adet düzensizlikleri, karında şişlik, karın veya kasık ağrısı, sindirim sitemi bozuklukları, idrar yolu şikayetleridir. Yırtılabilir, kendi ekseni etrafında dönebilir veya kistlerin içine kanama olabilir. Bu durumda şiddetli ağrı oluşur.

İyi huylu kistler belirgin bir rahatsızlık vermediği gibi, bazen tedavi de gerektirmeyebilirler. Kötü huylu kistler muayenede büyüklük ve dokulara verdiği zararla değerlendirilir.

Menopoz sonrası ortaya çıkan kistlerin kötü huylu olma olasılığı yüksek olduğu için bu dönemdeki kadınların jinekolojik kontroller noktasında çok daha dikkatli davranması gerekmektedir.

Yumurtalık (over) fonksiyonu itibarıyla kistler üretebilir. Üreme çağındaki her kadın her ay içinde yumurta hücresini barındıran follikül adı verilen küçük bir kisti geliştirir ve yaklaşık 2 cm çapa erişen bu yapı adet döneminin 14. günü civarında çatlar. Bu yumurtlama dediğimiz bir olaydır ve her ay olur. Ancak bazı adet dönemlerinde farklı etkilerle söz konusu folliküller aşırı büyüyebilir ya da kist içerisine yumurtlama sırasında aşırı kan dolabilir. Bu şekilde oluşmuş kistler 8 cm çapa dek ulaşabilirler ve fonksiyonel kist olarak değerlendirilirler. Bir ya da iki adet dönemi beklemekle kendiliğinden ortadan kalkarlar. Bu tip kistlerin varlığı durumunda acele cerrahi kararı vermek gereksiz operasyonlara yol açar. Ancak yumurtalıkta ortaya çıkan birçok kist tipinden bazıları kanser olabilir.

Fonksiyonel kistlerin birçoğu şikayete yol açmaz. Muayene sırasında farkedilir. 1-3 ay içinde kendiliğinden kaybolabilirler. Doğum kontrol hapları yumurtlamayı baskılayıcı özelliklerinden dolayı tedavide kullanılırlar. Kist içine kanama olduğunda şiddetli ağrı olur, ağrı kesici kullanılarak takip edilebilir. Nadiren yumurta kisti çatlarken damara isabet eder ve batın boşluğuna yumurtlama sırasında kanama olursa, operasyon gerekebilir. Kist yırtılmalarında ani başlayan ağrı oluşur. Kist sıvısı karın organlarını saran periton denilen zar tarafından emilir. Bu hastanede takibi gerektirir. Kistler batın boşluğunda asılı duran yumurtalıkların kendi etrafında dönmesine ve yumurtalığın dolaşımının bozulmasına neden olabilirler. Bu durumda da ağrı olur. Takip ve gerekirse laparoskopi uygulanır.

Yumurtalıklarda kistik tümörler sıklıkla ortaya çıkabilir. Bunların bir kısmı iyi huylu, bir kısmı da kötü huylu olabilmektedir Ayırıcı tanı açısından vajinal yoldan yapılan ultrason çok büyük önem taşımakla beraber bu yolla kistin büyüklüğü ve kist içi özellikleri değerlendirilerek tanı koymamıza yardımcı olmaktadır.

Bazı tümör belirteçleri sık kullanılır. Bunlardan CA-125 denen over kanserlerinde yüksek oranda pozitif olan markerdan oldukça yararlanılır.

Over kistleri durumunda ne zaman cerrahiye başvurulacağı oldukça önemlidir. Fonksiyonel over kistlerinde 6-8 haftalık gözlem altında beklenmesi en uygunudur. Eğer kist bu süre içerisinde kaybolmamış ya da nitelik değiştirmemişse cerrahiyle alınmalıdır. Ancak tümör özellikle kanser kuşkusu durumunda daha dikkatli olunmalıdır. Cerrahi öncesi değerlendirmelerle doğru tanı ancak % 80 civarında başarılıdır.

CERRAHİ OPERASYON

Kanser kuşkusu olduğunda operasyonla kist çıkartılır. Patolojik inceleme sonucunda tümörün cinsi belirlenir.

Yumurtalık kanserlerinin yaklaşık üçte ikisinde ileri dönemde tanısı konulabiliyor. Bu durumda karın içerisindeki bütün tümör çıkarılmaya çalışılıyor. Kitle küçültülmesi denilen bu ameliyat ile rahim ve yumurtalıkların alınması gerekiyor ve gerekirse tümörün çıkarılmasına izin verecekse bağırsaklardan, dalaktan ve hatta karaciğerden bir kısım alınmasına dahi başvurulur. Ameliyat sırasında tümör çapı bir 1 cm nin altına düşürülmeye çalışılır. Jinekolojik onkoloji deneyimi olan cerrahlarca bu yüksek oranlarda başarılabilmektedir. Over kanserleri kemoterapiye çok duyarlı olduğu için, tedaviye kemoterapi ile devam edilmelidir.



ENDOMETRİOZİS



Endometriozis, normal olarak rahim çeperinde olması gereken endometriyal dokuların vücudun başka yerlerine taşınarak oralarda yerleşmesi sonucu ortaya çıkan bir sağlık sorunu olup bu bağlamda, endometriozis en yaygın olarak karın boşluğunda oluşur. Bu biriken dokular karın ağrısı ve kısırlık gibi birçok belirtiye neden olabilir.

NEDENİ NEDİR?

Kesin nedeni halen bilinmemele birlikte bu konuda en yaygın kabul gören teori, adet kanamaları sırasında dokuların fallop tüplerinden geçerek karın boşluğuna yerleşmesi ve burada gelişmesidir.

Endometrioziste kalıtsal yatkınlığın önemli bir faktör olduğu düşünüldüğünden, annenizde ya da aile içinde başka bir kadında endometriozis olması sizde de olma olasılığını artırır.

NASIL TANI KONULUR?

Kadının yumurtalıklarında oluşması durumunda, endometriozis her zaman olmamakla birlikte ultrason işlemi ile görülebilir. Kesin tanı yalnızca laparoskopi işlemi ya da açık ameliyatla konulabilir.

Laparoskopi, karındaki ufacık bir kesiden küçük bir teleskop yerleştirilerek yapılan bir işlemdir.

Laparoskopi hastalığa tanı konulmasında yararlı bir işlem olup, ayrıca hastalığın ciddiyetine ilişkin fikir de verir. Bu işlem ayrıca, doktorun sizin için en iyi tedavi planını hazırlamasında da yardımcı olur.

Konulan tanının doğrulanması için bir patoloji testi ya da ‘biyopsi’ yapılır. Endometriozis belirtileri bazen diğer sağlık sorunlarıyla karıştırılabildiğinden, bu testin yapılması önem taşır.

ENDOMETRİOZİS NE TÜR SORUNLAR YARATABİLİR?

Endometriozis birçok kadında hiçbir belirti göstermemesine ya da sorun yaratmamasına karşın, durum her zaman böyle olmaz.

Endometriozisin yaygın belirtileri şunlardır:

Ağrılı adet

Ağrılı cinsel ilişki

Adet öncesinde karın ağrısı

Sırt ağrısı

Enerji azlığı

Dışarı çıkarken ağrı olması.

Bu belirtilerin tümünün başka nedenleri de olabilir.

Hastalığın başka belirtileri görülmemesine karşın, hamile kalmakta güçlük çeken bazı kadınlarda endometriozise rastlanmaktadır.

ENDOMETRİOZİS DOĞURGANLIĞI NASIL ETKİLER?

Birçok nedeni olan kısırlığın ayrıca herhangi bir çiftte birden fazla nedeni de olabilir. Hamile kalmakta güçlük çeken kadınlarda endometriozis hastalığı olabilir. Bu kadınların çok azında endometriozisin neden olduğu yara dokusu Fallop tüplerinde tıkanıklığa yol açar.

Çoğu kadında endometriozisin doğurganlığı etkileme nedenleri henüz bilinmemekle birlikte bu konudaki teoriler aşağıda belirtilenleri kapsar.

Endometriozis:

Döllenme olasılığını azaltan yumurtalar içinde oluşur

Spermleri öldüren doğal toksinler üretmektedir.



ADET SANCISI PMS (Premenstrüel Sendrom)



PMS ile ilişkili 150’den fazla fiziksel ve fizyolojik bulgu olmasına rağmen pek çok kadında bu bulguların sadece birkaçı görülür. Bu bulgular adet gören kadınların % 90’ında görülür, % 10’luk bir kısımda ise çok daha şiddetli bulgular görülür. Bulgular genellikle adetin başlangıcından itibaren ilk 10 gün içinde başlar ve adet ile durur veya hafifler.

Pek çok kadın eğitim ve yaşam tarzı değişikliği sayesinde bu bulgularla başarılı biçimde mücadele edebilir. PMS’a bağlı rahatsızlık hissini gidermeye yönelik bazı ilaçlar mevcuttur.

BULGULARI NELERDİR?

Yakınmalarınızın kaynağının PMS olup olmadığını anlamak için premenstrüel bulgularınızı, zamanlamasını ve şiddetini günlük olarak kaydedebilirsiniz. Eğer bulgular birkaç ay boyunca süreklilik gösteriyorsa PMS’unuz var demektir.

PMS’in bazı fiziksel bulguları aşağıdaki gibidir:

Abdominal (karın bölgesinde) kramplar

Akne, uçuk veya herpes yayılımı

İştah değişiklikleri, tatlı veya tuzluya aşırı düşkünlük

Bel ağrısI

Göğüslerde duyarlılık

Hantallık hissİ

Kabızlık veya ishal

Seks dürtüsünde azalma

Baş dönmesi veya baygınlık

Halsizlik, bulantı, kusma

Sık idrar yapma

Baş ağrısı

Sıvı tutulumu ve şişkinlik hissi

Kilo atışı (2.5 kg kadar)

RUHSAL DEĞİŞİKLİKLER

PMS’le bağlantılı bazı duygudurum değişiklikleri ise şunlardır:

Agresyon (saldırganlık)

Anksiyete

Depresyon veya üzüntülü ruh hali

Azalmış seks dürtüsü

Duyarlılık

Duygudurum değişiklikleri

Konsantrasyon güçlüğü

Ani ortaya çıkan üzüntülü ruh hali

Gerginlik

Unutkanlık

İnsanlardan uzak kalma isteği

MENSTRÜEL AĞRI

Menstrüel kramplar veya ağrı PMS ile teknik açıdan farklı şeyler olmasına rağmen genellikle PMS ile bağlantılıdır. PMS’dan yakınan pek çok kadının tamamen ağrısız geçirdiği dönemler vardır, aynı zamanda şiddetli kramplar yaşayan ve PMS’dan yakınmayan bir çok kadın da vardır.

Menstrüel döngü sırasında rahmin iç dokusu prostaglandin denilen bir hormon üretir, bu da rahmin kasılmasına neden olur, bazen ağrılıdır. Bazı kadınlar bu hormonu normal düzeyin üzerinde üretirler ve bu da kramplara neden olur, bazıları ise normal düzeyde prostaglandin salgılarlar fakat prostaglandin’in etkilerine karşı daha duyarlıdırlar.

Menstrüel ağrı (adet ağrısı) genellikle alt karın, sırt ve uyluk bölgesinde hafiften şiddetliye doğru değişen kramplar içerebilir. Her durumda eğer menstrüel kramplardan yakınıyorsanız bunu biliyorsunuz ve olasılıkla bu krampları rahatlatmanın yollarını arıyorsunuz.

Menstrüel kramplar genellikle ibuprofen, naproksen sodyum veya aspirin içeren ilaçlarla hafifletilebilir. Aerobik egzersizleri de krampların şiddetini azaltıp endorfin düzeyinizi artırmaya yardımcı olabilirler. (Endorfinler vücudunuzun depresyonla ve fiziksel ağrı ile mücadele etmesine yardımcı olurlar) Eğer kramplarınız varsa ılık bir küvete uzanmak sadece kramplarınızı hafifletmekle kalmaz, aynı zamanda sizi gerginlik ve rahatsızlık hislerinizi de ortadan kaldırır.

TEDAVİ

Pek çok kadın eğitim ve yaşam tarzı değişikliği sayesinde bu bulgularla başarılı biçimde mücadele edebilir.

Aşağıdakilerden bazılarını birkaç ay boyunca uygulamalı ve yararı olup olmayacağını görmelisiniz

Şişkinlik ve sıvı retansiyonu: el, ayak ve ayak bileklerinde şişlikler

Adet döneminizin başlangıcının 1-2 hafta öncesinden itibaren tuz ve tuzlu besin tüketiminizi sınırlayın. Bol miktarda su ve düşük sodyumlu meyve suyu tüketin.

Alt karın, sırt ve uyluklarda kramplar

Haftada 3 kez aerobik egzersizi (örneğin yürüme, koşu, bisiklet veya yüzme gibi) yapın. Bunlar krampların şiddetini azaltacak ve endorfin düzeyinizi artıracaktır. (Endorfinler vücudunuzun depresyonla ve fiziksel ağrı ile mücadele etmesine yardımcı olurlar)

Kramplar, şişkinlik ve baş ağrısı

PMS tedavisinde kullanılan ve reçetesiz satılan ürünlerden yararlanabilirsiniz. Bu ürünlerin pek çoğu krampları, şişkinlik ve baş ağrısını hafifletebilmek için gerekli etken maddelerin kombinasyonunu sağlarlar.

Kramplar, kaslarda gerginlik veya sırt ağrısı

Ilık bir banyo yapın, ısıtıcı bir ped veya sıcak su şişesi kullanın, gergin kasları rahatlatmak ve gergin ruh halinden kurtulmak için bitki çayı için (örneğin papatya, nane, böğürtlen veya ahududu). İyi bir masaj da yararlı olacaktır.

Depresyon veya duygu durum değişiklikleri

Adet döneminiz başlamadan önce alkol almayı bırakın.

Depresyon Doktorunuzdan, sağlık kuruluşunuzdan, hastanelerden bu konu ile ilgili önerilerini alın.

Duygusal stres, gerginlik veya anksiyete

Bulgularınızı birkaç ay boyunca bir günlüğe not alın. Bu bulguların kısa süreli olduğunu anladığınızda katlanabilme gücünüz de artacaktır.

Besinlere yönelik aşırı istek, iştah artışı

Daha az, daha sık yiyin, öğün atlamayın. Eğer mümkünse her zaman günün aynı saatinde yemek yiyin.

Genel

Kendinize karşı olumlu olun. Stres düzeyinizi olabildiğince azaltın. Yoga veya derin nefes alarak rahatlama tekniklerini öğrenin. Başkaları ile konuşun. PMS aynı zamanda beraber yaşadığınız ve çalıştığınız kişileri de etkiler.

Genel

Diyetinizde yeterli miktarda kalsiyum bulunduğundan emin olun. New York’ta yapılan kapsamlı bir araştırma günde 1200 mg kalsiyum karbonat alan PMS hastalarının 3 adet dönemi sonrasında yakındıkları bulguların yarıya indiğini göstermiştir. Kalsiyum içeren besin destekleri alabilir veya süt, peynir, yoğurt, somon ve brokoli gibi kalsiyumdan yana zengin besinler tüketebilirsiniz.

Genel

Vitaminlerinizi alın. Araştırmalar göstermektedir ki magnezyum, B6 ve B12 eksiklikleri kandaki östrojen miktarının yüksek oluşu ile ilişkilidir, yüksek östrojen düzeyleri de PMS’in ortaya çıkmasını kolaylaştırır. (Adet dönemlerinde çikolataya olan düşkünlük magnezyum düzeylerindeki düşüşle ilişkilidir).

Genel

Sağlıklı bir kilo düzeyini koruyun. Fazladan vücut ağırlığı kanınızda dolaşan fazladan östrojen anlamına gelebilir. Çalışmalar göstermektedir ki PMS’dan yakınan kadınların dolaşımındaki östrojen düzeyleri de yüksektir.

Duyarlılık, gerginlik ve göğüslerde acı

Kafeini azaltın ya da kesin. Eğer normalde çok fazla kafein tüketiyorsanız kafein eksikliğinden kaynaklanan baş ağrılarına yakalanmamak için kafeini kontrollü biçimde azaltın.

NE ZAMAN UZMAN YARDIMI ALINMALI?

Eğer PMS’unuz başa çıkılmaz bir hale geldiyse, eğer bulgular şiddetli ise ve evde uyguladığınız tedavi seçenekleri işe yaramıyorsa ya da kanama başladığında sona ermiyor veya hafiflemiyorsa bu durumla ilgili tıbbi yardım almanız gerekebilir.

PMS tanısına koymak için laboratuar testine gerek yoktur, doktorunuz rahatsızlığınızın öyküsünü dikkatle inceleyerek karar alacaktır. Bu sürecin bir parçası olarak sizden büyük olasılıkla en az 2 adet döneminde bulguların başlangıcını, süresini, seyrini, şiddetini kaydetmenizi isteyecektir. Eğer bu bulguları zaten kaydetmeye başladıysanız doktorunuzdan daha kısa sürede kesin bir tanı koymasını bekleyebilirsiniz.

Eğer evde uygulanan tedaviler işe yaramazsa doktorunuz aşağıdaki tedavi seçeneklerini önerebilir: Göğüs duyarlılığını ve krampları azaltmak amacıyla Non-steroid antienflamatuar ilaçlar,

Yumurtlamayı durdurarak hormonal düzeninizi sağlayan doğum kontrol ilaçları,

Doğal progesteron tedavisi bazı kadınlarda işe yarayabilir: bunu doktorunuzla konuşmalısınız.

Çok şiddetli olgularda yumurtlamayı geçici olarak durduran medroksiprogesteron asetat enjeksiyonu uygulanabilir.

PMS’un duygudurumla ilgili bulgularını hafifletmede bazı antidepresanlar yardımcı olabilirler.

İDRAR KAÇIRMA ( ÜRİNER İNKONTİNANS)



Gülerken, aksırırken öksürürken, yürürken, egzersiz yaparken, otururken meydana gelebilen sorun günlük işler sırasında istemsiz olarak idrar kaçırma olarak tanımlanıyor.

BARTHOLİN ABSESİ



Bartholin bezleri döl yolu girişinin her iki yanında sağlı sollu yer almış organlardır. Bu bezler ince bir kanal aracılığı ile döl yolu girişine açılırlar. Mukus salgılarlar. Esas amaçları penisin döl yoluna girişini kolaylaştırmak ve döl yolu girişinin ıslanmasını sağlamak olan sümüksü kıvamda kaygan şeffaf bir sıvı salgılamaktır. Cinsel uyarı ile bu sıvı artar. Salgı yapan bu bez bir kese gibidir.

Döl yolu girişi iltihapları veya bizzat bartolin bezinin iltihaplanması gibi herhangi bir sebeple bartolin bezinin vajinaya salgıyı akıttığı kanalında bir tıkanma olursa, tıkanıklığın arkasında kesenin içi bez salgısı ile dolmaya başlar. Kesedeki bezler salgı üretimine devam ederler ve içi boşalamayan kese şişmeye başlar ve kist meydana gelir. Buna “bartolin kisti” denir. Kist büyüklüğü değişebilir, küçük olabilir, bir yumurta büyüklüğünde de olabilir. Genelde ağrı yapar. Kist oluşan kesenin kanalının ağzı genelde mikrop kaparak iltahap oluşturur ve kapanır. Bartolin bezinin iltihaplanmasına “bartholinitis” denir. Genel enfeksiyon belirtileri oluşmaya başlar. Ateş, kızarıklık ve ağrı olur. Sonunda püy içeren apse meydana gelir. Buna “bartolin apsesi” denir.

Genelde ilk belirti vajen girişinde tek yanlı ağrısız şişliktir. Bu şişlik hareket sırasında, yürürken, otururken sevişirken rahatsızlık yaratabilir, ağrı yapabilir. Eğer mikrop içeriye de yayılmışsa şiş olan kısımda kızarıklık, sıcaklık olur, hassasiyet oluşur. Eğer ilerler ve tedavi edilmezse dayanılmaz bir ağrı verir ve sonunda dayanılmaz hale gelince kişi acilen doktora başvurur.

Bu durumun olmasını önlemek için temizliğe ve hijyene dikkat etmek gerekir, yeni partnerle prezervatifsiz seks yapmamak, akıntınız varsa hemen doktora baş vurmak, büyük tuvalet sonrası silinmede arkadan öne doğru silinmeyip büyük tuvaletin vajene bulaşmamasını önlemek ve düzenli doktor kontrolünde olmak faydalıdır.

Yapılacak tedavi kistin büyüklüğüne, ağrılı olup olmadığına veya mikrop kapıp kapmadığına göre değişir. Eğer ağrı ve kızarıklık yoksa tedavi verilmez ve kistin zamanla büyüyüp büyümediği, rahatsızlık verip vermediği izlenir. Gerekirse uygun antibiyotik verilir. Abse gelişirse şişliğin iç tarafından ufak bir cilt kesisi yapılır, içerideki iltahap akıtılır. Bu durumda antibiyotik de verilir.

Tekrarlayan kist enfeksiyonlarında veya kist rahatsızlıklara yol açtığında, hekim tarafından kist üzerine küçük bir kesi yapılır, ve yeniden kanal oluşunu sağlamak için bazen bu kesinin ağzı açık bırakılabilir. Bu işlem genellikle hekim ofisinde ve lokal anestezi ile yapılabilir. Daha büyük cerrahi işlem nadiren gerekir.

İyileşme 10 gün kadar sürer. Kist bazen tekrar edebilir, tekrar aynı tedavi uygulanır.



AĞRILI CİNSEL İLİŞKİ



Cinsel ilişki sırasında ya da sonrasında acı duyulması disparoni olarak adlandırılır. Erkekleri de etkileyebilmekle birlikte genellikle kadınlarda görülür. Disparonisi olan kadınlar sıklıkla vajina, klitoris ve labialarda (iç ve dış dudaklar) ağrı duyabilirler. İlk ilişki`den itibaren bu yakınması olanların yanı sıra yıllar sonra cinsel ilişki`si ağrılı olmaya başlayan kadınlar da vardır. Disparoni nedenleri çok olmakla beraber hemen hepsi tedavi edilebilir niteliktedir.

Ağrılı ilişki`nin nedenleri jinekolojik hastalıklar olabileceği gibi psikolojikte olabilir. Bu nedenle jinekolojik muayene nedenin saptanması için gereklidir.

Yaygın sebepler şunlardır ;

Lubrikantların yokluğuna bağlı olarak gelişen vajinal kuruluk

Atrofik vajinit (sıklıkla menopoz sonrası kadınlarda görülen vajinal mukozanın incelmesi durumu)

Bazı ilaçların yan etkileri (örneğin antihistaminikler ya da tamoksifen )

Sentetik iç çamaşırları, spermisitler (gebeliği önleyici maddeler) ve vajinal yıkama materyallerine karşı oluşan alerjik durumlar

Endometriozis: uterusun ( rahimin ) en iç tabakası olan endometriumun normal yeri dışında pelvis içinde, farklı yerlerde de bulunması ve büyümesi nedeniyle, başta kısırlık olmak üzere pelvik ağrı ve disparoni ile seyredebilen hastalık

Vulvo - vajinal vestibülit

Vajinal bölgeyi etkileyen cilt hastalıkları

Üriner sistem hastalıkları,vajinal mantar hastalıkları,cinsel yolla geçen hastalıklar

Psikolojik travma (özellikle çocukluk yaşlarında olmakla birlikte ergenlikte de yaşanmış olan cinsel taciz veya benzeri ruhsal travmatik olaylar)

Cinsel ilişki sırasında ağrının oluştuğu yer de önemlidir. Ağrı penisin vajene girişi sırasında vagen girişinde mi oluyor (yüzeyel disparoni)? Ve ya vaginaya tam olarak girdikten sonra alt kasık bölgesi veya karında mı oluyor (derin disparoni)?

Bu iki ağrı çeşidinin ayrılması tanıya yardımcıdır.

Yüzeyel disparoniye vajen veya vulvanın enfeksiyonları, vagen girişinin darlığı, vajenin kayganlığını sağlayan vajen sekresyonunun az olması gibi durumlar neden olurken; derin disparoniye genellikle rahim, yumurtalık, tüpler veya alt karın bölgesi ile ilişkili hastalıklar neden olabilmektedir.

Post menopozal yıllarda vajen epitelinin sağlamlığını ve kayganlığını sağlayan estrojen hormonu eksikliği nedeni ile disparoni şikayeti olmaktadır. Bu durumun tedavisi menopoz hormon tedavisi ile kolaylıkla olmaktadır.

Bütün bu durumların dışında herhangi bir neden saptanamayan disparoni hastaları da bulunmaktadır. Böyle bir durum daha çok kadının bilinç altını etkileyen psikolojik bir durumla ilgilidir. Psikolojik danışmanlıkla tedavi edilmelidir.



POLİKİSTİK OVER SENDROMU



Polikistik Over Sendromu (PCOS), kadınlardaki önemli bir yumurtlama problemidir. Sorun, toplumdaki her 5 kadından birinde görülebilmektedir. Bunun için kadınların her yıl düzenli olarak jinekolojik muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir.

Polikistik over sendromu (PCOS), en sık 30 yaş altı kadınlarda görülen ve adet düzensizliği, kısırlık, kıllanma, şişmanlık, kan şekeri düzensizlikleri ile karekterize yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurta kistleri ile tanımlanmış bir hastalıktır.

Polikistik Over Sendromunun oluşumu

Kadın vücudunda bulunan iki yumurtalık, bir adet döneminde döllenmeye müsait bir olgun yumurta geliştirir. Bu yumurta gelişimini ve olgunlaşmasını “follikül” adı verilen içi sıvı dolu bir kesecikte tamamlar. Polikistik Over Sendromu’nda ise birçok yumurta aynı anda olgunlaşmaya çalışır fakat bunu başaramazlar. Sonuçta bir çok yumurta vardır ama bunların hiçbiri gelişip döllenme yeteneği kazanamazlar. Ultrason muayenesinde ise yumurtalıklar, içerisinde gelişmemiş yumurta bulunan bir çok kesecik yani birçok kist şeklinde görülür.

Oluşum Mekanizması

Kadın vücudunda bulunan iki yumurtalık, bir adet döneminde döllenmeye müsait bir olgun yumurta geliştirir. Bu yumurta gelişimini ve olgunlaşmasını “follikül” adı verilen içi sıvı dolu bir kesecikte tamamlar. Polikistik Over Sendromu’nda ise birçok yumurta aynı anda olgunlaşmaya çalışır fakat bunu başaramazlar. Sonuçta bir çok yumurta vardır ama bunların hiçbiri gelişip döllenme yeteneği kazanamazlar. Ultrason muayenesinde ise yumurtalıklar, içerisinde gelişmemiş yumurta bulunan bir çok kesecik yani birçok kist şeklinde görülür.

Özellikle bir hanım düzensiz adet görüyor, tüylenmede artış mevcut ve kilosu da normalin üzerinde ise, bu sendromdan kuvvetle şüphelenilmeli ve gerekli muayene, ultrason ve tetkikler yapılarak durum açıklığa kavuşturulmalıdır.



KADINLARDA KILLANMA (HİRSUTİSM)



Hirsutism (aşırı kıllanma) kadınlardaki kılların aşırı artmasına verilen durumdur.

Bu kıllanma erkek tip kıllanma, yani bıyık ve sakal bölgesinde kıllanma görülmesi ve kol ve bacaklarda da kılların normalden kalın olması şeklindedir.Bu durumda göğüs bölgesinde ve cinsel bölgenin dışındaki karın ve kalça bölgesinde kıllanma vardır.

Vücuttaki kıllanma kültürel ve ırksal faktörlere göre değişebilir. Ama hirsutismus oldukça yaygındır. Hirsutism genellikle ailesel ve genetik orijinlidir. genellikle bu tip ailelerde herkez kıllı olduğu için bu durum normal kabul edilir. Ama bazı toplumlarda da bu durum istenmeyen bir hadisedir.

Bazı hirsutismi bulunan kadınlarda hormonlar (testesteron-erkeklik hormonu) artmasına rağmen, çoğu kadında hormon seviyeleri normaldir. Bu kadınlarda kıl kökleri çok az miktarda hormona aşırı duyarlıdır. Bu durumda kıllar hızlı uzar ve kalındırlar. Kıllanma genellikle ergenlik döneminde başlar ve yaşlandıkça artar.

Hirsutism olan kadınlarda genelde yüzde şakaklarda, çenede, dudak, üstlerinde, meme başı etrafında, iki meme arasında, göbek çevresinde, kasık ile göbek arasındaki orta hatta, bacakların iç yanında, sırtta, kalçalarda ve kasıklarda kıllanma yoğundur.

Hirsutism androjen adı verilen erkeklik hormonlarının fazlalığının (hiperandrojenizm) en sık bulgusudur. Bu tür vakalarda bir diğer kozmetik sorun da akne yani sivilcelerdir.Bunun nedeni androjen hormonların fazlalığına bağlı olarak deriden yapılan madde miktarının da artması ve sonuçta bunların tıkanarak sivilceleşmesidir.

Hormonal etkiye göre ise kıllar 3 kısma ayrılır

Nonseksüel kıllar (kirpik, kaş, kol, bacak)

Her iki cinsete de olan kıllar (koltukaltı, kasık, kafa)

Erkek tipi (bıyık, kulak, burun, göğüs, göbek)

Erkeklik hormonları kılların daha koyu ve sert olmasını sağlar. Bu değişim geri dönüşümsüzdür.

Bazen erkek tipi kıllanma yani hirsutism hormon dengesi tamamen normalken ortaya çıkar. Burada hormon düzeyleri normal olmasına rağmen kıl köklerinin bu hormonlara olan hassasiyeti artmıştır. Hastaların büyük kısmı bu gruba girer. Hormonal bir patolojinin olmadığı bu duruma idiopatik hirsutism adı verilir. Hastalar normal adet görürler. İdipatik hirsutism de erkeklesme (virilism) belirtileri olmaz. Bunlar seste kalinlasma, erkek tipi saç dökülmesi gibi belirtilerdir.

Nedenleri

Hirsutism yapan nedenleri sırlamak gerekirse:

Genetik (ırk, ailesel, kişisel farklılıkları)

Fizyolojik (erken ergenlik vb.)

İdiopatik

İlaçlara bağlı

Böbrek üstü bezi tümörler

Böbrek üstü bezinin fazla çalışması

Polikistik over (PCO)

Hormon salgılayan over tümörleri

Tiroid hastalıkları

Hipofiz bezi hastalıkları

Çift cinsiyet

Tedavi

Burada amaç erkeklik hormonunu baskıladıktan sonra mevcut fazla kılların yok edilmesidir. Bu amaçla epilasyon, laser gibi yöntemler kullanılır. Tedavi var olan kılları azaltmaz. Sadece yenilerinin çıkmasına engel olabilir.

Hormon tedavisi:Orta ve şiddetli düzeyde hirsutismi buluna bayan hastalarda antiandrojen maddeler içeren ilaçlar kullanılır. Nu ilaçlar erkeklik hormonları iel karşı etkileşime girerler. Bir çok olguda kıl uzam süresi yavaşlar, kıllar daha ince ve daha az görünebilir hal alır. Belirgin iyileşme görülmesi için 6-12 ay geçmesi gerekir ve tedavi yıllarca sürdürülmelidir.

Kasık Ağrısı (Kronik Pelvik Ağrı)

Kronik pelvik ağrı (KPA), 6 aydan uzun süre devam eden nonsiklik pelvik ağrıdır. Bu tanıma dismenore dahil olmayıp ağrılı cinsel ilişki dahildir. Jinekoloji polikliniklerine başvuranların ortalama %10’unu, laparoskopi endi-kasyonlarının üçte birini ve histerektomi endikasyonlarının %12-16’sını oluşturur.

Birçok olguda ağrının nedeni bulunamadığı için tatminkar bir tedavi yapılamaz. Bu durum hastada, ailesinde ve doktorunda stress oluşturur, hastanın iş ve aile yaşantısında problemlere neden olur. Çoğu zaman pelvik enfeksiyon tanısı ile gereksiz antibiyotik tedavileri verilir.

Kronik pelvik ağrının sebepleri arasında jinekolojik bazı nedenler olabileceği gibi, ürolojik yani idrar yolları ile ilgili, barsaklarla ilgili, kas-iskelet sistemi ile ilgili ve nörolojik sebepler de olabilir. Kronik pelvik ağrıya 18-50 yaş arası kadınlarda %14-25 oranında rastlanır.

Kronik pelvik ağrı hem şikayetlerin çeşitliliğinden dolayı hem de nedenleri çok çeşitli olabilmesinden dolayı tanısı zor bir durumdur. Tanıda hastanın detaylı öyküsü ve muayenesi dışında enfeksiyonu araştırmak için yapılan kan ve idrar tahlilleri, ultrason ve bazen karın içerisini gözlemek amacıyla laparoskopi gerekebilmektedir.

Kronik pelvik ağrıda birden çok unsur birlikte olabilir. Kronik pelvik ağrıya neden olan en sık hastalıklar endometriozis, ağrılı mesane sendromu, yapışıklıklar, irritabıl barsak sendromu ve kas iskelet sorunlarıdır. Aynı olguda jinekolojik sebeplerin yanında idrar torbası ve barsak problemleri birlikte olabilir.



RAHİM ANORMALLİKLERİ



Kadın üreme sistemi taslağını Müller kanalları denilen sağlı sollu iki yapı meydana getirir.Bu iki yapı orta hatta birleşir ve Organogenez sırasında tuba uterina, uterus, serviks ve vajinanın üst kısmının oluşumu ile sonuçlanan farklılaşma basamaklarına uğrarlarlar. Bu farklılaşma basamaklarındaki değişim veya hata birçok değişik malformasyonun ortaya çıkmasına neden olur. Müller anomalileri, uterus ve vajinanın agenezisi, uterus ve vajinanın duplikasyonu veya uterus kavitesininin minör anomalileri gibi farklı şekillerde kendilerini gösterebilirler.

Müller kanalının dişi üreme yapılarına tam olarak dönüşmesi üç aşamada olur.

Organogenezis. Oluşma dönemidir. Bu dönemde bir veya iki Müller kanalı tam gelişmeyebilir. Bu da rahmin oluşmamasına veya az gelişmesine ya da unikornuat rahim oluşmasına neden olur.

Birleşme. Bu dönemde Müller kanalları birleşerek rahim, rahim ağzı ve vajinanın üst kısmını oluştururlar. Birleşme sırasında sorun olursa bikornuat veya didelfis rahim oluşabilir.

Duvarın kaybolması. Müller kanallarının birleşmesinin ardından orta kısımda duvar gelişir. Ancak daha sonra bu kaybolarak tek bir rahim boşluğu ve rahim ağzı oluşur. Eğer bu kaybolmazsa rahimde duvar olmasına neden olur.

Müller kanalı anomalilerinin tanısı genelde puberteden sonra konulur. Dış genital organların ve sekonder seks karakterlerinin normal gelişim göstermesi, Müller anomalilerinin fark edilmesini geciktirebilir. Puberte sonrası, Müller anomalileri genelde adet ile ilgili bozukluklarla, kısırlık - infertiliteyle veya obstetrik komplikasyonlarla kliniğe yansırlar. Çok farklı klinik sunumlarından dolayı Müller kanalı anomalilerinin tanısını koymak güçtür.

Rahim anomalileri 7 grupta incelenir.

Hipoplazi/Agenezi: Mayer-Rokitansky-Kuster-Hauser sendromudur. Bu hastaların, yumurtalarının taşıyıcı anne rahmine yerleştirilmesi dışında bebeklerinin Bu grupta rahim hiç yoktur veya çok az gelişmiştir. En sık rastlanan şekli rahim, rahim ağzı ve vajinanın üst kısmının olmadığı olma ihtimali yoktur.

Unicornuat rahim: Oldukça nadir bir durumdur. Tüm anomalilerin içinde görülme oranı %6.3 tür. Kanallardan birinin tamamen veya tamama yakın kısmının gelişmemesi sonucu oluşur. Rahmin yarısı yoktur ve tek yumurtalık kanalı vardır. Yumurtalıklar ise genelde iki tanedir. %90 hastada olduğu gibi gelişme bozukluğu tam değilse güdük kalmış bir boynuz şeklinde yapı vardır.

Didelfis rahim: Rahmi oluşturacak kanalların birleşmesinin tam olarak gerçekleşememesinden kaynaklanır. Boynuzların gelişmesi normaldir. İki tane rahim boşluğu ve rahim ağzı vardır. Vajinada da duvar olabilir. Ayrıca rahim içinde de duvar görülebilir. Her iki duvar da tam olarak geliştiği için gebe kalmada ve gebeliğin devamında sorun olmaz.

Bikornuat rahim: Rahmin şekli armut gibi değil, kalp şeklindedir. Üst kısmından aşağıya doğru çentiklidir. Bu da bebeğin büyüyeceği alanı daraltır. Kanalların birleşmesindeki kısmi olarak sorundan kaynaklanır. Rahmin kas tabakası, rahim ağzının iç veya dış kısmına kadar uzanabilir. İç kısma kadar uzanırsa bikornuat unikollis, dış kısma kadar uzanırsa bikornuat bikollis adı verilir. Didelfis rahimle karışabilir, ayırmak için burada iki boynuz arasında yapışıklık vardır, boynuzlar tam gelişmemiştir ve biraz daha küçüktürler. Didelfiste ise boynuzlar ve rahim ağızları tamamen ayrılmışlardır.

Septalı rahim(rahimde duvar olması): İki boynuz arasındaki duvarın kaybolmaması sonucu oluşur. Rahim ağzına kadar uzanabilir, tam veya kısmi olabilir. Bu duvarın yapısı kastan veya bağ dokudan oluşabilir. En çok, bebek sahibi olmada sorun yaratırlar. Bikornuat rahim ile ayrılması önemlidir. Çünkü tedavileri farklı yapılır. Septalı rahimde, vajinadan histereskopi aleti ile girilerek buradaki yapı alınır. Bikornuat rahimde ise cerrahi gerekli olursa karından girilerek yapılır.

Arkuat (kavisli) rahim: Tek bir rahim boşluğu vardır. Ancak rahmin üst kısmı düz veya eğik olmasına karşın küçük bir yarık vardır. Bu gruptaki rahimler, diğer gruptakiler gibi gebelikte sorunlara yol açmadığı için normal olarak kabul edilirler.

DES ( Diethylstilbestrol) anomalisi: 1945 ve 1971 yılları arasında pek çok kadın, düşük yapmalarını önlemek için DES ilacıyla tedavi edilmişti. Ancak daha sonra bu ilaç, bebekte yarattığı anomaliler nedeniyle tedavülden kaldırılmıştır. Gebelik sırasında DES tedavisi gören kadınların %15 inin kız bebeklerinde rahim anomalisi oluşmuştur. Bu kişilerde rahmin az gelişmesi, rahim boşluğunun T şeklinde olması, rahim ağzında darlık, kabarıklık ve vajinada artmış kanser riski gibi durumlar görülmüştür.

Tedavi

Doğru tanıya ulaşıldıktan sonra, her anomali tipi için geliştirilmiş birçok farklı tedavi seçeneğinden hastaya en uygun olanı seçilmelidir. Son yıllarda tedavi tekniklerinin ilerlemesi, Müller kanalı anomalili birçok kadının normal seksüel hayatlarını yaşayabilmesine olanak sağlamakta, ve bu kadınların fertilizasyon ve hamilelik sonuçlarının daha başarılı olmasına neden olmaktadır.

Teşhis

Ultrasoundile rahimdeki çoğu anormallikler anlaşılabilir. Karından veya vajinadan yapılır. Bazen histerosalpingografi ( HSG ) denilen radyoopak bir madde rahme verilerek, X ışını ile rahim ve yumurtalık kanallarının görüntülenmesi gerekli olur. Manyetik rezonans ( MR ) yöntemi de rahim ve diğer iç organları değerlendirmede önemli bir tetkiktir. Bu tetkikle ayrıca başka anomali (böbrekler gibi) olup olmadığı da anlaşılır. Bazen de laparoskopi yapmak gerekli olabilir. Bu tetkikte, karın içine endoskop ile girilerek direk olarak rahim ve yumurtalık kanalları görülür.



TERS RAHİM



Bir kız bebek doğduğunda uterusu (rahim) belirli bir pozisyondadır ve normalde bu pozisyon ölene dek değişmez. Rahim öne doğru (antevert) ya da arkaya doğru (retrovert) olabilir. Antevert uteruslara daha sık rastlanmaktadır. Kadınların %70-85'inde rahim öne doğru dururken geri kalanlarda arkaya doğrudur. Kadınların çoğundan bu durum genetiktir yani yapısal olarak rahim bu pozisyondadır, tamamen normal bir durumdur. Bazı kadınlarda ise rahmin arkaya dönükolmasına neden olabilecek bazı durumlar saptanabilir. Bu tür durumlar saptanmadığı sürece rahmin arkaya dönük olması normal bir vücut değişkenliği olarak kabul edilir ve herhangi bir sakıncası olmadığı için bir tedavi de gerektirmez.Uterusun öne ya da arkaya doğru olması patolojik bir bulgu değil normal anatominin bir varyasyonudur.



JİNEKOLOJİK MUAYENE



Jinekolojik muayene pek çok kadında - özellikle de ilk defa muayene olacak bayanlarda heyecan ve korku uyandırır. Düzenli jinekolojik muayene erken tanı konulmasında en önemli faktördür ve kadın sağlığının vazgeçilmez bir ögesidir. Herhangi bir şikayeti olsun ya da olmasın cinsel yönden aktif olan her kadının yılda bir defa muayene olması gerekmektedir. Bu sayede kanser dahil pekçok hastalık erken devrelerde fark edilebilir ve ilerlemeden tedavi edilebilir.Muayneye başlanmadan önce hastalar, idrar torbasının boşaltılması amacıyla tuvalete gönderilir rahat bir muayene için idrar torbasının boş olması gerekmektedir.

Daha sonra vagina içinin izlenmesine olanak veren "spekulum muayenesine" geçilir. Spekulum denen bir alet ile vagen duvarları birbirinden ayrılabilir. Bunun için ılık ve kayganlaştırılmış spekulum vagen içersine doğru ilerletilerek vagen duvarları ile vaginal akıntı ve özellikleri izlenir.

Spekulum muayenesi sonrasında vagina tepesindeki "rahim ağzına" ulaşır ve rahim ağzı yani "serviks" değerlendirilir. Servikal ektropion, erozyon, servikal akıntı, rahim ağzı kanseri bu muayene ile tespit edilir. Bu aşamada rahim ağzı bölgesinden "Smear Testi" için sürüntü alınabilir.Bu arada vajinal muayene yapılırken elle bimanuel muayene de yapılmalıdır. Elle yapılan bu muayene sayeinde herhangi bir kitle varlığı kolaylıkla tesbit edilebilinir (rahimin cesameti (büyüklüğü), pozisyonu, rahimden kaynaklanan herhangi bir tümoral oluşumun varlığı değerlendirilir. Daha sonra her iki yan taraftaki tüpler ve yumurtalıklar muayene edilir).

Jinekolojik muayne bitirildikten sonra eğer gerekli görülürse abdominal (karından) veya transvaginal (vajenden) Jinekolojik Ultrason yapılır.Jinekolojik ultrason ile alt karın organları, özellikle de rahim, yumurtalıklar ayrıntılı bir şekilde değerlendirilir. Jinekolojide kullanılan ultrason iki şekilde yapılabilir.

Abdominal ultrason

Karından yapılan ultrasondur. Bu yöntem daha çok bakirelerde kullanılır. Karından yapılan ultrason için kişinin idrar torbasının dolu olması, yani sıkışık olması gerekmektedir.

Vaginal ultrason

Vaginal yolla yapılan ultrasondur. Bu yöntemle iç organlar çok daha net bir şekilde izlenir. Bu yöntemin uygulanmasından önce idrar torbasının boş olması gerekmektedir.

Kişisel bilgilerAnamnezin ilk aşaması kişinin demografik bilgileri ile ilgilidir. Burada doktorunuz size şu soruları soracaktır:

Adınız soyadınız

Yaşınız

Mesleğiniz

Medeni durumunuz

Eğer bekarsanız cinsel ilişkinizin olup olmadığı

Evliyseniz bunun süresi

Jinekolojik öykü

Adet düzeniniz. Adet kanamalarınızın kaç günde bir olduğu, kaç gün sürdüğü ve kanama miktarının nasıl olduğu.

En son ne zaman adet gördüğünüz. Son adet kanamanızın başladığı gün.

Son gördüğünüz adet kanamasının beklediğiniz zaman ve düzende bir kanama olup olmadığı,

Ara kanamalarınız olup olmadığı,

Adetler sırasında ağrı olup olmadığı,

Adet öncesinde herhangi bir gerginlik vb. olup olmadığı

Vajinal akıntınızın olup olmadığı, eğer varsa süresi, miktarı, rengi, kokusu gibi ayırıcı özellikleri,

Vajinal kaşıntı olup olmadığı,

Genital bölgede herhangi bir kitle, şişlik, siğil gibi anormallik olup olmadığı,

İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma gibi yakınmalarınızın olup olmadığı,

Cinsel ilişki sırasında ya da sonrasında ağrı veya kanama olup olmadığı,

Vücudunuzda aşırı tüylenme olup olmadığı,

En son jinekolojik incelemenin ne zaman yapıldığı, bu incelemede herhangi bir tetkik (özellikle smear testi) yapılıp yapılmadığı, eğer yapıldıysa sonuçları, muayene sonrası konulan tanı ve verilen tedavinin ne olduğu

Şu anki yakınmanız

Doktorunuza muayene olmak için başvurmanızı gerektiren yakınmanızın ne olduğu ve bu yakınma ile ilgili gerekli olabilecek diğer sorular

Obstetrik öykü

Daha önce hamile kalıp kalmadığınız;

Eğer hamile kaldıysanız bunların sonuçları (düşük, kürtaj, doğum vb)

Daha önceki hamileliklerinizde yaşadığınız sorunlar (kanama, preeklempsi vb)

Doğumlarınızın şekli (sezaryen, normal doğum) ve tarihi

Eğer sezaryen oldu ise bunun nedeni

Daha önceden düşük olayı yaşadıysanız sonrasında düşük materyalinde herhangi bir genetik inceleme yapılıp yapılmadığı

Daha önceden kullandığınız doğum kontrol yöntemleri

Şu anda kullandığınız doğum kontrol yöntemi

Genel sağlık bilgileri

Daha önceden tanısı konmuş kronik bir hastalığınız olup olmadığı

Daha önceden ameliyat geçirip geçirmediğiniz (Buna jinekolojik olmayan bademcik ameliyatı, apandisit ameliyatı, estetik ameliyatlar gibi ameliyatlar da dahildir)

Düzenli kullandığınız bir ilaç olup olmadığı;

Bildiğiniz herhangi birşeye karşı alerjiniz olup olmadığı

Aile Öyküsü

Ailenizde özellikle kadın hastalıkları ile ilgili kanser başta olmak üzere önemli bir hastalık olup olmadığı

Anamnez muayenenin en önemli basamağıdır ve azami dikkat edilmesi gereklidir. Hastanın da bu konuda bilinçleştirilmesi ve anamnez verirken özen göstermesi gerekmektedir.

Jinekolojik muayene bu amaçla geliştirilmiş özel muayene masalarında, bütün muayenelerde olduğu gibi de gözlemle başlar. Bu aşamada dış üreme (genital) organlarında göze çarpan herhangi bir kitle, siğil, renk değişikliği, erozyon (yara) ve bunun gibi anormalliklerin olup olmadığına bakılır.



ULTRASON MUAYENESİ



Ultrason, insan kulağının işitmeyeceği kadar yüksek frekanslı ses dalgalarına verilen addır. Öteses, ultrases de bu kavram için önerilen adlardandır.

Ses, cisimlerin titreşimi sonucunda meydana gelir. X – ray ışınlarının tersine ses elektromanyetik değildir. Ultrases akustik bir dalgadır. (Başka bir deyişle gaz, sıvı veya katı ortamdaki mekanik bir dalgadır). Sesin iletilebilmesi için bir ortam (madde) gereklidir. Sesin yayılımı bir yerden başka bir yere enerji taşınımı şeklindedir. Ses dalgalarının yayılma hızı, ortamın yoğunluğuna bağlıdır.

Ultrason cihazı ses dalgalarının değişik yoğunlukta dokular içinde farklı hızlarda ilerlemesi ve yansıması prensibine dayanan bir mekanizma ile çalışır.Ultrason, halen dünyadaki pek çok merkez tarafından gebelere uygulanabilen non-invaziv (hastaya zararı olmayan) bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Esas olarak ana gövde, prob (tansducer), monitör, kamera ve printer gibi parçalardan oluşur.

Bir ultrason incelemesini özetleyecek olursak:

Ultrason cihazı prob yardımı ile yüksek frekanslı ses dalgalarını vücudunuza gönderir.

Ses dalgaları vücudunuz içinde ilerlerken farklı yoğunluktaki dokulara çarparak ya emilir ve ısıya dönüşür, ya geri yansır ya da kırılıp yön değiştirirdikten sonra yansıyacağı başka bir dokuya kadar ilerlemeye devam eder.

Geri yansıyan dalgalar prob tarafından yakalanarak elektrik uyarısına dönüştürülür ve CPU'ya aktarılır.

CPU sesin doku içindeki ilerleme hızına göre dalgayı yansıtan oluşumun probdan olan uzaklığını hesaplar ve bu işlem saniyenin milyonda biri gibi kısa bir sürede gerçekleşir.

CPU yansıyan ekoların uzaklığını ve yoğunluğunu işleyerek bunu ekranda görülebilen iki boyutlu bir görüntü haline dönüştürerek monitöre yansıtır.

Direkt batından (transabdominal) uygulanabileceği gibi (Yukardaki resim), vaginal (transvaginal) veya rektal (transrektal) uygulamalar da söz konusu olabilir.

Transvaginal (vajen içi) uygulamalar; transvajinal probla genelde infertilite, jinekolojik problemlerle, ilk trimester gebeliklerinde uygulanır (yandaki resimde).

Normal gebelik takiplerinde ise transabdominal yolla (karından) konveks ve lineer (düz) problar kullanılır.

İnfertilite ve jinekolojik problemler için transvaginal yolla yapılan ultrasonlarda mesanenin dolu olması gerekmediği için daha rahat ve daha net görüntü almak mümkündür.

Ultrason ile klinikte rahim , yumurtalıklar , rahim ağzı, idrar torbası ve batın içi diğer organlar değerlendirilir , bu organlardaki yer kaplayan kitleler veya organdaki değişiklikler eğer gerekirse organların ve kitlelerin kanlanma özellikleri de dikkate alınarak incelenir.



ADET DÜZENSİZLİĞİ



Adet döneminde ortalama kanama süresi de 5 ± 3 gün olarak kabul edilmektedir. Yani en az 2 gün, en fazla 8 gün süren adet kanaması normal sınırlar içindedir.

Kanamanın miktarı da önemlidir, bir adet kanması boyunca kaybedilen kan miktarı ortalama 40 ml olup, en fazlası 80 ml en azı 20 ml dir.

Bunların dışındaki kanamaları normal dışı kabul etmekteyiz ve bu anormal kanama dediğimiz kanamalar kadınlarımızın jinekolojik şikayetlerinin % 10 ila 15’ini oluşturmaktadır.

Neler adet düzenini bozabilir; yeni adet görmeye başlıyan genç kızlarda da ilk adet yılındaki kanamalar düzenli aralıklarla gelmeyebilir, gerekli muayene yapılıp altında herhangi bir başka neden yoksa hormonal düzen oturuncaya kadar beklenmesi tavsiye edilmektedir. Adetten kesilmek üzere olan Menopoza yakın bayanlarda da düzen bozulmaya başlar.

Diğer nedenler;

Gebelik

Üzüntü

Stress

Hormonal problemler

İyi huylu tümörler

Kanserler

Doğum kontrol hapı gibi hormon haplarının yanlış kullanımı

Spiral

Enfeksiyon

Kan Hastalıkları

Tiroid hastalıkları gibi bir çok neden adet düzenini bozabilir.

Adet kanaması süreci, adet kanaması ve akıntısının vücut dışına atılmasıdır. Rahim iç yüzeyinde her ay dölenmiş yumurtanın ( gebeliğin ), gelip yapışmasına ve buradan beslenmesi için damarlanmasını sağlayacak bir tabaka oluşur ve eğer döllenme yoksa bu duvar görevini tamamlayıp yerini alttan gelen yeni dokuya bırakarak dökülür, rahimden dolayısıyla vücuttan dışarıya atılır. Her ay bu işlem aynı şekilde tekrarlanır biz bu sürece menstürel siklus – adet düzeni, işlevini yitirerek yerini yeni oluşan yapıya bırakıp dışarıya atılan bu dokuya da adet kanı, mentürasyon kanaması diyoruz.

Mensturasyon kanaması her ay tekrarlanır ve burada ana kontrol mekanizması beyindir.Beyinden salgılanan hormonlar yumurtalıklara östrojen ve progesteron hormonlarının salgılanmasını sağlar ve bu hormonlar da rahim içi tabakası olan endometriumun gelişimini sağlarlar.Eğer gebelik oluşmazsa bu hormonların kan seviyelerinde düşme olur ve gelişen endometrşum dokusu hormon desteğinden yoksun kalacağından dökülmeye başlar ve bu şekilde adet kanaması oluşur.

Adet kanamasında ideal süre 28 ± 7 gündür .Bir kanamanın ilk gününden, sonraki kanamanın ilk gününe kadar geçen süre en az 21 en fazla 35 gün olması normal kabul edilmektedir.



ADET DÜZENSİZLİĞİ ŞEKİLLERİ



Adet döngüsünün, yani bir adet kanamasının ilk gününden diğer adet kanamasının ilk gününe kadar geçen sürenin 21-35 günler arasında olması normal kabul edilir.21 günden kısa ve 35 güden fazla olan kanamlar anormal olarak kabul edilir.Anormal uterin kanamanın ve düzensiz adetin altta yatan nedeninin bilinmesi ve tedavinin buna göre düzenlenmesi gerekmektedir.

Düzensiz kanamalar hiç adet kanaması olmama veya devamlı kanama olması olarak karşımıza çıkabileceği gibi 21 günden kısa , sık sık adet olma , 35 günden uzun ve geç aralıklarla adet kanaması , ara lekelenmeler , ilişki sonrası kanama , adet döneminin ortasında ovulasyona bağlı olan kanama vb.değişik nedenere bağlı olarak karşımıza çıkabilir.

Üreme çağında olan ve aktif cinsel yaşamı olan bir kadında düzensiz kanamanın en sık görülen nedenlerinden biri gebeliğe bağlı oluşan sorunlardır. Bu nedenle düzensiz kanaması olan bir kadında Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı’nın size soracağı ilk soru muhtemelen “gebelik söz konusu olabilir mi?” olacaktır. Etkili bir doğum kontrol yöntemi kullanıyor olsanız dahi bu yönde incelemeler çoğu durumda yapılır.

Disfonksiyonel Uterin Kanamanın nedeni:

Adet kanamasının zamansal olarak düzenli olmasını sağlayan en önemli mekanizma yumurtlama ve buna bağlı olarak salgılanan progesteron hormonudur. Yumurtlama herhangi bir nedenle gerçekleşemezse rahim iç tabakası östrojen hormonu etkisi altında kalınlaşmaya devam eder ve beklenmedik zamanda, sıklıkla gecikmeli olarak ve yine sıklıkla normalden fazla kanama olur.

Yumurtlama olmaması halinde, progesteron hormonu salgılanmayacağı için progesteronun doku büyümesini sınırlayan ve düzenli endometrial yapılaşmayı sağlayan etkisi mevcut değildir. Progesteron yokluğunda tek başına estrojenin etkisi ile, endometrium, yeterli yapısal destek olmaksızın aşırı büyür. Endometriumda vaskülarite, damarlanma artar, endometrial bezler sırtsırta verir ancak destek dokusu yetersizdir. Frajil (kırılgan) doku kanayarak dökülmeye başlar ve ardında bu bölge tamir sürecine girer. Böylece değişik zamanlarda, endometriumun değişik bölümleri yıkılır ve sonuç, uzun süren, aşırı anormal uterin kanamadır.

Düzensiz kanamalar aşağıdaki özelliklerden birini veya ikisini gösterirler ve bu özelliklere göre tanımlanırlar

Adet Görememe ("amenore")

Adet kanamasının üst üste üç kez gecikmesi veya en az 6 ay boyunca adet kanamasının olmaması veya hiç gerçekleşmemiş olması durumudur.

Seyrek (Gecikmeli) Adet Görme ("oligomenore")

Yıllık görülen adet kanaması sayısının azalmış olması (adet döngülerinin 35 günden daha uzun sürmesi) durumudur.

Sık Adet Görme ("polimenore")

Yıllık görülen adet kanaması sayısının artmış olması (adet döngülerinin 21 günden daha kısa sürmesi) durumudur.

Aşırı Kanamalı veya Uzun Süreli Adet Görme ("hipermenore" veya "menoraji")

Bir döngüde görülen kanama miktarının veya gününün artması durumudur.

Az Kanamalı veya Kısa Süreli Adet Görme ("hipomenore")

Bir döngüde görülen kanama miktarının veya gününün azalması durumudur.

Ara Kanaması ("metroraji")

Olağan kanama günleri dışında kanama görülmesi durumudur.

lişki Sonrası Kanama

İlişkiden hemen sonra veya ertesi günü beklenmedik bir şekilde kanama görülmesi durumudur

Çocukluk Çağında Kanama

Henüz ergenlik dönemine ulaşmamış bir kız çocuğunda vajinal kanama olması beklenmez ve mutlaka nedeninin aydınlatılması gerekir.

Ergenlik Çağına Özgü Sorunlar

Ergenlik çağı adet kanamasının başladığı ancak henüz nispeten düzensiz olduğu bir dönemdir. Bu dönemde kendine özgü bazı sorunlar ortaya çıkabilir.

Menopoza Geçiş Döneminde Görülen Sorunlar

Menopoz dönemine geçiş, kadınların bir kısmında adet kanamalarının birden kesilmesi şeklinde olabileceği gibi, bir kısmında çeşitli düzensiz kanamaların olduğu bir geçiş dönemini takip edebilir.



ADET GÖREMEME



Adet kanamasının olmaması, yani adet görmemeye tıp dilinde "amenore" denir. Bir kadının en az 3-6 ay süreyle adet görmemesi veya normal adet gören kadında 3 siklus boyunca adet olmaması amenore olarak kabul edilir. Daha kısa süre adet görememe ise "adet rötarı" "adet gecikmesi" olarak adlandırılır. Ergenlik döneminden önce, gebelik sırasında, emzirme döneminde ve menopozdan sonra adet görülmemesi normaldir ve 'fizyolojik amenore" adını alır. Bunun dışmda kalan bütün amenoreler ise normal değildir, yani "patolojik amenore"dir.

Genç bir kızm 18 yaşına geldiği halde adet görmemiş olması"primer amenore" admı alır. Normal adet görmekte olan bir kadınm 6 ay ya da daha uzun süre adet görmemesi ise "sekonder amenore" admı alır.

Primer amenore, büyüme veya sekonder seks karakterlerinin gelişim veya büyümesindeki yokluk ile 14 yaşına kadar adet görememe veya sekonder seks karakterlerinin oluşması ile birlikte normal büyüme ve gelişmenin varlığına bakılmaksızın 16 yaşına kadar adet görememe durumudur ve insidansı % 0.1 ile % 2.5 arasında değişir. Primer amenorenin başlıca nedenleri gonadal yetmezlik % (48.5), uterus ve vajinanın konjenital yokluğu % (16.2) ve konstitusyonel gecikme % (0.5)’dir 1,2. Primer amenore hipotalamus veya merkezi, hipofiz, ovarian ve uterus kaynaklı olabilir.



YUMURTLAMA OLMAMASI



Normalde kadının yumurtalıklarında her ay bir yumurta hücresi gelişir, olgunlaşır ve ortalama adetinin 12.-14. günleri arasında ovulasyon (yumurtlama-çatlama) meydana gelerek olgunlaşmış olan yumurta yumurtalıktan atılır . Bazı kadınlarda bu gerçekleşmez ve buna duruma “Anovülasyon” adı verilir.

Anovulasyon genellikle adet düzensizliklerine ve anormal kanamalara yol açar. Bu kadınlarda genellikle adet araları uzar (oligomenore), bazen fazla kanamalar da görülebilir

ÇİKOLATA KİSTİ(ENDOMETRİOZİS)



Endometrioma endometrium dokusunun (rahim iç zarı) yumurtalıklar üzerine implante olması (yuvalanması) ve bu endometrium odaklarının her ay adet kanaması ile birlikte yumurtalık içine kanayarak yumurtalıklarda kist oluşturması sonucu ortaya çıkmaktadır.Endometriomanın içindeki sıvının yoğun kıvamlı kahverengi yapısından dolayı bu kiste Çikolata Kisti denmektedir. Endometriomaya üreme çağındaki bayanlarda çok sık rastlamaktayız. Bu kistlerin en önemli bulgusu kasık ağrısı, adet sancısı ve kısırlıktır.Ayrıca bu hastalarda ilşki esnasında ağrı bulgusu (disparoni) da olabilmektedir.

Tedavide altın standart laparoskopi dir.Laparoskopide amaç kist duvarını çıkartmak ,eğer bu tam olarak başarılamıyorsa kist drenajı ve kist duvarının vaporisasyonu (veya koagülasyonu) ile kist duvarını tahrib ederek olayın tekrarlamasını engellemektir.Sadece kist drenajı yapılan olgularda tekrralama riski yüksek olmaktadır.

Medikal tedavide genel olarak doğum kontrol hapları ve GnRH analogları kullanılmaktadır , bazen kistin büyük olduğu vakalarda önce medikal tedaviyle kisti ufaltmak , over dokusu kaybını azaltmak ve daha sonra cerrahi tedavi uygulanması da sık başvurulan bir yöntemdir.

Endometriozis tedavisinden sonra kısır (infertil) hastalarda gebelik şansı % 40 - 50 civarındadır. Burada fertiliteyi etkileyen en önemli faktör endometriozisin derecesi (grade), hastanın yaşı ve endometriozise ek bir kısırlık nedeni olup olamasıdır. Hastanın yaşı ve endometriozisin derecesi arttıkça gebelik şansı da azalmaktadır. &services_readmore_title9=KISIRLIK &services_readmore_txt9=KISIRLIK(İNFERTİLİTE)



İnfertilite düzenli ve korunmasız olarak, haftada en az 2-3 kere olacak şekilde girilen cinsel ilişkiye rağmen 1 yıl sonunda gebelik olmamasıdır.

Inferilite görülme sıklığı toplumda %15 civarındadır. Bu çiftlerin büyük bir kısmında gebe kalamamanın nedenini açıklayacak sebepler bulunabilirken, yaklaşık yüzde 10-12'sinde herhangi bir patoloji tespit edilemez. Bu çiftler açıklanamayan infertilite olarak adlandırılırlar.

Eğer daha önceden hiç gebelik olmamışsa bu durum primer infertilite olarak adlandırılır. Önceden geçirilmiş dış gebelik, boş gebelik, ölü doğum, erken doğum ya da canlı doğum gibi herhangi bir şekilde sonlanmış en az bir tane gebelik mevcut ise bu kez sekonder infertilite’den söz edilir.

Bazı durumlarda bireyin ya da çiftin çocuk sahibi olması mümkün değildir. Erkekte testislerin, kadında yumurtalıkların ya da rahmin olmaması bu durumlara örnektir. Bu tür durumlar sterilite olarak adlandırılır

Tamamen normal ve gebe kalma potansiyeli olan bir çift korunmaksızın düzenli ve yeterli sayıda ilişkiye girseler bile kadının o ay hamile kalma olasılığı sadece %25'dir.

Gebeligin olusabilmesi icin kadindan ovulasyon ile yumurta hucresinin batin bosluguna atilmasi , bunun saglam tupler tarafindan yakalanmasi, tuplerde erkekten gelen sperm ile karsilasarak dollenmesi ve bu dollenen yumurtanin rahim icine gelerek endometrium dedigimiz rahim ic tabakasina yuvalanmasi gerekmektedir.Basitce buradaki olaylardan birinde aksaklik oluşursa gebelik oluşmaz ve kısırlıktan söz edilir.

Gebe kalmayı etkileyen faktörler:

Kadının yaşı: Biyolojik saat ilerledikçe kadının gebe kalma şansı giderek azalır. Bunun en önemli nedeni yaş ile birlikte yumurtalıklardaki yumurta sayısı ve kalitesinin azalmasıdır. 20 yaşında bir kadın ile 21 yaşındakinin gebe kalma olasılıkları arasındaki fark çok büyük değilken 30'lu yaşlarda bu fark daha fazla anlam kazanır

Cinsel ilişki sıklığı: Cinsel ilişki sıklığı açısından normal ya da anormal diye bir sınıflama yapmak doğru değildir. Önemli olan ilişki sayısının az ya da çokluğu değil yeterliliğidir. Bunun için optimum sayı haftada 3 ilişkidir.

Zamanlama : Cinsel ilişki sıklığının yanısıra ilişkinin zamanlaması da önemlidir. Yumurtlamanın olduğu günlerde girilecek olan ilişki, gebelik olasılığını arttıracaktır.

Süre: Çiftin ne kadar zamandır çocuk istediği önemli bir noktadır. Gebe kalmaya uğraşan çiftlerde aradan geçen süre uzadıkça, tıbbi yardım almadan başarılı bir gebelik elde etme olasılığı da o ölçüde azalmaktadır.

Patoloji: İnfertiliteye neden olabilecek bir patolojinin varlığı da gebelik şansını azaltır.

Bunlara en güzel örnek geçirilmiş ameliyatlar ya da endometriozisdir.

Kısırlık tedavisi nedene yönelik olarak yapılmalıdır. Eğer tüplerde tıkanıklık varsa bu hastaya aşılama yapmanın bır anlamı yoktur. Erkekte sperm yokluğu (azospermi), kadında tüplerde tıkanıklık, over( yumurtalık) yetmezliği gibi durumlarda Tüp Bebek (IVF) yöntemine başvurulmaktadır.



KADINLARDA KISIRLIK(KADIN İNFERTİLİTESİ)



İnfertilite düzenli ve korunmasız olarak, haftada en az 2-3 kere olacak şekilde girilen cinsel ilişkiye rağmen 1 yıl sonunda gebelik olmamasıdır.

Yaklaşık olarak evli çiftlerin % 15 infertil olup bunların % 30 'unda kadın, % 30 'unda erkek ve yaklaşık %40 oranında hem erkek hem kadın kısırlıktan sorumludur.

Bayana ait kısırlık nedenleri:

Gebeliğin oluşabilmesi icin kadından ovulasyon ile yumurta hucresinin batın bosluğuna atılması , bunun sağlam tüpler tarafindan yakalanması, tüplerde erkekten gelen sperm ile karşılaşarak döllenmesi ve bu döllenen yumurtanın rahim icine gelerek endometrium dediğimiz rahim iç tabakasına yuvalanması gerekmektedir.Basitce buradaki olaylardan birinde aksaklık oluşursa gebelik meydana gelmez ve kısırlıktan söz edilir.

Bu hastalarda İlk görüşmede bazı noktaların araştırılması yol göstericidir; adet düzensizliği, kıllanma, obezite, geçirilen karın içi veya pelvik operasyonlar, daha önce kemoterapi veya radyoterapi tedavisi alınması, adet sırasında veya ilişki esnasında ağrı olup olmadığı,daha önce spiral (RIA) ile korunma, memelerden süt gelmesi, sigara içimi, tiroid hormonu ile ilgili bozukluklar ve guatr hastalığı sorgulanır.

Anovulasyon (Yumurtlamanın olmaması):

Kadın infertilitesinin en yaygın nedeni ovulasyon (yumurtlama) olmamasıdır. Ovulasyonun olup olmadığını gösteren en önemli işaret adet düzenidir. Bir çok faktör kadınlarda yumurtlama bozukluğuna neden olabilir. Çeşitli organlara bağlı gelişebilen hormonal düzensizlikler , PCOS , aşırı egzersiz, düzensiz diyet, stress , sigara, alkol yumurtlamayı etkileyebilir.

Tuba-peritoneal Faktörler:

Geçirilmiş enfeksiyon, operasyon, karın içine kanama veya endometriozis nedeniyle yumurtalıklar ve tüpler içinden hasar görmüş olabilir.

Hormonal bozukluklar:

Hormonal bozukluklar yumurtlamayı engelleyerek ve rahim içi tabakasının gelişmesini engelleyerek kısırlığa neden olabilir.

PCOS (Polikistik over sendromu), tiroid hastalıkları, böbrek üstü bezi hastalıkları, hipofiz bezi hastalıklarında oluşan hormonal bozukluk fertiliteyi etkilerler.

Endometriosis : Rahim içi mukozası olan endometriumun rahim dışında yerleşmesi ve fonksiyon göstermesi olan endometriosis -çukulata kisti hastalığı- daha çok yumurtalıklarda yerleşir. Endometriozisin yumurtlama , döllenme ve döllenmiş yumurtanın ekilme aşamasında olumsuz etkileri olabilmektedir.

Düşükler : Daha önceki düşükler veya isteğe bağlı kürtajlar rahim iç tabakası olan endeometriumda ve rahim ağzında (serviks) hasarlara neden olabilir. Aynı zamanda döllenmiş yumurtanın uterus içine ekilmesini (implantasyon) bozabilir. Tekrarlayıcı düşükler ve kürtajlar rahim içinde ciddi yapışıklıklar oluşturabilir. Bu yapışıklıklar sonucu adet kanamasının hiç olmaması veya azalması (Asherman Sendromu, Intra uterin sineşi) mümkündür. Bu durumda hiç gebelik olamayacağı gibi (rahim içinde gebeliğin tutunması ve beslenmesi için gerekli olan alanın azalması sonucu) tekrarlayan düşükler de görülebilir.

Rahim anormallikleri : Rahimdeki doğumsal yapı ve şekil bozuklukları infertiliteye yol açabilir. Bu yapısal bozukluklarda rahim içi dokusunun (endometrium) kanlanmasında azalma ve gebelikle birlikte rahmin yeterince büyüyememesine neden olabilmektedir.



AŞILAMA (İNSEMİTASYON)



Aşılama (İnseminasyon- İUİ) yumurta hücresi ile karşılaşacak sperm sayısını arttırmak amacıyla yapılan bir işlemdir. Bu işlemden önce genellikle klomifen gibi yumurta geliştirici ilaçlar veya bazı iğneler verilerek anne aşılama için hazırlanır. Sperm baba adayından alındıktan sonra labaratuvarda özel tekniklerle işlemlerden geçirilir. Bu hazırlanan sperm özel ufak bir katater yardımı ile rahmin içerisine verilir. İşlem genellikle ağrısızdır ancak bazen karında krampa neden olabilir.

Aşılama işlemi düşük sperm sayısı, spermlerin hareketliliğini azaldığı durumlarda (motilitede azalma) ve açıklanamayan kısırlık durumlarında başarılı sonuçlar vermektedir. Aşılama aynı zamanda bozuk post koital test ve servikal faktör nedenli kısırlıkta da başarı sağlamaktadır.Aşılama ile başarılı gebelik şansı %20-25 arasındadır.



TÜP BEBEK (IVF)



Tüp bebek yardımcı üreme teknikleri kadın vücudunda üretilen yumurta hücrelerinin vücut dışına alınarak erkeğin spermi ile laboratuvar ortamında döllenmesi ve elde edilen embriyonun kadın rahmi içine geriverilmesi ilkesine dayanır.

Tüp bebek veya mikroenjeksiyon tüplerin tıkalı olması, şiddetli sperm bozuklukları, diğer tedavilerle başarı elde edilmeyen endometriozis hastaları, yumurtlama bozuklukları, hafif sperm bozuklukları ve açıklanamayan kısırlık hastalarında uygulanır.

Geçmişte spermin yada embriyonun laparoskopi eşliğinde tüplerin içine verilmesi (GIFT/ZIFT) gibi teknikler uygulanırdı. Artık modern tıp, yardımcı üreme teknikleri, tüp bebek (IVF) ve mikroenjeksiyonu (ICSI) tercih ediyor. Tüp bebek ve mikroenjeksiyon arasındaki tek fark döllenme şekli olup tüp bebek yönteminde spermler ve yumurtalar biraraya konularak döllenmenin kendiliğinden olması beklenirken mikroenjeksiyon yönteminde her bir yumurtanın içine tek bir sperm mikroskopik kataterler ile enjekte edilir.

Nasıl uygulanır?

Öncellikle kadına verilen ilaçlarla yumurtalıklar uyarılır, daha sonra oluşan yumurtalar ultrasonografi eşiliğinde bir iğne ile dışarı alınır. Daha önce de belirttiğimiz gibi tüp bebek işleminde spermlerle yanyana konarak veya mikroenjeksiyonda direk olarak yumurta içine verilerek döllenme işlemi sağlanır. Daha sonra oluşan embryolardan 2-3 tanesi yumurta alım işleminden 2-5 gün sonra rahim içerisine yerleştirilir ve 10-14 gün sonra gebelik testi yapılır.

ICSI (mikroenjeksiyon)

Sperm sayısının ya da hareketliliğinin yetersiz olduğu durumlarda, sperm şekillerinin bozuk olduğu durumlarda veya diğer tedavilerin yetersiz kaldığı durumlarda ICSI (mikroenjeksiyon) tekniği kullanılır. Tek bir sperm hücresi kadından elde edilen yumurtanın içerisine çok ince bir iğne yardımı ile mikroskop altında enjekte edilmektedir. Bu yolla, laboratuvar ortamında döllenme sağlanır. Bu teknik esas olarak üç değişik kategorideki bozukluğa hitap etmektedir. Bunlar sperm sayısının ya da hareketliliğinin eksik olduğu durumlar veya sperm şekillerinin (morfoloji) bozuk olduğu durumlardır. Mikroenjeksiyon uygulamalarında döllenme oranı sperm oranı ile ilişkili değildir. Menide birkaç tane sperm hücresi bulunduğu durumlarda dahi döllenme oranı değişmemektedir (% 70 - 80). Bu teknik ile birkaç sperm hücresi ile dahi gebelik elde edilebilmektedir. Sperm hücrelerinin hareketliliğinin yetersiz olduğu durumlarda ise bu teknikle spermlerin yumurta zarını aşmaktaki zorluğuna çare bulunabilmektedir. Sperm şekillerinin bozuk olmasının bir kısırlık nedeni oldugu bu durumlarda yapılan tüp bebek uygulamalarında dahi döllenmenin olmadığı veya döllenme oranının çok düşük olduğu uzun yıllardır bilinmektedir. Mikroenjeksiyon tekniği uygulamalarında sperm şekilleri döllenme ve gebelik oranları üzerinde olumsuz etki göstermemektedir. Yumurta bir tüp (pipet) yardımı ile emilerek sabitleştirilmekte. Sperm ince cam iğne ile yumurta içine enjekte edilmektedir. İki gün sonra döllenmiş yumurta (embryo) rahim içine yerleştirilmektedir.

Hiç spermi olmayan hastalara uygulanabilir mi?

Evet. Hiç spermi olmayan hastalar üç grupta incelenebilir. Birincisi hipotalamus-hipofizden gelen hormonkların eksikliğine bağlı olarak sperm olmayan hastalarda çoğunlukla tıbbi tedavi ile sperm oluşumu sağlanabilir ve bu hastalarda aşılama ile gebelik elde edilebilir. Başarı elde edilmeyen hastalarda ise mikroenjeksiyon uygulanır. Bu hastalarda testisten biyopsi alınmasına genellikle gerek duyulmamaktadır. İkincisi sperm yapımı normal olduğu halde kanalların tıkalı olmasına bağlı olarak sperm yapımının olmamasıdır. Bu hastalarda bir iğne ile veya başarısız olunursa testisten küçük bir parçanın alınması ile sperm elde edilebilir. Üçüncüsü testiste sperm yapımının bozuk olduğu gruptur ki hastaların büyük bir bölümünü bu hastalar oluşturmaktadır. Bu hastalarda öncellikle testise iğne ile girilerek ve sperm bulunamazsa biyopsi alınarak sperm aranır. Ortalama olarak hastaların %50’sinde sperm bulunabilmektedir.

Başarıyı etkileyen faktörler:

Başarıyı etkileyen en önemli faktörler kadın yaşı ve elde edilen yumurta sayısıdır. Hiç spermi olmayan azospermik hastalarda başarı oranında hafif bir düşme olabilmektedir. Onun dışındaki hastalarda başarı daha çok kadın yaşı ve yumurta sayısına bağlıdır.



ERKEK KISIRLIĞI



Kısırlık tarif olarak, çiftlerin bir yıl boyunca korunma olmadan, istemelerine rağmen çocuklarının olmaması olarak tanımlanır. Toplumda görülme oranı % 15 civarındadır.

Erkek ve kadın arasındaki dağılıma gelince, 1/3 erkek sorunlu, 1/3 kadın sorunlu, 1/3 ise erkek ve kadın birlikte aynı anda sorumludur. Yani yaklaşık % 50 -% 50 bir dağılım gösterir.

Erkek kısırlığının en sık görülen nedenleri arasında % 42 ile Varikosel bulunur. Varikosel’i , enfeksiyonlar, hormonal nedenler, genetik nedenler, inmemiş testis, testis yetmezliği, cinsel fonksiyon bozuklukları izler.

Erkek kısırlığında tedavi nedene yönelik olarak düzenlenir. Amaç sperm sayı ve kalitesini normale yakın hale getirebilmektir. Varikosel tespit edilen hastalarda ameliyat mikroskobu altında ameliyat yapılır. Hormon yetmezliklerinde gerekli hormon takviyesi yapılabilir yada enfeksiyon varsa antimikrobik tedavi yapılır. Sigara ve yoğun alkol alımı olumsuz etkileri kanıtlanmış olduğundan kullanımları engellenir.

Eğer semen analizinde sperm yok ise doğrudan kaynağından yani testisten sperm elde etmeye yönelik yöntemlerden biri seçilebilir ( tese , tesa , mesa ). Elde edilecek spermler bir daha bulabilme güçlüğü nedeniyle çok kıymetli olduğundan bu spermleri dondurarak saklayabilecek klinikler bu alanda daha yararlı olur.



STRES VE KISIRLIK



Stres, kişinin kendisi için bir tehdit unsuru ya da zararlı olarak gördüğü herhangi bir durum olarak tanımlanmaktadır. Stres vücuttaki salgı bezlerine etki ederek bu bezlerden salgılanan hormon düzeylerinde ve kalitesinde değişikliklere neden olabilmektedir. Üreme organları, yumurta gelişimi , sperm oluşumu bu hormon salgısına bağımlı öğelerdir.

Gebelik oluşabilmesi için her ay yumurtalıklardan sağlam bir yumurtanın gelişip bu yumurtanın ovulasyon ile (çatlama) yumurtalıklardan atılması , bu yumurta hücresinin tüpler tarafından yakalanarak spermle döllenmesi, döllenmiş bu gebelik ürününün rahim içine - (endometriuma) tutunarak gelişimine devam etmesi gerekir. Bu gebelik ürününün büyüyüp gelişmesi de dahil olmak üzere yukarıda sayılan her aşama hormonal aktivitenin kontrolü altındadır. Bu ahenk içind edevam eden hormonal denge stres gibi değişik faktörlerle etkilenmesi sonucu bozulabilir ve kısırlığa neden olabilir.



KISIRLIK VE VÜCUT AĞIRLIĞI



Aşrı kilolar ya da aşırı zayıflık hali, kadınlarda hormonal dengeyi bozarak kısırlığa neden olabilmektedir. Aşırı kilolu hastalarda vücutta östrojen hormunu artmıştır. Bunun nedeni vücuttaki yağ dokularındaki östrojen hormonu yapımından (östrojenin yaklaşık % 60 ı) kaynaklanmaktadır. Yağ dokularından fazla miktarda östrojen yapımından dolayı beyinde FSH ve LH denilen hormonlarda dengesizlikler meydana gelir. Bu hormonlar yumurtalıklardan yumurta hücresi gelişimi ve yumurtanın çatlaması (ovulasyon) olayında önemlidir. Yumurta gelişip yumurtlama oluşmazsa gebelik de gerçekleşmiyecektir.

Aşırı kiloda olduğu gibi aşırır zayıflık hali , hızlı kilo verme ve aşrır egzersiz de kadınlarda hormonal dengeyi bozmakta , beyinden salgılanan yumurta geliştirici ve çatlamayı sağlayan hormonlarda (FSH - LH ) dengesizlikler oluşmakta ve bu hastalarda Östrojen hormon salgısının azlığından dolayı gebelik oluşsa bile bunun östrojen desteğinden yoksun olan iyi gelişmemiş rahime (endometriıma) tutunması zayıf olmakta ve düşükler ortaya çıkabilmektedir.

Bu gibi kilo problemi olan kısır - infertil hastalarda öncelikle diyet verilerek uygun kiloya ulaşmaları sağlanmalı ve tedavi planı buna göre düzenlenmelidir. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki aşırı kilolu tüp bebek hastalarında hem gebelik oranları düşük olmakta hem de bu hastaların uygun yumurta gelişimi için harcanan ilaç miktarı uygun kilodakilere göre çok daha fazla olmaktadır.



KISIRLIK VE ENFEKSİYON



Erkekte ve kadında üreme organlarını etkileyerek kısırlığa neden olabilen birçok mikroorganizma mevcuttur. Bu mikroorganizmalar içinde en sık karşılaştıkalrımız Klamidya, Mikoplazma ve Ureoplazmadır.

Bu mikroorganizmalar genellikle sinsi seyreden ve belirti vermeyen subakut enfeksiyonlara neden olurlar. Kadında özellikle fallop tüplerinde enfeksiyona neden olarak buralarda yapışıklık meydana getirirler. Tüplerde oluşan yapışıklık - tıkanıklık buradan yumurta ve spermin geçişine izin vermeyerek kısırlığa ve dış gebeliğe neden olabilirler.

Bu mikroorganizmaların diğer bir kısırlığa neden oluş biçimi ise spermleri etkilemeleri : Sperm kalitesi, hareketliliği ve canlılığını etkileyerek spermin yumurtayı dölleme şansını azaltmalarıdır.

Bu enfeksiyonların tanısı zordur ve kültür sonucu ile tanı konmaktadır. Tanı konulduktan sonra antibiyotik tedavisine çok iyi cevap verirler.

Klamidya enfeksiyonu ayrıca doğum esnasında bebeğe bulaşarak çocukta göz iltihabı ya da pnömoniye yol açabilmektedir. &services_readmore_title10=KIZLIK ZARI &services_readmore_txt10=KIZLIK ZARI (HYMEN) VE YAPISI

Kızlık zarının latince adı hymendir ve HYMEN Yunan mitolojisinde Evlilik Tanrısının ismidir. Anatomik ve fizyolojik açıdan kızlık zarının bilinen bir işlevi yoktur. Genital sistem enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir işlevi olduğu düşünülmektedir.

Anatomik olarak kızlık zarı vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, vagina içinde değil vaginanın hemen girişinde , dudakların 1 - 1,5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.Ortasında adet kanının ve vaginal salgıların akmasına olanak tanıyan ufak bir delik bulunmaktadır.

Hymen ilişki, masturbasyon veya muayene ile yırtılabilir. Yırtılma esnasında bir miktar kanama gelmesi beklenir ancak her zaman kanama olmaz bu da bizim gibi toplumlarda önemli sorunlara yol açmaktadır.

Bazı tip kızlık zarları elastik kıvamdadır ve ilişki esnasında kanama olmayabilir. Bu tip kızlık zarları ancak doğum esnasında yırtılırlar.

Kızlık zarının ortasında bir açıklık bulunmaktadır ancak nadiren bu açıklık bulunmayabilir (IMPERFORE HYMEN) , yani dış ortamla ilişkisi olmayabilir. Bu gibi durumlarda sekresyonlar (salgılar) ve adet kanı dışarıya akamaz ve kan iceride birikmeye başlar ve bir süre sonra tüplerden geçerek karın içine birikir. Bu gibi durumda hastada siddetli ağrılar meydana gelir, bunun tedavisi cerrahi müdahale ile kızlık zarında bir açıklık meydana getirmektir.

Kızlık zarı dikilerek onarılabilir , burada başarı yırtığın oluş zamanına ve dokuların vereceği cevaba bağlıdır. Kızlık zarının tamirinde esas amaç zarı eski anatomik yapısına kavuşturmak ve cinsel birleşme esnasında kanamanın meydana gelmesini sağlamaktır.



Kızlık Zarı Tamiri

Kızlık zarı anatomik olarak vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, vagina içinde değil vaginanın hemen girişinde , dudakların 1-1,5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.Ortasında adet kanının ve vaginal salgıların akmasına olanak tanıyan ufak bir delik bulunmaktadır.

Kızlık zarı ilişki, masturbasyon, travma veya muayene ile yırtılabilir.Yırtılma esnasında bir miktar kanama gelmesi beklenir ancak her zaman kanama olmaz ve bu da bizim gibi toplumlarda önemli sorunlara yol açmaktadır.

Bazı tip kızlık zarları elastik kıvamdadır ve ilişki esnasında kanama olmayabilir. Bu tip kızlık zarları ancak doğum esnasında yırtılırlar. Kanama olmamasını diğer bir nedeni de kızlık zarının damarsız olan bir kısmından yırtılması veya çok az kanama olup bunu vajinal salgılarla anlaşılamamasıdır.

Kızlık zarı dikilerek onarılabilir , burada başarı yırtığın oluş zamanına ve dokuların vereceği cevaba bağlıdır. Kızlık zarının tamirinde esas amaç zarı eski anatomik yapısına kavuşturmak ve cinsel birleşme esnasında kanamanın meydana gelmesini sağlamaktır.

Kızlık zarı dikimi cinsel ilşki sayısı ve ilişkinin ne zaman olduğu farketmeksizin yapılabilir, hatta doğum yapmışlara bile uygulanabilmektedir.



KIZLIK ZARI TİPLERİ

Kızlık zarı anatomik olarak vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, vagina içinde değil vaginanın hemen girişinde , dudakların 1-1,5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.Ortasında adet kanının ve vaginal salgıların akmasına olanak tanıyan ufak bir delik bulunmaktadır.

Bazı kadınlarda ortada bir yerine iki veya daha fazla sayıda delik bulunabilir. Bazı durumlarda zarın ortasındaki delik o kadar büyüktür ki, muayenede neredeyse zar hiç yok sanılabilir. .

Kızlık zarı tipleri: .

A)Tipik kızlık zarları: .

1) Halka şeklinde (H. annulare)

2) Yarımay şeklinde (H. semilunare)

3) Dudak şeklinde(H. labiale)

B) Atipik kızlık zarları: .

1) Köprülü şeklinde (iki delikli) .

2) Çok delikli ( kalbur şeklinde - Hymen cribriformis ) .

3) Deliksiz ( hymen imperforatus )



KIZLIK ZARI KANAMASI

Kızlık zarı her ilişkide kanamayabilir. Bazı kızlık zarları aşırı esnek olanlarda veya zar üzerinde yapısal olarak az sayıda damar bulunması durumunda ilk cinsel ilişkide kanama gerçekleşmeyebilir.Bu tür kızlık zarları ancak doğumda yırtılırlar.

Araştırmalar kadınların muhtemelen %1-2'sinde kızlık zarının ya aşırı esnek olması, veya damarlanmasının az olması nedeniyle ilk cinsel ilişkide kanamadığını göstermektedir. &services_readmore_title11=KÜRTAJ &services_readmore_txt11=KÜRTAJ



Kürtaj kelime anlamı ile kazımak anlamına gelir, kadın hastalıkları ve doğum'da kullanıldığı şekliyle ise rahim içinden doku almak anlamına gelmektedir. Sadece gebelik sonlandırmak için yapılmaz.

Özellikle kanama bozukluklarında ve monopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı küretaj yapılabilir (Probe Küretaj). Yine infertilite (kısırlık) araştırmalarında yumurtlama olup olmadığını anlamak amacıyla da kürtaj uygulanabilir.

Gebeliğin sonlandırılması amacıyla yapılan kürtaj ülkemizde 10. gebelik haftasına kadar kanuni olarak uygulanmaktadır.

Eğer bebek ölü ise , bebekte yaşamla bağdaşmayan ciddi bir anormallik (sakatlık) varsa veya gebeliğin tıbben sakıncalı olması durumunda daha ileri gebelik haftalarında da kürtaj yapılabilir.

Kürtaj Uygulaması Yasal tahliyeler hem lokal anestezi, hem de genel anestezi altında uygulanabilir. Genel anestezi altında kürtaj her ne kadar maliyeti biraz artırsa da, hem annenin psikolojisi açısından hem de işlemin tümüyle ağrısız seyretmesi açısından daha çok tercih edilir ve önerilir.

Hasta uyuduktan sonra pozisyon verilir ve ilk önce rahimin durumunu ve büyüklüğünü değerlendirmek için jinekolojik muayene yapılır. Rahimin özellikleri anlaşıldıktan sonra vajinal spekulum yerleştirilir. Spekulum ile rahim ağzı görünür hale gelir. Vajina ve serviks antiseptik solüsyonlar ile yıkanarak olası bir enfeksiyona karşı önlem alınır. Lokal anestezi uygulanacak ise bu aşamada yapılır ve serviksin her iki yanına ilaç enjekte edilir. Daha sonra serviks yani rahim ağzı tekdişilli adı verilen bir alet ile tutulur. Bu işlem ağrı verebilir. tekdişilli çekilerek rahimin düz bir hale gelmesi sağlanır.

Buji adı verilen aletler yardımı ile rahim ağzı genişletilmeye başlanır (dilatasyon). Bunun için mümkün olan en ince buji kullanılır. Bujiler çaplarının milimetre cinsinden büyüklüğüne göre numaralandırılır (1, 2, 3, 4, 5.....)

Dilatasyon işlemi tamamlandıktan sonra plastik (karmen) kanüller rahim ağzından geçirilerek, rahim boşluğuna ulaşılır. Kanül yerleştirildikten sonra, ucu bu amaç için üretilmiş vakum yaratan özel enjektöre bağlanır. Enjektörün düğmesi açılarak negatif basınç oluşması sağlanır ve enjektör ileri geri hareket ettirilerek rahim içi temizlenir. Rahim içi tamamen temizlenene kadar işleme devam edilir. Eğer tıbbi bir neden ile ve hekimler kurulu kararı ile 10 haftadan büyük bir gebeliğin sonlandırılmasına karar verilmiş ise bu işlem daha büyük kanülleri vakum cihazlarına bağlayarak yapılır ve ardından keskin küretler ile parça kalıp kalmadığı kontrol edilir.



KÜRTAJ YASAL SINIRI

İsteğe bağlı kürtajda yasal sınır 10 haftaya kadardır, ancak eğer bebekte sakatlık v.s. söz konusu ise veya bebeğin kalp atışları gözlenmiyor ise yaşam sınırı olan 24. haftaya kadar gebelik sonlandırılabilir.

18 yaşını tamamlamamış olanlar ebeveynlerinin yazılı ve imzalı izni ile kürtaj olabilir, hasta evli ise babanın rızası ve izni gerekmektedir ancak hasta evli değil ve 18 yaşını tamamlamışsa kendi isteğiyle gebeliği sonlandırabilir.



Kürtaj ve Yasal Konular

Kürtaj kelime anlamı ile kazımak anlamına gelir, kadın hastalıkları ve doğum'da kullanıldığı şekliyle ise rahim içinden doku almak anlamına gelmektedir. Sadece gebelik sonlandırmak için yapılmaz.

Gebeliğin sonlandırılması amacıyla yapılan kürtaj ülkemizde 10. gebelik haftasına kadar kanuni olarak uygulanmaktadır.

Özellikle kanama bozukluklarında ve monopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı küretaj yapılabilir (Probe Küretaj). Yine infertilite (kısırlık) araştırmalarında yumurtlama olup olmadığını anlamak amacıyla da kürtaj uygulanabilir.



KÜRTAJ ve KOMPLİKASYONLARI

İlk 10 hafta içinde yapılan kürtaj işleminde çok az komplikasyon (olumsuzluk) ortaya çıkmaktadır. En sık görünenlere kısaca değinecek olursak ;

1) Kanama

Normalde kürtajdan sonra kanama birkaç gün sürer, 2 hafta ya kadar azalarak devam edebilir. Aşırı kanama bazen rahmin tam olarak temizlenememesinden dolayı olabilir, bu gibi durumlarda doktora giderek muayene olmak gerekmektedir.

2)Enfeksiyon

Kürtaj sonrası kötü kokulu akıntı , şiddetli kasık ağrısı, ateş basması ve kanamanın aşırı olması enfeksiyon belirtisi olarak karşımıza çıkabilmektedir. Enfeksiyon rahmin yeteri kadar boşaltılamamasından veya işlem esnasında rahim içine bakteri bulaşmasından kaynaklanır.Eğer rahmin içinde parça kalmasından kaynaklanıyorsa tekrar kontrol küretaj yapılmalı ve rahim temizlenmelidir.

3) Ağrı

Kürtajdan sonra bir haftaya kadar ağrı ortaya çıkabilir, bu ağrı genellikle azalarak kaybolmaktadır. Genellikle bu ağrı , ağrı kesicilere iyi yanıt vermektedir.

4) Uterus perforasyonu (rahmin delinmesi)

Nadir olarak karşılaşılmaktadır. Günümüzde uygulanan vakum kürtaj tekniğinde bu komplikasyon yok denecek kadar azalmıştır.

5) Uterus kavitesinin yapışması

Rahim duvarının aşırı kazınması , östrojen hormonu eksikliği ve rahim iç duvarının enfeksiyonu - iltihabı sonucu ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalığa Asherman sendromu da denilir.

7) Uterusta (rahimde) kan birikmesi

Bazen kürtajdan sonra servixin bir pıhtı tarafından kapatılması ya da rahim ağzının erken kapanması kanın dışarı akmasını engeller.Bu nedenle kan uterus içerisinde toplanır , birikir ve kramp şeklinde ağrılara sebep olur. Bu olayın tedavisinde rahim ağzını açıcı ve rahim kasıcı ilaçlar kullanılır , eğer başarı sağlanamazsa rahim içi boşaltılarak problem giderilir.

8) Adet gecikmesi ve düzensizliği

Kürtaj sonrası nadiren adet düzensizliği oluşabilmektedir. Kürtaj günü adtein 1. günü olarak kabul edilir ve sonraki adet zamanı buna göre hesaplanır.



KÜRTAJ NE ZAMANA KADAR UYGULANIR ?

İsteğe bağlı kürtajda yasal sınır 10 haftaya kadardır, ancak eğer bebekte sakatlık v.s. söz konusu ise veya bebeğin kalp atışları gözlenmiyor ise yaşam sınırı olan 24. haftaya kadar gebelik sonlandırılabilir.

Eğer ebeveynler gebeliği istemiyorlarsa mümkün olan en kısa zamanda kürtaj yapılmalıdır , zira gebelik ne kadar büyük olursa işlem sonrası oluşabilecek problemler de o kadar fazla ve ciddi olmaktadır.

Kanunen 10 haftaya kadar olan kürtaj sınırı ebekte yaşamla bağdaşmayacak problem varlığında , amniosentez veya benzeri test sonucunda bebekte anomali , sakatlık çıktığında 24. haftaya kadar gebelik sonlandırılabilinir.

İşlem öncesi eğer hastaya genel anestezi uygulanacaksa hasta en az 6 saat aç ve susuz olmalıdır, aksi taktirde anestezi esnasında midede kalan yemek artıkları kusma sonucu akciğerlere kaçması sonucu ciddi hayati tehlike arz eden problemlere yol açabilir ( aspirasyon).

KÜRTAJ VE KISIRLIK

Kürtaj işlemi rahim içine özel aletlerle girerek gebelik materyali ve eklerinin vakum ya da küret denilen özel aletlerle tahliyesidir. Kürtaj cerrahi bir işlemdir ve her cerrahi girişim gibi kürtajın da bazı riskleri vardır. Bunlar arasında en sık karşılaşılanlar müdahale esnasında rahmin delinmesi , kanama, enfeksiyon ve gebelik materyalinin hepsinin tahliye edilememesi sayılabilinir.

Kürtaj sonrası enfesiyon eğer işlem esnasında steriliteye maksimum özen gösterilirse ve işlem sonrası antibiyotik kullanılırsa çok nadirdir. Enfsksiyon durumunda ise en korkulan tüplerin nbu iltihabi durumdan etkilenmesi ve tıkanmasıdır ki bunun sonucu kısırlık gelişebilir.

Kürtaj her ne kadar sık yapılan basit bir işlem gibi görülse de uygunsuz şartlarda ve steriliteye önem verilmeden yapılırsa kısırlık gibi ciddi sonuçlqar doğurabilir.



KÜRTAJ VE KANAMA

Kürtaj sonrası adete benzer kanama görülebilir ve bu kanama yaklaşık 1 hafta 10 gün sürebilmektedir. her ne kadar bu kanama normal olarak görülebilse de bazen işeride kalan gebelik eklerine (parça) bağlı olabilmekte ve ileride hastaya ciddi problemler açabilmektedir.

Kanamanın aşırı olması ve 10 günden fazla sürmesi durumunda öncelikle ultrason muayenesi ile uterus (rahim ) değerlendirilmeli ve eğer rahim içinde parça kalmışsa bunlar temizlenmelirdir. Kanama bu işlemden sonra genellikle duracaktır. Rahimin tam olarak tahliye edilememesinin diğer bir komplikasyonu ise enfeksiyon gelişimidir ve ileride kısırlığa neden olabilecek ciddi problemlere neden olabilir.

Kürtaj sonrası kanamanın diğer bir nedeni ise kandaki pıhtılaşma faktörlerindeki eksikliklerdir ve bu gibi durumlarda hastada kanama faktörleri kontrol edilmelidir.



KÜRTAJ VE ENFEKSİYON

Kürtaj sonrası kötü kokulu akıntı , şiddetli kasık ağrısı, ateş basması ve kanamanın aşırı olması enfeksiyon belirtisi olarak karşımıza çıkabilmektedir. Enfeksiyon rahmin yeteri kadar boşaltılamamasından veya işlem esnasında rahim içine bakteri bulaşmasından kaynaklanır.Eğer rahmin içinde parça kalmasından kaynaklanıyorsa tekrar kontrol küretaj yapılmalı ve rahim temizlenmelidir.



KÜRTAJ VE AĞRI

Kürtajdan sonra bir haftaya kadar ağrı ortaya çıkabilir, bu ağrı genellikle azalarak kaybolmaktadır. Genellikle bu ağrı , ağrı kesicilere iyi yanıt vermektedir. Ağrının nadir nedenleri arasında rahmin delinmesi , rahim içinin tam olarak temizlenememesi , enfeksiyon - iltihab ve rahim ağzının erken kapanması sonucu içeride kan birikmesi sayılabilir. Bunlarda tedavi nedene yönelik olarak yapılmalıdır.



KÜRTAJ VE RAHİM DELİNMESİ

Bu komplikasyona artık nadir olarak rastlanmaktadır. Bebeğin iri olması , önceden geçirilen ameliyatlar (sezeryan gibi) , bebeğin uzun süre önce anne karnında ölmüş olması vs. perforasyona zemin hazırlar.

Günümüzde uygulanan vakum kürtaj tekniğinde bu komplikasyon yok denecek kadar azalmıştır. Rahmin delinmesi durumunda öncelikle hasta takip edilmelidir, vital bulgular yakından izlenmelidir. Aşırı kanama , barsak zedelenmesi durumunda hastanın opere edilmesi gerekebilir.



KÜRTAJ SONRASI YAPIŞIKLIK

Rahim duvarının aşırı kazınması , östrojen hormonu eksikliği ve rahim iç duvarının enfeksiyonu - iltihabı sonucu ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalığa Asherman sendromu da denilir.Genellikle bu hastalarda ağrı ve adet görememe gibi şikayetler ortaya çıkar. İltihabi bir durum varsa buna ağrı , ateş ve enfeksiyonla uyumlu labaratuva bulguları da eşlik edebilir. Tedavi nedene göre yapılmalı , enfeksiyon varlığında antibiyotik tedavisi başlanır , gerekirse yapışıklıklar histereskopi ile açılarak tekrar yapışıklık oluşmasını engellemek amacıyla beranerinde östrojen tedavisi de verilir.



KÜRTAJ SONRASI KAN BİRİKMESİ

Bazen kürtajdan sonra serviksin bir pıhtı tarafından kapatılması ya da rahim ağzının erken kapanması kanın dışarı akmasını engeller. Bu nedenle kan uterus içerisinde toplanır , birikir ve kramp şeklinde ağrılara sebep olur. Bu olayın tedavisinde rahim ağzını açıcı ve rahim kasıcı ilaçlar kullanılır , eğer başarı sağlanamazsa rahim içi boşaltılarak problem giderilir.



KÜRTAJ VE ADET DÜZENSİZLİĞİ

Kürtaj sonrası nadiren adet düzensizliği oluşabilmektedir. Kürtaj günü adetin 1. günü olarak kabul edilir ve sonraki adet zamanı buna göre hesaplanır. Kürtaj sonrası adet düzensizliğinin asıl nedeni gebelik sonrası yumurtalıkların hormon salgılamasındaki aksaklık , düzensizliklerdir.



Sakat Bebek ve Kürtaj

Sakat bebek varlığında 24. haftaya kadar anne adayı kurtaj olarak gebeliğini sonladırabilir. 24 haftadan sonra gebeliğin sonlandırılması yasal olarak yasaktır , ancak bebeğin doğduğunda yaşama şansı bulunmuyorsa (anansefali, akardiyak fetus vs . gibi) gebelik sonlandırılabilir. &services_readmore_title12=MEME HASTALIKLARI &services_readmore_txt12=Göğüs (meme) şekil itibarıyla göz yaşı damlası ya da bir başka deyişle konik yapıda modifiye ter bezidir. Meme (göğüs) süt bezlerinden, süt kanallarından, dolgu malzemesi olan yağ dokusundan ve taşıyıcı olan lif dokusundan oluşur.Vücudun ön bölümünde, göğüs duvarında 2. ve 6. kaburga arasında yerleşmiştir. Aslında bir salgı bezi olan meme yumurtalıklardan salgılanan östrojen ve progesteron adı verilen kadınlık hormonu ile süt verme fonksiyonu kazanmıştır. Memede süt salgılama fonksiyonu olan süt bezleri, üzüm salkımı gibi yapılar oluşturmuştur. Bu yapılar kanallara açılır, kanallar aracılığı ile de oluşan süt meme başına taşınır.

Değişime uğramış salgı bezi olan memenin kanal ve bez üniteleri cilt altı yağ dokusunun içinde yer alırlar. Bezin kendisini meydana getiren 15 - 20 adet lop ( bir araya gelmiş süt bezi grupları), meme başı ucunda sonlanan birer kanala sahiptir. Memenin fonksiyonel olarak en aktif bölümü (salgı üreten) kısmı bu loplardır. Her bir bez grubu süt kanalları aracılığıyla meme başına bağlantılıdır. Emzirme döneminde süt bu kanallar ( duktus ) aracılığyla meme başına taşınır. Meme kanalları meme başının hemen altında genişleyerek sütün biriktiği alanları oluştururlar.

MEME GELİŞİM SÜRECİ

Doğumdan yaşlılığa dek olan süreç içerisinde göğüs belkide insan vücudunda en fazla değişime uğrayan organdır. İlk adetten bir ya da iki yıl kadar önce kadınlık hormonları olan östrojen ve progesteronun etkisi ile göğüsler büyümeye başlar.

Doğurgan olunan süreç içerisinde göğüsler adet dönemleri ile paralellik gösteren ve kadınlık hormonlarının kandaki düzeyleri tarafından tetiklenen aylık değişimler geçirirler. Hamileliğe hazırlanıyormuş gibi her ay süt bezleri aktif hale geçerler ve göğüsler şişer, hormon değerlerinin normale dönmesi ile süt bezleri yeniden aktif olmayan hale dönerler.

Menopoz ile birlikte, hormon düzeylerinde düşmeler görülür ve süt bezlerinin bir bölümü küçülür veya yok olur. Yağ dokusu bu dokuların yerlerinin bir kısmını doldurur.

Bütün bu değişimler boyunca, hücrelerin genetik kodunu içeren DNA zarar görebilir. Hücrenin tüm özelliklerini içinde barındıran DNA, aynı zamanda hücrelerin nasıl bölünmesi ve çoğalması gerektiğine ilişkin bilgiler de içerir. DNA da oluşabilecek böylesine değişimler kansere yol açabilir.

MEME ESTETİĞİ



Meme estetiği günümüzde en sık yapılan estetik ameliyatların başında gelmektedir. Genellikle memelerin ufak olması veya sarkması en sık karşılaşılan nedenlerdir ancak bazen büyük memeler ve buna bağlı oluşan ağrı nedeniyle de meme ufaltma ameliyatları sıkça yapılmaktadır.

Meme Büyütme

Meme büyültme amacıyla genellikle kullanılan protezler slikon içermektedirler. Bu slikonların içind egenellikle serum fizyolojik dediğimiz sıvılar ya da slikon bulunmaktadır. Genellikle protezlerin seçimi hasta ve doktor beraber kararlaştırır. Slikon vücut için zararlı bir madde değildir ve organizma tarafından rahatlıkla kabul edilir, kanser yapıcı herhangibir etkisi şu ana kadar görülmemiştir.

Protezler içinde bulundurdukları maddeye göre 2 gruba ayrılırlar:

1.Serum fizyolojik içeren protezler

2. Silikon içeren protezler

Protezler, şekillerine göre 2 gruba ayrılırlar:

1. Yuvarlak protezler: Yarım küre şeklindedirler. Yerleştirildikten sonra memenin üst yarısında da dolgun bir görünüm oluştururlar.

2. Anatomik (damla şeklinde) protezler: Damla şeklindedirler. Şekilleri, memenin doğal şekline daha uyumludur. Yerleştirildikten sonra memenin alt yarısında dolgun bir görünüm oluştururlar.

DOĞUM SONRASI (LOĞUSALIKTA ) MEME BAKIMI

Doğumla birlikte memenin esas görevi başlar. Doğum esnasında salgılanan hormonlar, annenin çocuğun sesini duyması ve çocuğun meme başını emerek uyarması, süt salgılayıcı hormonu, yani prolaktini harekete geçirir ve süt yapımıyla salgısı başlar. Anne sütü yeni doğan için gerek besin değeri, gerekse sindirim sistemine uygunluğuyla en ideal besindir ve içindeki bağışıklık elemanlarıyla bebeği mikroplardan korur.

Doğumdan hemen sonra mümkünse yarım saat içerisinde bebek anne tarafından emzirilmelidir.Emzirme her iki meme için sıra ile yapılmalı, emzirme öncesi ve sonrası memeler ve özellikle meme uçları ılık su ile temizlenmelidir.Meme bakımı için önemli olan her emzirmeden önce ELLERİN YIKANMASI'dır. Eller vücutta, evde, hastanede veya çevrede bulunan her türlü mikrobu taşır.

Emzirme ilk iki hafta süresince günde 8-10 kez yapılmalı ve her bir emzirme süresi 5 dakikayı geçmemelidir.Emzirme sütün gelmesini sağlamakla birlikte memede sütün birikerek memede gerginlik ve ağrı yapmasına engel olur.Meme başı çatlakları için doktorların tavsiye edeceği krem ve pomadlar kullanılabilir.Meme uçları çok küçük veya içe çekik ise ve bu nedenle bebek ememiyorsa silikon meme başları kullanılılabilir veya süt steril kaplara sağılarak bebeğe biberonla verilir. Sütün artanı buz dolabında saklanır.

Memeleri her emzirmeden önce temizlemeye gerek yoktur. Anne sütü bebeği hastalıklardan koruyucu o kadar çok madde içerir ki, bu yolla kolay kolay mikrop bulaşmaz. Ayrıca, anne sütünün içinde yağ ve koruyucu maddeler olduğundan meme başını temizlemek için anne kendi sütünü kullanabilir. Her emzirmeden sonra meme başına bir miktar anne sütü sürülmelidir.

MEMEDE SÜT BİRİKMESİ (ANGORJMAN)

Doğumdan sonra ilk hafta içinde görülen memede damarların kanla birikimine bağlı genişlemesi ve memede sütün aşırı birikimi sonucu ağrı ve sişlikle kendini gösteren bir durumdur. Bebek sık aralıklarla emzirilerek sütün boşaltılması sağlanmalıdır. Parasetamol türü ilaçlar,soğuk baskı uygulaması yapılabilir. Gerektiğinde elle veya elektirikli pompalar ile süt boşaltılmalıdır.

Meme Kanseri ve Kendi Kendine Meme Muayenesi

Meme kanseri, dünyada cilt kanseri dışında en yaygın olan kanser türüdür ve kanserden ölümler arasında akciğer kanserinden sonra ikinci sırayı almaktadır (National Breast Cancer Coalition 2004). Meme kanserinin görülme sıklığı ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir.

Meme kanserlerinin yaklaşık %90'ı hastaların kendi tarafından belirlenmektedir. Bu nedenle 20 yaşın üzerindeki kadınlarda klinik meme muayenesi ile desteklenen kendi kendine meme muayenesi meme kanserinin erken tanısında önemli yöntemlerdendir. KKMM kolay, herkes tarafından uygulanabilen ve maliyeti olmayan bir tarama yöntemdir.

Amerikan Kanser Birliği, kendi kendine meme muayenesine (KKMM) 20 yaşında başlanması gerektiğini ve aynı zaman da hemşirelerin kadınları KKMM konusunda eğitmekten sorumlu olduğunu belirtmektedir.

Meme Kanserinde Risk Faktörleri

Kadın olmak

İleri yaşta olmak

Birinci derece yakınlarda meme kanseri öyküsü olması

Memede daha önceden kanser ya da atipik hiperplazi olması

BRCA-1 ve BRCA-2 genlerinde mutasyon olması

Menarşın 12 yaşın altında olması

Menopoz döneminin 55 yaşın üzerinde başlaması

İlk doğumun 30 yaşın üzerinde yapılması

Günlük alkol alımı

Yağlı diyet

Kendi Kendine Meme Muayenesi

KKMM'nin ayın herhangi bir gününde yapılmaması gerekir. Menstruasyonu devam eden kişilerde; menstruasyonun ilk gününden sonraki 5., 6., ve 7. günler kendi kendine meme muayenesi için en uygun dönemdir. Diğer zamanlarda memede; adete hazırlık nedeniyle oluşan değişiklikler yanılgılara yol açabilir. Menapoz ve hamilelik döneminde olanlarda ise ayın belirlenen bir gününde kendi kendine meme muayenesi yapılabilir.

KKMM gözlem yaparak muayene ve elle muayene olmak üzere iki basamakta gerçekleştirilir.

Gözlem Yaparak KKMM

Belden yukarısı çıplak ve kollar yanda olacak şekilde bir aynanın önünde ayakta durulur ve daha sonra kollar kaldırılarak eller başın arkasına konur ve aşağıdaki belirtilerden herhangi birinin olup olmadığını kontrol edilir:

Memelerin birinde anormal büyüme olması,

Bir memenin diğerinden anormal şekilde sarkık olması

Meme üzerinde kızarıklık, renk değişikliği, yara olması

Meme cildinde buruşukluk, gözenekler olması (portakal kabuğunda olduğu gibi)

Meme ucunda çukurlaşma, renk değişikliği olması

İki meme ucunun farklı yönlere dönük olması

Meme üzerinde ya da koltukaltında şişlikler olması

Kolun dirsekten yukarı kısmında anormal şişlik olması

Eller bele konur ve iki meme birbirine yaklaştırılmak isteniyormuş gibi göğüs kasları sıkıştırılır. Kasları sıkıştırıldığında memelerde içe çökme ve meme uçlarında farklı yönlere dönme olup olmadığını kontrol edilir. Öne doğru iyice eğik pozisyonda her iki memenin aynı şekilde aşağıya sarkıp sarkmadığına bakılır.

Elle KKMM

Elle muayene için öncelikle muayene edilecek bölgenin belirlenmesi gerekir. Muayene edilecek bölge yatay olarak göğüs kemiğinin ortasından koltukaltının orta hattına kadardır. Dikey olarak ise köprücük kemiği ile meme altının birkaç santimetre alt kısmının arasında kalan bölgedir.

Elle muayenede elin işaret, orta ve yüzük parmaklarının iç kısımları kullanılır. Memenin elle muayenesine ayakta durur pozisyonda başlanır. Sol memenin muayenesi için sol kol başın üzerine kaldırılır. Sağ elin orta üç parmağının iç yüzü ile muayene edilir. Aynı işlem sağ meme içinde tekrarlanır ve sonra sırtüstü yatar pozisyonda memeler tekrar muayene edilir.



MEMEDE KİTLE VE DEĞERLENDİRİLMESİ



Kadınların büyük bir çoğunluğu, hayatlarının bir döneminde memelerinde bir sertlik fark ediyorlar. Böyle bir durumda akla ilk olarak kanser geliyor. Bu kitlelerin büyük bir kısmı iyi huylu tümörler. Bununla birlikte araştırılmaları gerekiyor.Elinize gelen kitle 2 farklı yapıdan biri olabilir. Kitle, içi sıvı dolu bir kese olabilir. Buna kist diyoruz. Kistler genellikle adet zamanları daha da büyür ve ağrılıdırlar. Özellikle menopoz öncesi 40 lı yaşlarda daha sık görülür. Diğer bir olasılık da, içi farklı bir doku ile dolu bir kitle olabilir; buna da solid kitle diyoruz. Bu iki farklı yapıyı ayırmanın en iyi yolu kitlenin ultrason ile incelenmesidir.

Kistik Kitleler (KİSTLER)

Kistler genellikle memenin iyi huylu tümörleridir. Boyutları birkaç milimetre ile birkaç santimetre arasında değişiyor. 25 yaş altındaki kadınlarda nadir, menopoza yaklaşmış kadınlarda daha sık görülüyor.

Kistlerin içi iğne ile boşaltılarak içindeki sıvı incelenebilir - ( ince iğne aspirasyon biopsisi ). Eğer kanlı bir sıvı içeriyorsa, kistin ameliyatla çıkartılıp incelenmesi öneriliyor. Eğer menopoz sonrası hormon tedavisi gören bir kadında kist ortaya çıkmışsa, içerdiği sıvı kanlı olsun veya olmasın patolojiye gönderilerek incelenmesi öneriliyor.

Eğer bir kist iğne ile boşaltıldıktan sonra 4-6 hafta içinde tekrar ediyorsa, ameliyatla çıkartılması önerilebilir. Ayrıca kistin bir kısmı, solid dediğimiz meme dokusundan farklı bir yapı içeriyorsa, yine kistin ameliyatla çıkartılması öneriliyor.

Solid (katı) kitleler

Memede sıvı içermeyen, içi farklı hücrelerle dolu olan kitlelere solid kitle diyoruz. Solid kelimesi katı anlamına geliyor. Solid kitlelerin kanser olma olasılıkları kistlere göre daha yüksek. Genç bir kadının memesinde saptanan solid bir kitlenin kanser olma olasılığı yüksek değil:Yaş ilerledikçe kanser olasılığı artıyor. 40 yaş üzerindeki bir kadının memesinde saptanan solid bir kitle, aksi ispat edilene kadar kanser şüphesi taşır bu nedenle mutlaka araştırılması gereklidir.

Memede saptanan kitle, mamografi ve ultrasonla değerlendirilerek kanser olma olasılığı araştırılır. Bu yöntemlerle kesin teşhis koymak mümkün değil. Ancak kitleden alınan parçanın patolojide incelenmesiyle kesin tanı konabiliyor.

MEME DERİSİNDE KALINLAŞMA, ŞİŞME, RENK DEĞİŞİKLİĞİ MEME BAŞINDA KALINLAŞMA, KIZARIKLIK VEYA YARA OLMASI

Meme başındaki değişiklikler de kanser açısından önemli olabiliyor. Özellikle meme başı çevresinde ortaya çıkan kızarıklık, yara gibi değişiklikler memede bir kitle olmasa bile kanser bulgusu olabiliyor.

MEMEDE VEYA MEME BAŞINDA İÇERİ DOĞRU ÇEKİNTİ OLMASI

Bazı kadınlarda çocukluktan itibaren her iki meme başı da içe çekik olabiliyor. Bu, herhangi bir hastalık anlamına gelmiyor. Böyle durumlarda bebek emzirmek çoğu kez mümkün olmuyor. Bu gibi yapısal bozukluklar kozmetik amaçlı olarak, yani sadece görünüm açısından ameliyatla düzeltilebiliyor. Kanser açısından önemli olan, tek memenin başının son zamanlarda içeri çekilmesi. Böyle bir durumda mutlaka hekiminize baş vurmanız gerekiyor

Bazen memede kitle olmadan, doğrudan meme derisinde bazı değişikliklerle kanser başlayabiliyor. Meme derinin bir bölgesinde kızarıklık, kalınlaşma, portakal kabuğu gibi yer yer çekintilerin ortaya çıkması, kanserin ilk bulgusu olabiliyor. Meme derisinde böyle değişiklikler fark ediyorsanız, hekiminize danışmanızı öneriyoruz.

MEMEDE KİTLE - KLİNİK BELİRTİ ve BULGULARI

Memede ağrı veya dolgunluk hissi. Büyük bir ihtimalle adet kanaması öncesindeki şişkinliğe bağlıdır.

Ağrıyla beraber memede kızarıklık ve ısı artışı veya meme başı akıntısı. Bu durum bir enfeksiyona bağlı olabilir. Akıntı aynı zamanda memede selim bir kitle veya meme kanseri belirtisi olabilir.

Memede göğüs duvarına yapışık değilmiş hissi veren hareketli kitle. Bu bir meme kisti veya fibroadenom olabilir.

Memede göğüs duvarına yapışıkmış hissi veren hareketsiz, sert kitle. Ağrı olabilir veya olmayabilir. Meme derisinde içeriye doğru çökme görülebilir. Bu belirtiler meme kanserini işaret edebilir.



MEME AĞRISI



Yeterince iyi tanınmayan bir şikâyet olan mastalji, meme ile ilgili yakınmalarla hekime başvuran kadınların önde gelen problemlerinden birisidir. Mastalji ile başvuran ve herhangi bir organik patolojik bulgu saptanmayan hastalarda ruhsal faktörler ve kişilik özelliklerinin değerlendirilmesi gerekir.

Meme ağrısı, kadınlarda memeyle ilgili görülen en sık şikayetlerden birisidir (tüm kadınların üretken çağlarında yaklaşık %70’ini etkileyen yaygın bir semptomdur).

Gerçekte, meme ağrısıyla kanser arasında direkt bir ilişki yoktur. Meme kanserinin birçok bulgusu yanında, memede ağrı olanı çok azdır. Memede ağrının nedeni, memenin kendisinden kaynaklanan patolojiler olduğu gibi; meme çevresindeki kas, eklem ve kemiklerde oluşan hastalıklar da olabilir.

Memede; siklik (periyodik, menstrüasyonla ilişkili) ve nonsiklik (menstrüasyonla ilişkisi olmayan, devamlı) olmak üzere iki tip ağrı meydana gelir.

Siklik ağrı:Meme hormonlara duyarlı bir organdır. Adet döneminden sonra yumurtalıklardan salgılanan östrojen ve progesteron hormonu, memeyi süt vermeye hazırlar. Bu hormonlar, memedeki süt kanallarının ve süt yapan hücrelerin büyümelerine ve çoğalmalarına neden olur. Bu nedenle adet öncesi, memede su retansiyonu ve hacim artması yaparak gerginliğe neden olur. Menstrüasyonun başlamasıyla birlikte meme içinde oluşan yapılar involüsyona uğrar ve tekrar eski haline döner. Memedeki bu hücre çoğalmaları ve involüsyon sonucu fibrokistik yapılar oluşur. Adet öncesi dönemde memede gerginlik ve ağrı normaldir.

Menstrüasyonun başlamasıyla birlikte ağrı ve gerginlik kaybolur. Bazen bunun şiddetin de artmalar görülebilir. Meme ağrılarının yüzde 70-80’i bu şekilde görülür. Genellikle 30-40 yaşlarında daha sık görünen siklik ağrıların nedenleri arasında hormonal (östrojen ve progesteron) değişiklikler / adet düzensizlikleri, prolaktin hormonunun artması, doğum kontrol hapları, menopoz döneminde hormon replasma tedavisi, stres, üzüntü, tuzlu beslenme, fazla kafein alımı ve yağlı yiyecekler yer alır.

Nonsiklik ağrı:Nonsiklik ağrı, memede adet dönemleriyle ilgili olmadan oluşur. Ağrı, memenin belirli bir bölgesinde hissedilir ve genellikle 40-50’li yaşlarda görülür. Ağrı bazen kolda, omuz veya koltuk altında da hissedilir. Ayrıca omuz, kol veya adalede oluşan hastalıklardaki ağrı da memede hissedilir. Travma, memede hızlı büyümüş makrokistler, fibroadenom, meme iltihapları, süt kanalı çevresinde oluşan iltihaplar ve stres; büyük pandüle memelerde yağ nekrozu oluşması memede ağrıya yol açar. Ayrıca miyalji, omuz eklemindeki romatizmal hastalıklardan kaynaklanan ağrılar memede de hissedilir.

Mastalji : Mastaji, meme ağrılarına verilen genel isimdir. Kadınlarda oldukça sık görülen bir şikayettir. Genellikle ağrıya neden olabilecek bir lezyon saptanamaz.

Genellikle meme ağrıları adet dönemleri ile ilgilidir ve siklik (dönemsel) olarak adet öncesi dönemde tekrarlar. Ağrılar hafif şekilde olabileceği gibi çok şiddetli de olabilir.

Memede oluşan regl öncesi siklik ağrıların %20’sinde ilaçla tedaviye gereksinim vardır. Aspirin, parasetamol gibi ağrı kesici ilaçlar, ağrının azalmasında etkili olurlar. B1, B6 ve E vitamin preperatları ve çuha çiçeği yağı, memede rahatlama sağlar. Bromokriptin, danazol gibi ilaçlar da çok gerekli olduğu zaman kullanılır; ancak bu tür ilaçların çok ciddi yan etkileri vardır. Tedaviler ağrının tipine göre değişiklik gösterir. Büyümüş kistlerin aspirasyonu, meme içinde büyüyen kitlelerin ameliyatla çıkarılması, meme içinde veya süt kanalı çevresindeki iltihapların antibiyotik ilaçlarla kurutulması, stresin yol açtığı ağrılar için anksiyolitik ilaçlar alınması, miyalji veya romatizmal nedenlere bağlı meme ağrılarında nedene yönelik tedavi yapılması bunlardan bazılarıdır.

Memede adet döneminde ortaya çıkan ağrıların önlenmesi için en temel önlemler :

Bu dönemde kadınlara muhakkak memeyi alttan destekleyen uygun sutyen kullanmaları gerekmektedir. Kilo almamak, yürüyüş ve düzenli egzersiz yapmak da ağrıların azaltılmasında etkili olmaktadır. Bu hastalar ayrıca kafein alımını azaltmalı, tuz tüketimi en aza indirilmeli, yağlı gıdalardan kaçınmalı, lifli besinler ve bol bol meyve tüketmelidirler.



MEME KANSERİ



Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. ABD’de her yıl 185000 kadına meme kanseri tanısı konulmakta ve bu hastaların 46000’i yaşamını yitirmektedir.

Erkeklerde ise sıklığı daha az olmakla birlikte 1/150 oranında görülmektedir. Meme kanseri hormona bağlıdır. Kadınlarda geç menarş, erken menapoz, ve 18 yaşında gerçekleşen ilk doğum meme kanseri oluşma riskini belirgin bir şekilde azaltır. Yağlı yiyeceklerin meme kanserine yol açtığı iddiası henüz tartışmalıdır. Oral kontraseptifleri meme kanseri riski üzerine az etkileri vardır. Östrojen replasman tedavisi meme kanseri riskini azda olsa arttırmasıyla beraber yaşam kalitesi ve kemik mineral yoğunluğu üzerine yararlı etkileri bulunmaktadır. Ayrıca kalp damar hastalıklarıyla oluşan ölüm riskini azaltır. 30 yaşından önce herhangi bir nedenle terapötik amaçlı radyoterapi alan kadınlarda meme kanseri gelişme riski çok yüksektir.

Meme kanseri riskini arttıran faktörler :

50 yaş üzerindeyseniz

Yakın akrabalardan biri meme kanseriyse, (anne veya kızkardeş meme kanseri ise, 2-3 misli daha fazla)

Daha önceden diğer memenizde kanser tespit edilmişse

Adet görmeye 12 yaşından önce başlamış iseniz

Hiç gebe kalmamıanız

Adet görmeniz 50 yaşından sonra da devam ediyor ise

Araştırmalar, meme hücreleri içerisinde, meme kanser riskini artıran bazı genler olduğunu göstermektedirler. Genetik değişiklikler, aileden (herediter) olabilir veya hayat boyu gelişebilirler. Meme kanseri genellikle tek bir hücrede başlar. Günümüzde meme kanserinin nedeni ve nasıl gelişim göstereceği tam olarak bilinmemektedir.

Meme Kanserinin Belirtileri

1- Memede şişlik olması. Genellikle ağrısız, sertçe, hareket ettirilebilen veya yerinden oynamayan, zamanla büyüyebilen kitle varlığı

2- Memenin genel olarak boyutunda veya şeklinde oluşan değişik olması

3- Meme cildinde kızarıklık, morluk, yara, damar genişlemesi, içeri doğru çöküntü, yaygın küçük şişlikler, portakal kabuğu görünüşü gibi noktasal çekintiler şeklinde değişikliklerin meydana gelmesi

4- Meme başı ve çevresinde renk ve şekil değişikliği, meme başında genişleme, düzleşme, içe çökme, yön değiştirme, kabuklanma, çatlaklar oluşması, yaralar çıkması

5- Meme başından gelen kanlı veya kansız akıntı

6- Koltuk altında görülebilen veya elle fark edilen ağrılı ya da ağrısız şişliklerin varlığı

Meme kanseri tanısında mamografinin büyük yararı vardır. Elle memelerin muayenesin de kitlenin saptanması erken tanı açısından önemlidir. Mamografi veya elle muayene sonucu tespit edilen kitlenin biyopsisi ile kesin tanı konulur. Kadınlar en az yılda 1 kez meme muayenesi yapmaları gerekir.



FİBROKİSTİK MEME



Fibrokistlerin tam olarak oluşum nedenleri bilinmemektedir. Ancak oluşumda, yumurtalıklardan salınan östrojen ve progesteron hormonunun etkisi olduğu düşünülmektedir. Kafein içeren içecek ve gıdaların bu değişimde rolü olabileceği sanılmaktadır. Bu kitleler genelde vücuttaki hormon değişikliklerine duyarlı olmakla beraber adet öncesi ve adet sırasında memedeki bu kitlelerde ağrı ve duyarlılık artışı görülebilir. Bazen hiç ağrı olmaksızın hasta elle muayenede kitleleri fark edebilir.

Tanı genellikle doktor muayenesi ile kolaylıkla konabilir . Tanıyı kesinleştirmek için mamografi ,meme ultrasonu veya kistlerden parça alınarak sitolojik incelemenin yapılması sonucu konur.

Kistlerin büyümesini ve yeni kistlerin oluşumunu önlemek için d kafein içeren içecek ve gıdalarıdan(kahve, çikolata) uzak durmak gereklidir. Ağrı yakınması için analjezik ilaçlar (ağrı kesici)kullanılabilir.Günde 400-800 IU E vitamini tedavide oılumlu sonuçlar vermektedir.

Memede kitle fibrokistik hastalığa bağlı olabileceği gibi kanser de olabilir.

Bu nedenle aşağıdaki durumlarda detaylı araştırma yapmak gereklidir.

Meme muayeneniz 1 yıldan önce yapılmışsa,

Yeni kitle oluşumu fark ettiyseniz

Diğer memede kitle oluşumu, meme ucunda çekilme,

meme başı akıntısı

Meme hastalıkları içinde beraberinde en sık kitle saptanan hastalık Fibrokistik meme hastalığıdır ve memede kitlenin en yaygın nedenidir. Fibrokistler, fibröz doku ile sarılı içi su dolu kitlelerdir. Kansere dönüşümleri söz konusu değildir.



MEME KANSERİ RİSKİ



Daha önce memede kansere öncü sayılabilecek bir lezyonun bulunmuş olması

Genetik olarak meme kanseri gelişimine yatkın genleri taşımak

Ailesinde veya akrabalarında meme kanseri gelişmiş olması

Uzun süreli doğum kontrol haplarının kullanılması

Menopoz sonrası dönemde uzun süreli ve yüksek dozlarda östrojen replasman tedavisi yapılması

Çocukluk veya gençlik çağında başka bir nedenle göğüs bölgesinin ışınlanmış olması

Adet başlama yaşının erken, adetten kesilme yaşının geç olması

Hiç doğum yapılmaması veya ilk doğumunu 30 yaşından sonra yapılması

İlerlemiş yaş. Meme kanseri en sık 50-65 yaşları arasında görülüyor

Aşırı yağlı gıdalarla beslenme

Mamografi taramalarında yoğun meme saptanması

Yumurtalık ya da rahim kanseri hikayesi olması

Elektromanyetik alanlara ve radyasyona sürekli maruz kalmak



MEME KANSERİNİN BELİRTİLERİ



1- Memede şişlik olması. Genellikle ağrısız, sertçe, hareket ettirilebilen veya yerinden oynamayan, zamanla büyüyebilen kitle varlığı

2- Memenin genel olarak boyutunda veya şeklinde oluşan değişik olması

3- Meme cildinde kızarıklık, morluk, yara, damar genişlemesi, içeri doğru çöküntü, yaygın küçük şişlikler, portakal kabuğu görünüşü gibi noktasal çekintiler şeklinde değişikliklerin meydana gelmesi

4- Meme başı ve çevresinde renk ve şekil değişikliği, meme başında genişleme, düzleşme, içe çökme, yön değiştirme, kabuklanma, çatlaklar oluşması, yaralar çıkması

5- Meme başından gelen kanlı veya kansız akıntı

6- Koltuk altında görülebilen veya elle fark edilen ağrılı ya da ağrısız şişliklerin varlığı

&services_readmore_title13=MENEPOZ &services_readmore_txt13=MENOPOZ(MENOPAUSE)



Menopoz kelimesi Latince'de meno (kanama) ve pause (durma - donma) kelimelerinin birleştirilmesiyle meydana gelmiştir.Tam olarak "adet kanamalarının durması" anlamına gelmektedir, yani düzenli adet kanamalarının ortadan kalktığı dönemi ifade eder.

Menopoza girme yaşı ortalama 45-55 civarında olmakla beraber tüm dünyada hemen hemen aynıdır ve sosyoekonomik durum , ırk beslenme gibi faktörlerden etkilenmemektedir. Esas olarak menopoz yaşını kadının sahip olduğu yumurta sayısı belirlemektedir. Gebelik esnasında intrauterine hayatta fetusta bu sayı 6-7 milyon kadardır. Çocuk doğuncaya kadar geçen süre içinde doğal seçimle bu sayı azalır. Doğum esnasında her kız çocuğunun 400 000 – 500 000 yumurtası vardır. Bu sayı sabittir ve artık geri sayım başlamıştır. Yumurtalar yumurtalıklarda ergenlik çağına yani adet görme yaşına kadar sakin, sessiz beklerler. Bu dönemde vücudun gelişmesi ile paralel olarak cinsiyet ile ilgili hormon salgıları başlar ve artık yumurtalar bu salgıya olgunlaşarak cevap verirler. Düzenli adetler yumurta olgunlaşması ve her ay kadın vücudunun gebeliğe hazırlığını gösterir. Her adet döneminde yaklaşık 900 – 1000 yumurta olgunlaşma çabasına girişir, ancak bunlardan sadece biri (dominant folikül), pek nadiren de ikisi yeni bir canlı oluşturabilecek kadar olgunlaşır ve döllenmek üzere yumurtalık dışına atılır. Geri kalanlar, yani seçilemeyenler, bulundukları yerde gelişemeyerek atreziye uğrarlar (yok olurlar). Bu hesaba göre hanımlar yaşamları boyunca 400 – 500 adet adet kanaması geçirecek demektir, çünkü yumurta sayısı ancak bu kadarına izin verir. Şu ana kadar sadece sigaranın menopoz yaşını 5-7 yıl erkene aldığı gösterilmiştir.

40 yaştan önce menopoza girmek, "erken menopoz " olarak tanımlanmaktadır. Menopoz kadın hayatının yumurtlama fonksiyonlarının sonlandıktan sonraki doğal bir aşamasıdır ve kadın hayatının ortalama olarak üçte biri menopoz döneminde geçemektedir.

Menopozda oluşan bazı değişiklikler kadının hayatını olumsuz yönde etkiler ve bu durum pek çok hastalıkların ortaya çıkmasına ve kadının yaşam kalitesinin azalmasına neden olur.

Kadın hayatının üçte birini kapsayan bu dönemin en rahat şekilde geçirilmesi günümüzde kullanılan ilaçlarla mümkündür. Özellikle kadın yumurtalık hormonlarının laboratuar koşullarında üretilip kullanılmaya başlanmasıyla bu kavram daha da ön plana çıkmıştır. Menopozda azalan yumurtalık hormonlarının yerine konmasıyla menopoza ait tüm olumsuz değişiklikler ve hastalıklar kolaylıkla önlenebilmekte veya en aza indirgenebilmektedir.

Menopozdaki temel değişiklik kadınlık hormonu olan östrojenin yumurtlamanın durması sonucu azalmasıdır. Böylece kadında, ateş basması, terleme, çarpıntı, uykusuzluk, sinirlilik, (ruhsal çöküntü) depresyon, unutkanlık, halsizlik, çabuk sinirlenme, bazen cinsel istekte (libido) azalma, kemik erimesi (Osteoproz) ,damar sertliği (ateroskleroz) gelişme eğilimi, cinsel organlarda çekilme (atrofi), kuruluk, ağrılı ilişki, idrar kaçırmaya kadar varan idrar yollarında atrofi ortaya çıkmaktadır.

Menopoz birden oluşmaz ,esasında yaklaşık 20 yıl süren değişikliklerin tam ortasındaki dönemdir. 40 yaşından sonra kadınlarda önce yumurtlamanın azalmasına bağlı olarak düzensiz adet kanamaları, aralıklı ateş basma ve terlemeler, psikolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar. Daha sonra yakınmalar giderek artar ve adet tamamen kesilir. Bu dönemde 1 yıl adet kanamalarının olmaması menopoz tanısı için yeterlidir. 6 aydan daha fazla adet gecikmeleri araştırılıp kandaki östrojen ve yumurtlamayı uyaran hormon (FSH) seviyeleri ölçülerek kesin tanı konulur.TEDAVİ:

Menopozdaki belirtiler hormon replesman tedavisi ( yerine koyma )-HRT- ile kesilebilir. Tedavide amaç kadınlık hormonları olarak adlandırılan, yumurtalıklardan salgılanan östrojen ve progesteron adlı hormonları yerine koymaktır ( Hormon Replasman Tedavisi - HRT).

Bu tedavi östrojen ve progesteronların değişik kombinasyonlarda ve yöntemlerle verilmesiyle uygulanır. Hormon Replasman Tedavisi, ağızdan alınan tabletler ile, cilde yapıştırılan bantlar ve sürülen jeller, buruna sıkılan sprey ile veya vajinal tablet, krem ile yapılabilmektedir.

HRT ilaçlarının çoğuyla hasta kullandığı sürece adet görür ama kanama yapmadan hormon replesman tedavisi yapan ilaçlar veya tedavi planları mevcuttur.



OSTEOPOROZ



Osteoporoz yani kemik erimesi kemik doku yogunluğunun azalması nedeniyle dayanıklığının azalması, yani kalitesinin düşmesidir.

Osteoporoz sağlam kemiklerin yavaş yavaş erimesine ve zayıflamasına neden olan bir hastalıkdır. Kemik kütlesi giderek azalarak zayıflayan kemikler kolay kırılır hale gelirler. Vücuttaki bütün kemiklerin bu durumdan etkilenmekle beraber kemik erimesi özellikle omurlarda, kalça ve bilek kemiklerinde daha belirgin görülmekte ve kırıkların özellikle yaşlılarda tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır.

Osteoporozdan etkilenenlerin yüzde 80’ini kadınlar oluşturmaktadır.

Erkeklere göre kemikleri daha ince olan kadınlarda, menopoz sonrası meydana gelen hormon değişiklikleri, kemik erimesini hızlandırır. Osteoporoz erkeklerde nadir olarak, genellikle 70 yaşından sonra görülür. Kadınlarda, menopozdan sonraki ilk 3-7 yıl arasında, kemik yoğunluğundaki azalma daha şiddetlidir. Bunun nedeni de kemiklerin kalsiyumu tutmasına yardımcı olan östrojen hormonunun, menopoz sonrası çok hızlı şekilde azalmasıdır.

Sigara ve içki kullanan veya hareketten uzak bir yaşam tarzı süren kadınların, adet düzensizliği olan, ailesinde osteoporozlu hasta bulunan, özellikle 40 yaşından önce yumurtalıklarını aldırmış ve menopoza girmiş kadınların, Osteoporoz olma riski daha yüksektir.

Hastalığın ilerlemesini önlemek için beslenme çok önemlidir.

Süt ve süt ürünleri, balık ve yumurta gibi besinlerin bol miktarda tüketmesi osteoporozu engellemede çok önemlidir.Günlük yaşamda hareketli bir yaşam tarzı benimsenmeli, asansör yerine merdivenler, kırmızı et yerine sebzeli yiyecekler tercih edilmelidir. Osteoporozdan korunmak veya gelişimini azaltmak amacıyla menopoza girmiş kadınlarda hormon tedavisi önerilir. Evden fazla dışarı çıkmadıkları için yeteri kadar güneş ışığı alamayan yaşlılarda kemik erimesi hızlanır.



MENOPOZ ŞİKAYETLERİ



Menopoz kelimesi Latince'de -meno (kanama) ve -pause (durma - donma) kelimelerinin birleştirilmesiyle meydana gelmiştir.Tam olarak "adet kanamalarının durması" anlamına gelmektedir, yani düzenli adet kanamalarının ortadan kalktığı dönemi ifade eder.

Menopoz, kadın hayatında overlerin seks hormonu (östrojen, progesteron, testosteron) üretme fonksiyonlarının bitmesiyle oluşan doğal bir olaydır. Bu hormonlar bir kadının gebe olmasını, adet görmesini sağlar; ve dolaşım sistemi, ürogenital sistem ve kemik gibi bir çok vücut fonksiyonlarını etkiler. Bazı kadınların hiç menopoz yakınması olmazken, bazılarında özellikle 40-55 yaşları arasında menopoza ait şikayetler gözlenir. Adet düzenleri bozulduğunda bir çok kadın menopoza girdiğini söylese de, menopoz bir kadının birbirini izleyen 12 ay süreyle adet görmemesidir. Menopozun başlangıcı ve ne kadar sürdüğü kadından kadına değişir.

Belirtiler - Semptomlar

Ateş basmaları ve gece terlemeleri: Ateş basması - vücutta özellikle yüz ve boyunda ani sıcaklık yayılımı hissedilmesi - menopozun belirgin semptomudur. Genellikle yüzde kızarma ve terleme ile birlikte gözlenir. Bunları ise titreme takip edebilir. Ateş basmaları günlük yaşamı etkileyebileceği gibi eğer gece olursa (gece terlemeleri) uykuyu bozabilir. 50 yılı aşkın süredir ateş basmaları ve terlemelerin östrojen eksikliğinden kaynaklandığı bilinmektedir.

Vajinal kuruluk: Vajen dokusu kaygan kalabilmek ve elastikiyetini devam ettirebilmek için östrojene ihtiyaç duyar. Östrojen seviyelerinin menopozda düşmesi ile beraber vajinal atrofi (incelme ve elastikiyetin kaybı) oluşur. Bu genellikle vajinal kuruluğa sebep olur, cinsel birleşme rahatsız edici ağrılı hale dönüşür. Bunlara ek olarak vajinal yanma, kaşıntı, akıntı ve bazen de kanama olabilir.

Üriner problemler: Vajen ile birlikte üretra (idrarın geçtiği kanal) ve mesane düzgün çalışabilmek için östrojene ihtiyaç duyar. Menopozdaki östrojen eksikliği bu organlarda atrofiye sebep olur. Sonuç olarak sık idrara gitme, idrar yaparken yanma, gülerken veya öksürüken idrar kaçırma, idrar yolu enfeksiyonu gibi üriner problemler ortaya çıkar.

Psikolojik etkiler: Bir çok kadın için menopoz, kültürel ve sosyopsikolojik etkileri de beraberinde getirir. Kişi kendini daha telaşlı hissedip duygularda dalgalanma olabilir. Diğer semptomlar ise tahammülsüzlük, konsantrasyon eksikliği, baş ağrıları, ağlama nöbetleri, cinsel isteksizlik, yorgunluk ve depresyondur.



MENOPOZ VE CİNSELLİK



Kadın hayatının ortalama olarak üçte biri menopoz döneminde geçer. Menopoza girme yaşı tüm dünyada ve antik çağlardan beri fazla değişme göstermemiştir ve ortalama 45-55 cıvarındadır. 40 yaştan önce menopoza girmek "erken menopoz " olarak tanımlanmaktadır. Menopoz genellikle hayatın doğal bir aşaması olarak kabul edilmektedir.

Gerçekten de menopoz, kadın hayatının yumurtlama fonksiyonlarının sonlandıktan sonraki doğal bir aşamasıdır. Ancak menopozda oluşan bazı değişiklikler kadının hayatını derinden ve öylesine olumsuz etkiler ki bu durum pek çok hastalıkların ortaya çıkmasına ve kadının yaşam kalitesinin azalmasına neden olur.Bu gün menopoz olumsuz etkileri önlenmeye ve tedavi edilmeye çalışılan bir hastalık gibi kabul edilmektedir.

Menopozla birlikte cinselliğe ilgi azalması olacağı düşünülse de bu olay daha çok menopozla birlikte oluşan psikolojik faktörlerden kaynaklanmaktadır.

Kadın, menopozla birlikte vücut imajının kaybolacağının ve kadınlık fonksiyonlarının sona ereceğinin kaygılarını duyar. Bu şekilde artık cinsel çekiciliğinin kalmadığını düşünen kadın cinselliğe olan ilgisini de kaybedebilir.

Gerçekte menopozla değişen olaylar düşünüldüğü gibi değildir. Menopoz yaşlanmanın başlangıcı olmadığı gibi kadınlığın sonu da değildir. Bu olayların bilincinde olunduktan sonra menopozda cinsellik daha özgürce "gebelik riski de olmaksızın" yaşanabilir.

İlerleyen menopoz yıllarında eğer hormon tedavisi alınmıyorsa cinsel organlarda yaşlanmaya bağlı "atrofik değişiklikler" meydana gelebilir. Bu değişiklikler sonucunda vaginada kuruma, vagen mukozasında incelme ve buna bağlı olarak ilişki sırasında ağrı ve kanama yakınmaları olabilir.

Uygulanan sistemik veya lokal hormon replasman tedavileri urogenital sistemdeki bu atrofik değişiklikleri gidererek iyileşme durumu sağlayabilecektir.

Yine bu ağrılı cinsel ilişki de kadını cinsel ilişkiden soğutabilir. Ancak bu tür şikayetlerin kolaylıkla tedavi edilebileceğini bilmek, bu tür yakınmaları gereksiz yere çekmemek için önemli olacaktır.

Cinsel isteğin azalmasına bu yaşta ortaya çıkan bazı hastalıklar sonucu olabileceği gibi kullanılan bazı ilaçlarda cinsel isteksizlik yapabilir.

Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar; istekte azalma, ağrılı cinsel birleşme (disparoni), cinsel cevabın azalması, vajinal ıslanmanın azalması, orgazma ulaşmada zorluk (anorgazmi) ve genital duyarlığın azalması şeklinde özetlenebilir.

Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir. Testosteron düzeylerinin düşük olması ise cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalmaya sebep olmaktadır.

Menopozda cinsel yaşamı yeniden canlandırmak ve cinsel isteği arttırmak amaçlarıyla bazı tedaviler uygulanabilir. Bunlar;

Öncelikle altta yatan kronikleşmiş hastalıklar varsa bunların kontrol altına alınması ve tedavisi gereklidir.

Psikolojik destek tedavileri verilebilir.

Vajende kuruluk ve çatlama gibi şikayetleri gidermek için lokal (krem, fitiller) veya sistemik (oral) ilaç tedavileri uygulanabilir.

Libido (cinsel enerji) güçlendirici bir takım ilaçlar uygulanabilir. Bu ilaçlar genital bölge kanlanmasını arttırarak cinsel isteği arttırabilirler.

Özellikle bir hekim kontrolünde "Testosteron" hormonu replasmanı yapılarak cinsel arzu ve istekler arttırılabilir.

ERKEN MENOPOZ



Bir kadında adet kanamalarının 35 yaşından önce kesilmesine erken menopoz adı verilmektedir. Dünyada ortalama menopoz yaşı 52 olmakla beraber ülkemizde bu yaş 45 e kadar inmektedir. Yaşam şartları , genetik, beslenme vs menopoz yaşını etkilemektedir.

Menopoz esas olarak yumurtalıklardaki yumurta hücrelerinin tükenmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.Yumurta hücrelerinin bitmesi ile yumurtalıklardan salgılanan östrojen ve progesteron hormonlarının salgılanmaması sonucu adet kanamaları önce düzensizleşir ve ardından kanama gerçekleşmez.

Herhangi bir nedenle yumurta hücrelerini hızla tüketen her olay erken menopoza neden olabilir.

En sık görülen nedenler aşağıda sıralanmıştır:

Otoimmun hastalıklar

Yumurtalıkların erken tükenmesi ve menopoz ortaya çıkması en sık otoimmun hastalıklar adı altında toplanan bir diz hastalığa bağlı ortaya çıkar. Otoimmun hastalık bireyin bağışıklık sisteminin henüz bilinmeyen nedenlerle kendi organlarını yabancı doku gibi algılaması ve bu organlara saldırarak onları tahrip etme çabası olarak tarif edilebilir. Eğer yabancı olarak algılanan doku yumurtalıklar ise işte bu otoimmun hastalık türü erken menopoz ortaya çıkmasına neden olur.

Ameliyatla yumurtalıkların alınması

Herhangi bir gereklilik sonucu genç kadının her iki yumurtalığı birden çıkarıldığında görülen erken menopoz türüdür. Bunun yanında diğer jinekolojik operasyonlarda da ender olarak (yumurtalıklara kastedilme olmaksızın) yumurtalıklar zarar gördüğünde erken menopoz ortaya çıkabilmektedir.

Kanser tedavileri

Kanser tedavisi için radyoterapi (ışın tedavisi) veya kemoterapi (ilaç tedavisi) alan kadınlarda yumurtalıklar hasar görebilir ve menopoz ortaya çıkabilir.

Aile öyküsü

Menopoza girme yaşını belirleyen en temel etkenlerden biri kişinin annesinin menopoza girme yaşıdır ve yakın aile bireylerinden birinde erken menopoza girme öyküsü erken menopoz olasılığını belirgin şekilde artırır.

Kromozom bozuklukları

Frajil X Sendromu, Turner Sendromu gibi ender görülen kromozom bozukluklarında yumurtalıklar erken yaşta tükenir.

Yaşam tarzı Sigara içilmesi menopoza girişi hızlandırmakla beraber tıbbi anlamda erken menopoza yol açması (yani 35 yaşından önce menopoza girilmesi) olağan değildir.

Benzer şekilde ruhsal stres de yardımcı bir etken olmakla beraber tek başına erken menopoza yol açması beklenen bir etken değildir.

TEDAVİ

Erken yaşta ortaya çıkmış menopoz olgularında (özellikle otoimmun tipte olanlarda) kendiliğinden geri dönüş veya tedaviyle geri dönüş mümkün olabilmektedir.Genç yaşta menopoza girmiş olmanın getirdiği en önemli dezavantajlardan biri kemik erimesinin hızlanması olduğundan bu konuda gerekli önlemler alınmalı ve kemikleri koruyucu tedaviye geçilmelidir.Ateş basması, vajinada kuruluk, ruhsal gerginlik gibi klasik menopoz belirtileri de çoğu durumda hormon tedavisine yanıt vermektedir.Yumurta hücrelerinin tükenmesiyle ortaya çıkan erken menopoz olgularında kadının yumurta hücresi kalmadığı için kendi yumurtalarıyla gebelik oluşması (tüp bebek de dahil) çok zordur, bu durumda çoğu durumda tek çare donör oosit (başka bir kadının bağışladığı yumurta hücresi) ile oluşturulmuş gebeliktir.



MENOPOZ TEDAVİSİ



Menopoz kelimesi Latince'de meno (kanama) ve pause (durma - donma) kelimelerinin birleştirilmesiyle meydana gelmiştir.Tam olarak "adet kanamalarının durması" anlamına gelmektedir, yani düzenli adet kanamalarının ortadan kalktığı dönemi ifade eder.

Menopoza girme yaşı ortalama 45-55 civarında olmakla beraber tüm dünyada hemen hemen aynıdır ve sosyoekonomik durum , ırk beslenme gibi faktörlerden etkilenmemektedir.

Menopozda yumurtalıklardaki yumurta hücrelerinin tükenmesi sonucu kadı nlık hormonu adı da verilen östrojen ve progesteron salınımı durur ve bu hormonların etkisinde olan organlarda problemler ortaya çıkmaya başlar.

Önceden uygulanan menopoz tedavisinde asıl amaç eksik olanı yerine koymak ve bu şekilde oluşan olumsuz klinik belirtileri ortada kaldırmaktı. Bu amaçla hastalara eksik olan ve artk salgılanmayan östrojen ve progesteron hormonu verilir ve hasta mamografi , ultrason ve smear testi ile senelik ya da 6 aylık dönemlerde kontrol altında tutulurdu . Ancak son yapılan araştırma sonuçlarına göre artık HRT - Hormon Replasman Tedavisi de dediğimiz eksiği yerine koyma tedavisi, ortaya çıkan yan etkiler , kanser görülme insidansındaki artışlar ve tedavinin iddia edilen yararlı sonuçlarının olmadığının görülmesi sonucu artık önerilmemektedir.

Son olarak ABD hükümeti, östrojen üzerine yaptığı büyük araştırma sonucunda hormonun uzun dönemli kullanımının çok riskli olduğunu açıkladı. Ulusal Sağlık Enstitüsü, menopoz tedavisinde tek başına östrojen kullanmasıyla ilgili araştırma sonuçlarını açıkladı: 'Menopozdan sonra sadece östrojen tedavisi, inme ve bunama riskini artırıyor.' Araştırmalarda östrojen-progesteron kombinasyonunun inme, kalp hastalıkları ve meme kanseri riskini arttırdığı sonucuna varılmıştır.

Son Yapılan Araştırma Sonuçları

Östrojenin kalp üzerinde iyi ya da kötü etkisi bulunmuyor. Bunun tersine, östrojen-progesteron kombinasyonu kalp hastalıkları riskini yüzde 29 oranında artırıyor. Tedavi olmayan 10 bin kadından 30'unda hastalık görülürken, kombinasyon tedavisi olan 10 bin kadından 37'sinde hastalık görülüyor.

Östrojen-progesteron kombinasyonu meme kanseri riskini yüzde 26 artırıyor. Tedavi olmayan 10 bin kadından 30'unda hastalık görülerken tedavi olan 10 bin kadından 38'inde görülüyor.

Gerek tek başına östrojen gerekse progesteronla birlikte östrojen kullanımı, kemik erimesinden kaynaklanan kemik kırılması riskini ve menopozdaki sıcak basmalarını azaltıyor.

Östrojen tek başına, östrojen-progesteron kombinasyonu kadar inme riskini artırıyor. Hormonu alan her 10 bin kadında, kullanmayanlara göre yılda 8 adet daha fazla inme görülüyor.



MENOPOZDA BİTKİSEL TEDAVİ



Menopoz dönemindeki sıcak basması, kemik erimesi, uyku bozukluğu gibi sorunlar kadınların hayatlarını bazen zindana çevirebilecek şiddette olmaktadır. Her ne kadar bu şikayetlere yönelik ilaçlar piyasada mevcutsa da bu hormonal ilaçlar herkesin kullanması mümkün olmamaktadır ve yeni yapılan çalışmalarda hormonal ilaçların birçok yan etkisi ortaya çıktığından genel eğilim bu ilaçlardan uzaklaşma lehinedir.Hormonal ilaçlar yerine artık doğal hormon içeren yiyecek ve bitkilerle menopoz şikayetleri ile savaşmak günümüzde kabul görmektedir.

Menopozda eksiiğinden dolayı birçok sorunun ortaya çıkmasına neden olan Östrojen açığını, doğal bitkiler ve ürünlerle karşılamak mümkündür. Örneğin, soyadan elde edilen doğal östrojen bu sıkıntılara çare olurken, olumsuz yan etkileri bulunmamaktadır. Soyayla beslenen toplumlarda, meme kanserine pek rastlanmamaktadır ve ayrıca bu toplumlarda menpozda ortaya çıkan ateş basması, gece terlemesi de çok nadirdir. Soyanın yanı sıra, doğal östrojen içeren bitkisel çaylar ve otlar tüketmek de yararlı olabilmektedir. Adaçayı, doğal östrojenler içerir. Ateş basması, gece terlemeleri gibi menopoz şikayetlerinde etkili olmaktadır. Bunların yanında menopozda özellikle kemik erimesini önlemek amacıyla; kalsiyum, magnezyum ve çinko alınması da gerekmektedir.

Doğal östrojen depoları;

Soya fasulyesi: Soyadan elde edilen ve doğal östrojen olan isoflavonlar, menopoz şikayetlerini bir hayli hafifletiyor.

Civanperçemi: Doğal östrojen kaynağı olan bitki, menopoz şikayetlerinin giderilmesinde çok yararlı. Civanperçemi çayı, dölyatağı ile ilgili tüm rahatsızlıklarda olduğu gibi, menopoz dönemine ait sıkıntılarda da rahatlatıcıdır. Günde 1-3 bardak çay, aç karnına, tatlandırılmadan içilir.

Anason: İçinde, belli oranda doğal östrojenler ve buna benzer maddeler var. Menopoz sıkıntılarının yanı sıra uyku bozuklukları, gaz kolit, hazımsızlık şikayetlerine iyi geliyor.

Maydanoz: Doğal östrojen içeren maydanoz, menopoz şikayetlerini gidermekte oldukça etkili.

Çuha çiçeği yağı: Özellikle gece yatarken kullanılıyor. Bitki östrojen içermiyor ancak, ateş basmaları, gece terlemeleri gibi şikayetlerin dışında; egzamalara, kolesterole, kaşıntılara, adet sancılarına karşı da etkili.

Kediotu tentürü: Yatıştırıcı ve canlılık verici özelliklere sahiptir. Kediotu, bu 2 ayrı özelliği bünyesinde içeren ender bitkilerdendir. Günde 3-5 kere, 1-2 çay kaşığı dolusu tentür, biraz suya karıştırılarak alınır.

Ökseotu çayı: Uzunca bir süre içildiğinde, menopoz dönemine ait tüm sıkıntıları hafifletebilir. 3 hafta boyunca, günde 1-2 bardak içilir. Aradan 1 hafta geçtikten sonra, yine 3 haftalık bir kür uygulanır. Sıkıntıların azalması, uygulanan kür süresinin uzunluğu ile doğrudan orantılıdır (hekimce.com).

Polen: Kadınların menopoz döneminde görülen kulak çınlaması, terleme, ateş, baş dönmesi, soluk tıkanıklığı, kas sancıları, kalp sıkıştırması, tansiyon yükselmesi, peklik gibi, birçok şikayette yardımcı olmaktadır. Sürekli olarak, sabahakşam 1 çay kaşığı çiçek tozu, alınması önerilmektedir. &services_readmore_title14=RAHİM AĞZI SORUNLARI &services_readmore_txt14=RAHİM AĞZINDA YARA(SERVİKAL EREZYON)



Rahim ağzındaki cildin enfeksiyonlar veya kötü huylu hücresel değişiklikler nedeniyle kaybına rahim ağzında yara (servikal erozyon) denir. Rahim ağzı yarası rahim ağzının vajene bakan yüzündeki mukozanın kaybıdır. Bu kısmın epitel dokusu aslında vejendeki diğer bölgelere göre daha kalındır. Ancak bu sağlam doku kaybedilince alttan kızarık mukoza altı dokusu görülür hale gelir.

Muayenede parlak görülen sağlam soluk pembe doku yerine kadifemsi görülen kırmızı , yaralı alan izlenir. Yaralı alan dokunmakla kanamalıdır. Muayene veya cinsel ilişki sırasında kanama yapabilir. Bu yüzden ilişki sonrasında kanama veya pembe akıntı olması rahim ağzı yarasının önemli bir belirtisidir. Normal gebelik döneminde ve doğum kontrol hapları kullananlarda sıklıkla görülür. Doğumdan sonra ya da doğum kontrol haplarının bırakılmasından sonra genellikle kaybolur. Servikal erozyonların, servikal kanserle bir ilişkisi yoktur.

TEDAVİ

Servikal erezyonda rahim ağzı öncelikle smear testi ve görünen lezyona göre gerekli ise kolposkopi ve biyopsi ile herhangi bir patoloji olup olmadığı açısından değerlendirilmelidir. Smear testi, kolposkopi ve biyopsi sonucu normal olan hastalarda lezyona yakma - dondurma gibi tedaviler uygulanabilir. Bu tetkiklerin sonucu normal değilse smear ve kolposkopi konularında anlatıldığı gibi patoloji türüne göre gerekli şekilde tedavisine devam edilir.



RAHİM AĞZI İLTİHABI (SERVISIT)

Servisit serviks dediğimiz rahim ağzının enfeksiyonu - iltihabıdır ve genellikle bakterilerin neden olduğu bir hastalıktır. Cinsel olarak aktif kadınların çoğu yaşamları boyunca bu hastalıkla karşılaşırlar. Genel olarak akıntı ve kasıklarda ağrı şikayeti ile kendini gösterebildiği gibi bazen belirti vermeyebilir.

Kronik - tedavi edilmemiş servisit spermleri olumsuz yönde etkileyerek kısırlığa neden olabilir ve gebe bayanlarda ise erken doğum ve düşük nedeni olabilir.

Belirtileri

Vajinal akıntı

Anormal vajinal kanama

İlişki esnasında ağrı

Kaşınma

Bel - kasıkağrısı

İdrar yaparken yanma

Nedenler

Servisitin en sık nedenleri arasında Klamidya , N. Gonerea ve Trikomonas sayılabilir. Bunun dışında irritan maddeler de iltihaba neden olabilmektedir.

Tedavi

Eğer neden irritan madde kullanımı ise bu maddelerin kullanımının kesilmesi ile olay geriler. Eğer mikroorganizma saptanırsa antibiyotik kullanımı gerekmektedir. Bazen kronik vakalarda rahim ağzında halk arasında yara denilen servikal erezyon gelişebilir ve bu gibi durumlarda ilaç tedavisi yeterli olmayacaktır. Servikal erezyon ;koterizasyon (yakarak) , kriyoterapi (dondurarak) veya lazer ile (buharlaştırılarak) tedavi edilmektedir.



Kanser Öncüsü Lezyonlar (CIN)

CIN (cervikal intraepitelial neoplazi)’ nin kısaltması olup uterusun en aşağı parçası olan serviks (rahim ağzı) dış örtücü tabakasındaki ( epitel kısmı) yüzeysel kanser öncüsü lezyonları (Displazileri) tarif etmek amacıyla kullanılmaktadır. Displazi hafif orta ve ağır olarak sınıflandırılır. CIN kanser anlamına gelmez ancak bunlar ileride tedavi edilmez ise karsinoma in situ diye adlandırılan kanserin erken bir formuna dönüşür. Zaman içinde de invazif servikal kansere dönüşür. Servikal displazinin kansere dönüşmesi yaklaşık 10-15 yıl alır. Bu nedenle Displazilerde erken tanı ve tedavi kanserden korunmada önemlidir. Displazi her yaş grubunda görülse de en sıklıkla 25-35 yaşları arasında görülür.

Displazinin klasifiye edildiği diğer major sistem CİN (Servikal intraepitelyal neoplazi) sistemidir.

CIN 1 Hafif displazi veya LSİL olarak adlandırılır. Yaklaşık % 11 vakada CİN-3’e ilerler.(Epitelyal yüzeyin %25 'i tutulmuş)

CIN 2 Ilımlı displazi veya HSİL olarak adlandırılır. Yaklaşık % 20 vakada CİN-3’e ilerler.(Epitelyal yüzeyin %50 'si tutulmuş)

CIN 3 Ağır displazi veya HSİL olarak adlandırılır. Rahim ağzının örtücü tabakanın hemen tamamında anormal hücreler vardır. Bazıları CİN-3’ü Carsinoma in sitü (CİS) olarak isimlendirilirler.(Epitelyal yüzeyin %75 'i veya daha fazlası tutulmuş)

KANSER: Artık anormal şekil ve büyüklükteki displazik hücreler bazal membranın altına inmiş, yayılım başlamıştır.

CIN için zemin hazırlayan faktörler:

HPV enfeksiyonu geçirmiş olmak

Erken yaşta başlayan cinsel yaşam (20 yaşından önce)

Çok eşlilik veya eşin çok eşli bir yaşam sürmesi

sosyoekonomik durumun kötü olması

Sigara kullanımı

CIN BELİRTİLERİ:

CIN genellikle herhangi bir şikayeti olmayan bir kadında yapılan papsmear incelemesinde konan bir tanıdır.Genital siğilleri olan kadınlara uygulanan papsmear incelemesinde CIN olgularının sıklığı daha yüksektir.Bazen de CIN, ilişki sonrası kanama, "rahimağzında yara" saptanması veya yoğun bir akıntı nedeniyle yapılan papsmear incelemesinde fark edilir.Yine herhangi bir nedenle yapılan kolposkopi incelemesinde veya rahimağzı biyopsisinde de CIN tanısı konabilir.

Tedavi:

Tedavi seçeneği hastanın yaşına, fertilite isteğine (doğurganlık), takip olanaklarına, lezyonun yayılım ve histolojik yapısına bağlıdır.

Tedavi seçenekleri:

Lokal Eksizyon - patolojik kısmı keserek çıkartma

Elektrokoter - koter aletiyle yakma işlemi

Kriocerrahi - lezyonun dondurulması

Laser - Laser kullanılarak ablasyon - buharlaştırma

LEEP - Elektro konizasyon , tel halkadan geçirilen yüksek frekanslı elektrik akımı ile hastalıklı dokunun hem kesilip hemde yakılarak çıkarılmasıdır.

Bazı durumlarda, özellikle lezyonun geniş olduğu veya nükseden durumlarda lezyon etrafındaki sağlam dokunun da bir kısmıyla birlikte koni şeklinde çıkarılması (konizasyon) şeklinde ortadan kaldırılabilir.

Çok ileri durumlarda (örnek CIN III) ve özellikle de rahimağzı kanseri açısından yüksek risk altında olan kadınlarda rahimin tümüyle çıkarılması yoluna da gidilebilmektedir.

Hastalığın nüks etme olasılığını azaltmak için lezyonun sınırlarının net olarak belirlenmesi ve lezyonu ortadan kaldırmak için en etkili yolun seçilmesi son derece önemlidir.

Takipte kullanılan inceleme yöntemi (papsmear veya kolposkopi) dir.

Tedavi sonrası komplikasyonlar:

1- Kanama

2- Enfeksiyon

3- Servikste Stenoz (Daralma)



SMEAR TESTİ (PAP)

Pap Smear Test, rahim ağzı kanseri için yapılan bir tarayıcı testdir. Şikayeti olmayan, 18 yaşını doldurmuş ve seksüel yaşamı başlamış bayanlara, yılda bir yapılımalıdır..

Jinekolojik muayene sırasında, doktor tarafından steril özel bir çubukla rahim ağzındaki hücrelerden sürüntü şeklinde bir örnek cam üzerine alınır. Alınan bu örnek labaratuvar'a (patolojiye) gönderilerek incelettirilir.

Daha önce serviks kanseri en çok görülen kadın genital sistem kanseri iken, şu anda üçüncü görülen kanser durumuna gelmiştir. Ayrıca kanser tanısı da erken konduğu ve tedavisi erken yapıldığı için serviks kanserine bağlı ölüm oranında da ciddi bir azalma kaydedilmiştir. Smear testi 2001 yılından beri daha çok Bethesda sistemi iel değerlendirilmekte ve tedavisi bu yeni sisteme göre planlanmaktadır.

Rahim ağzı kanseri artık daha çok cinsel geçişli bir hastalık olarak kabul edilmekte ve human papillomavirus (HPV) kanserin en önemli sorumlusu olarak kabul edilmektedir. HPV virüsünün yaklaşık 100 kadar tipi tanımlanmış ve bunlardan 30 tanesinin genital sistem enfeksiyonlarına yol açtığı gösterilmiştir. A.B.D’de cinsel olarak aktif kadınların %30’unda HPV virüsüne rastlanmıştır. Yine bir çalışmada 20 yaşlarındaki kadınların %25’inde HPV virüsü olduğu görülmüştür. Smear testi anomalisi olan, yani rahim ağzında kanser öncesi değişikliği olan ve serviks kanserli hastaların %100’ünde HPV’nin pozitif olduğu görülmüştür. HPV’nin pozitif olması kanser için en büyük risk faktörünü oluşturmakla birlikte; sigara kullanımı, birden fazla partnerle birlikte olma, birden fazla çocuk sahibi olma, uzun süre doğum kontrol hapı kullanma, başka bir cinsel hastalık geçirme ve bağışıklık sistemi bozuklukları HPV ile birlikte kanser riskini artıran diğer faktörlerdir.

HPV’nin 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59 ve 68. tipleri kanser açısından daha yüksek tiplerdir. Smear testi değerlendirmesinde ve tedavinin planlanmasında virüs tiplendirilmesinin gerekliliği konusunda henüz bir görüş birliği bulunmamaktadır.

DEĞERLENDİRME:

Genelikle rahim ağzı normal hücrelerin, kanser hücrelerine geçişi ani değildir. Belirti verneyen ve pre-malin denilen, kanser öncesi hastalıklar, yılda bir Pap test yaptıranlarda, bu dönemde farkedilir. Kanser öncesi hastalıkların tedavisi çok kolay ve çok başarılıdır. Hasta, kanser teşhisi almadan fark edilmiş ve büyük tedavi işlemleri gerektirmeden tedavi edilmiş olur. Gelecek olan bir kanserden de kurtulur. Pap Smear Testi, yılda bir yaptırabilen ve bu uygulamayı tüm popülasyona ulaştırabilen uygar ülkelerde Rahim Ağzı Kanseri (Serviks Kanseri)ne rastlamak nadirdir.

Değerlendirmede, biri klasik ve eski olan, Class 1, 2, 3, 4 ve 5 olarak isimlendirilen beş sınıf esasına dayanılan, sınıflandırma yöntemi, diğeri ise Bethesda sistemi denilen yeni yöntem kullanılır. Amaç, normal hücreleri, atipik hücreleri veya ara hücreleri, tanımlanıp daha ileri tetkik veya takip konusunda tavsiye bildirmektir.



ANORMAL SMEAR SONUÇLARI

Negatif veya iyi huylu sonuçlar pap smear testini normal olduğunu göstermektedir. Metaplazi, atipik olmayan hücresel değişiklik, hiperkeratoz ve parakeratoz gibi bulgular CİN ortaya çıkmadan önceki belirtiler olabilir ve bu gibi durumlarda PAP - SMEAR TESTİ tekrarlanabilir.

Smear testi sonucunu anormal olması kesin bir kanıt değilse de bu vakaların yaklaşık %30 unda CIN saptanmaktadır.Pap smear atipi içeren bütün durumlarda 3 ay sonra test tekrar edilmelidir. .Eğer bulgular tekrar atipi ise kolposkopi yapılmalı , gerekirse biyopsi alınarak tanı kesinleştirilmelidir.

ASCUS: Serviksi kaplayan yassı epitel hücrelerinde klinik önemi belirsiz değişiklikler saptanır ve büyük olasılıkla kanser öncülü değildir. ASCUS saptandığı takdirde smear testi arka arkaya 3 kez negatif oluncaya kadar 4-6 ay arayla tekrarlanır ve bunlar normal çıkarsa daha sonra yılda bir smear alınarak devam edilir. ASCUS saptandığında hastaya kolposkopi de yapılabilir, bu işlemle rahim ağzında anormal bir lezyon olup olmadığı bir çeşit büyüteçli kamera ile araştırılır ve varsa o bölgeden ufak parça (biyopsi) alınır. Kolposkopi yada smear takibi yapılmasına rahim ağzında HPV DNA testine bakarak da karar verilebilir.Menopoz döneminde ASCUS saptanırsa östrojen tedavisi sonrası tekrar smear alınır ve tekrar ASCUS saptanırsa kolposkopi yapılır.

Low grade squamöz intraepitelyal lezyon (LSIL) (LGSIL): Serviksi kaplayan hücre tabakasında hafif derecede değişiklikler vardır. Bu durum saptandığında kolposkopi yapılır ve gerekirse biyopsi alınabilir. Kansere ilerleme riski düşüktür.

High grade squamöz intraepitelyal lezyon (HSIL) (HGSIL): Bu durum saptandığında kolposkopi ve konizasyon gibi yöntemlerle rahim ağzından parça alınarak patolojik inceleme yapılmalıdır. Kansere ilerleme riski diğer lezyonlara göre daha fazladır.

Atipik glanduler hücreler (AGC): Rahimin ya da serviksin iç tabakasından gelebilir. Kolposkopi ve ECC (rahim ağzının iç yüzeyinden kürtaj yapılması) yapılır ve bunların sonucuna göre tedavinin devamına karar verilir.

Serviksin İnvazif Kanseri Serviksin invazis kanserinde lezyon artık serviksin stromasın kadar yayılmıştır ve o bölgede bulunan damarlar , lenfatikler yoluyla artık kanserin yayılma riski mevcuttur.



Kolposkopi , Biopsi, Endoserikal Kürtaj ve Konizasyon

Kolposkopi rahim ağzının (serviks) büyüteçe benzer optik bir alet yardımıyla büyütülerek incelenmesi olayıdır. Kolposkopi genellikle kanser yada kanser öncesi lezyonlardan şüphelenildiğinde yapılır.

İşlem yapılmadan öne rahim ağzı ve vajina bazı özel boyalar uygulanarak ( %3-5’ lik asetik asit ) boyanır ve anormal hücre barındıran kısımlar asetik asit uygulamasından sonra beyaz renk alırlar. Bu alanlara acetowhite alanlar adı verilir. Sınırları belirgin ve keskin olan, daha beyaz olan ve daha kalın görülen alanlarda hastalık daha şiddetlidir ve bu bölgelerden biopsi alınması gerekmektedir.

Kolposkopi gerektiren durumlar

PAP smear sonucu rahim ağzını oluşturan hücrelerde displazi saptanan kadınlar. (Smear sonucu CIN II-III ya da HSIL saptananlar)

PAP smear incelemelerinde tekrarlayan ve kaybolmayan HPV, ASCUS ya da hafif şiddette displazi saptana kadınlar (Smear sonucu CIN I y ada LSIL saptananlar)

Tekrarlayan smearlarda sürekli nedeni açıklanamayan iltihap saptanan kadınlar

Muayenede serviskin anormal görünüşlü olması.

Endoservikal Küretaj

Genellikle servikal yeterli değerlendirilemediğinde servikal küretaja başvurulur ve buradaki hücrelerin incelenmesi ile tanı konmaya çalışılır. Endoservikal hücrelerin anormal olması durumunda koterizasyon , konizasyon veya lezyonun derecesine göre ve hastanın yaşına göre histerektomi ameliyatı yapılarak hastanın rahimi alınabilir.

Biopsi

Bazı şüpheli lezyonlardan kolposkopi altında lezyonları görerek biopsi alınması yoluyla tanı konmaya çalışılır. Genellikle bu işlem dokuya zarar vermeyen özel punch biopsi aletleriyle yapılmakta ve işlem esnasında lokal anestezi ile bölgesel anestezi sağlanmaktadır.

Konizasyon

Serviksin ( rahim ağzı ) konik biçimde çıkarılması işlemine konizasyon denmektedir.Konizasyon lokal anestezi ile ayaktan yapılabileceği gibi genel anestezi altında hastahane koşullarında yatarakta yapılabilir. Genelde bazen kanlı seyredebilen bir operasyon olması nedeniyle hastahane koşullarında yapılması daha uygundur.

Konizasyon hangi durumlarda yapılır?

Smear testinde rastlanılan bazı anormallikler (HSIL gibi)

Smear, kolposkopi yada biyopsi sonucunda kanser şüphesi olan durumlarda

Kolposkopik incelemede şüpheli lezyonun sınırları rahim kanalı içine yayılıyor ise

Endoservikal küretajın pozitif olduğu durumlarda

Kolposkopi bulguları veya biopsi sonuçlarının uyuşmaması

Rahim ağzına sürülen iyotlu bir çözelti süpheli alanı ortaya koyar . Bistüri ( bıçak ) ya da sıcak bir tel halka ile anormal hücrelerin olduğu alan koni şeklinde çıkartılır ve inceleme için patoloji labratuarına gönderilir.Bu parçaların gönderilmesinin nedeni süpheli lezyonun tamamen cerrahi sınırlar içinde çıkartılıp çıkartılmadığını ve yeniden incelemeyi gerçekleştirmek içindir.

Komplikasyonlar:

Kanama

Enfeksiyon

Servikal stenoz (Rahim ağzında darlık)

Servikal yetmezlik.

Servikal distosi (zor doğum)



LEEP(Elektrokonizasyon)

LEEP (Loop Electrosurgical Excision Procedure) cümlesinin kısaltılmış halidir ve PAP smear sonucunda anormallik saptanan kadınların rahim ağzının kötü huylu hastalıklara dönüşebilen öncül lezyonlarının tedavisinde kullanılmaktadır (smear testinde CIN ya da SIL saptanan olgular) .

LEEP muayenehane şartlarında lokal anestezi ile yapılabileceği gibi genel anzestezi ile de yapılabilir. İşlem yaklaşık 3-4 dakika sürer. İşlem sonrası hastanede yatış gerekmez ve hasta hemen normal hayatına dönebilir.

İşlemin Yapılışı

Hasta jinekolojik pozisyonda masaya yatırılır, vajinaya spekulum yerleştirilir ve rahim ağzı ortaya çıkarılır. Daha sonra ucunda elektrik akımını ileten yarım halka şeklinde bir tel bulunan kaleme benzeyen elektrokoter yardımı ile rahim ağzından bir parça çıkartılır. Bu elektrik akımı hem dokuyu kesmeye hem de geride kalan dokuyu yakarak kanamayı durdurmaya yarar. Çıkartılan parça patolojik incelemeye gönderilir. Kanamayı durdurmak amacıyla elektrokoter veya bazı solusyonlar kullanılabilir.

Avantajı

LEEP rahim ağzını yakma, dondurma ya da laser ile tahrip etme gibi pekçok tedaviye göre dokuyu tahrip etmeden çıkartılmasına ve özellikle rahim ağzı kanserinin başlangıç yeri olan servikal kanaldaki Transformasyon zonunun çıkartılmasına olanak verdiği için diğer yöntemlere nazaran daha başarılıdır. Tam ve yeterli bir tanı için bu Transformasyon zonunun incelenmesi gereklidir.

İşlem Sonrası Yakınmalar

İşlem sonrası kanama veya koyu kahverengi-siyah bir akıntı olabilir.

Bazen işlem günü ve bir sonraki gün adet sancısına benzer ağrılar olabilir.

Enfeksiyon gelişmesi

&services_readmore_title15=VAJİNİSMUS (VAGINISMUS) &services_readmore_txt15=VAJİNISMUS (VAGINISMUS)



Vaginismus cinsel birleşme sırasında kadının vajen kaslarını istemsiz bir şekilde kasarak cinsel birleşme olanağı vermemesidir. Bu kasılmalar tamamen kadının kontrolü dışında olur. Vajinanın girişindeki kasların kasılmasının yanında tüm vücutta bir kasılma, endişe, korku ve panik hali olur ve kadın ilişkiyi reddederek bacaklarını sıkıca kapatır. Bu kasılmalar aslında vücudunkendini korumaya yönelik bir savunmasıdır.

Çocukluk çağından kalma korkular, suçluluk duygusu, ayıp ve günah kavramlarının yeri büyüktür. Korkular en çok, kadının zihninde aşırı büyüttüğü bir penis yüzünden çok acı çekme, parçalanma ve yırtılma, aşırı derecede kanama gibi korkulardır. Ayrıca gebe kalmaktan korkma da bazı kadınlarda vaginismusa yol açabilir.

Vajinismus, kadın veya erkeğin genital organların anatomik yapısından ilişkisiz bir şekilde ortaya çıkar. “Vajinam çok küçük veya dar” diye bir kavram genellikle yoktur, vajina esnektir ve doğumda bir çocuğun başını çıkaracak kadar genişleyebilir.

Vajinismuslu hasta gebe kalabilir ancak bu esas problem olan vaginismusu tedavi etmez, ayrıca bu hastanın normal doğum yapması çok zor olmaktadır ve genellikle sezaryan operasyonu ile doğum yaptırılmaktadır.

Vajinismus şikayeti olan hastayı muayenehanemizde psikiyatri uzmanı ile beraber tedavi etmekteyiz.Tedavide çeşitli yöntemler ve eşlerin beraber yaptıkları egzersizler ile yüksek başarı sağlamaktayız.& ///////////// training //////////// &training_txt1=Kürtaj İşlemi, Riskleri, ve Merak Edilenler &training_txt2=Kürtaj kelime anlamı ile kazımak anlamına gelir, kadın hastalıkları ve doğumda kullanıldığı şekliyle ise rahim içinden doku almak anlamına gelmektedir. Sadece gebelik sonlandırmak için yapılmaz.

Özellikle kanama bozukluklarında ve monopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı küretaj yapılabilir(probe kürtaj). Yine infertilite (kısırlık) araştırmalarında yumurtlama olup olmadığını anlamak amacıyla da kürtaj uygulanabilir.

Gebeliğin sonlandırılması amacıyla yapılan kürtaj ülkemizde 10. gebelik haftasına kadar kanuni olarak uygulanmaktadır.

Eğer bebek ölü ise , bebekte yaşamla bağdaşmayan ciddi bir anormallik (sakatlık) varsa veya gebeliğin tıbben sakıncalı olması durumunda daha ileri gebelik haftalarında da kürtaj yapılabilir.

& &training_txt3=devamı... &training_txt4=İlkelerimiz &training_txt5=

Öncelikli hedefimiz hasta memnuniyeti ve hastalarımıza kendilerinin emin ellerde olduğunu hissettirmektir. İnsan sağlığı çok önemli ve itina ile üzerinde durulması gereken bir husustur. Hasta kendini teslim ettiği doktoruna ne kadar güven duyarsa kendini o kadar rahat hissedecek ve verilen tedaviye uyumu tam olacaktır...Yapılan araştırmalar göstermiştir ki hastanın psikolojisi ve doktoruna olan güveni iyileşme sürecini hızlandırmakta ve bu sayede tedavi süresi de kısalmaktadır...& &training_txt6=Sıkça Sorulanlar &training_txt7=%bb Bakire Birinde İlk İlişkiden Sonra Mutlaka Kanama Olmalı mıdır?

Yırtılma esnasında bir miktar kanama gelmesi beklenir ancak her zaman kanama olmaz bu da bizim gibi toplumlarda önemli sorunlara yolacmaktadır. Bazı kızlık zarları elastik kıvamdadır ve ilişki esnasında kanama olmayabilir.Bu tip kızlık zarları ancak doğum esnasında yırtılırlar.

%bb İlk Gebeliğin Kürtajla Sonlandırılması Kısırlığa Neden Olur mu?

Kürtaj işlemi steril koşullara bağlı kalınarak yapıldıysa, rahim içinde fetus ve eklerine ait harhangi bir yapı, zar kalmadığından emin olunabiliyorsa, işlem ardından verilen antibiotik tedavisine düzenli olarak devam edildiyse ve herhangi bir şekilde enfeksiyon gelişmesine ait bir bulgu yoksa üreme yeteneği değişmez, yani kısırlığa neden olmaz.

%bb Adetliyken Denize Girilir mi?

Adetliyken denize girmek mümkündür. Bunun istisnası adetin en yoğun geldiği 1. veya 2. gün olabilir. Bu günlerde denize girmek sakıncalı olabilir. Adetin diğer günlerinde ise, cinsel olarak aktif olmuş kadınlar vajen içine tampon yerleştirmek suretiyle denize girebilirler.

%bb Normal Adet Kanamalarında Ped Kullanımı Mı Sağlıklıdır Yoksa Tampon Kullanımı mı ?

Ped kullanımı her zaman için tampona göre daha sağlıklıdır. Tamponun uzun süre vajen içinde kalması vajenin mikrobiyolojik ortamını değiştirmekte ve bazı bakterilerin normalin üstü bir hızla üremelerine neden olabilmektedir. Bu nedenle tampon kullanan kadınların tamponlarını sık sık, örneğin 4-6 saatlik aralarla değiştirmelerini önermekteyiz.

%bb Gebelikte Hipertansiyon Nedir ?

Hamilelikte yüksek tansiyon dediğimiz 'Preeklempsi', genelde hamileliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkar ve hamileliğe bağlı anne ölümlerinin en önemli nedenlerinden biridir. Erken dönemde yakalandığında tedavisi mümkün olan, geç dönemde ise annenin ve bebeğin hayatına malolabilen ciddi bir hastalıktır. Preeklempsi'nin nedeni tam olarak bilinmediğinden, hamilelik öncesinde yüksek tansiyon gelişimini tahmin etme ya da önleyici bir yöntem yoktur. Bir kadının hamile kalmadan önceki tansiyon yüksekliği ile hamilelikle beraber ortaya çıkan tansiyon yüksekliği durumu birbirinden farklıdır ve dolayısı ile tansiyonun seyri, oluşumu ve tedavisi de farklıdır. Hamilelikte yüksek tansiyon tehlikelidir. Yüksek tansiyon hamilelikten önce de olabileceği gibi hamileliğe bağlı olarak da ortaya çıkabilir ve kötüleşebilir. Hamilelik bittikten sonra da kaybolabilir.

%bb Hamilelikte Nikotin Bantlarının Zararı Var mıdır ?

Bugün ABD'de hamile kadınların yaklaşık yüzde 12 ile 25'i sigara içmekte olup bizim ülkemizde yeterli bir araştırma olmamasına rağmen bu oranın daha yüksek olduğunu tahmin etmekteyiz. Bu kadınların ise yaklaşık %15'inin hamilelik süresince sigarayı bırakmak istemelerine rağmen bırakamadıkları gösterilmiştir. Yapılan bir çalışmada, sigarayı bırakmak için uygulanan nikotin bant tedavisinin bebeğe zarar vermediği ve hamilelikte uygulanabileceği gösterilmiştir.

%bb Vaginismuslu Hasta Gebe Kalabilir mi ?

Vaginismuslu hasta gebe kalabilir ancak bu esas problem olan vaginismusu tedavi etmez, ayrıca bu hastanın normal doğum yapması çok zor olmaktadır ve genellikle sezaryan operasyonu ile doğum tercih edilmektedir.

%bb Hamilelikte Neden Sık İdrara Çıkılır?

İlk üç ayda rahimin büyüyen hacmi ile birlikte böbreklerin de fonksiyonunun artması sonucu hamilelerde idrar çıkışı artar.Ayrıca gebeler hapşırırken, gülerken ve öksürürken de idrar kaçırabilirler.Bunu nedeni , büyüyen uterusun mesane üzerine baskı yapmasıdır. 4.aydan sonra rahim kasık bölgesine doğru yayıldığından dolayı mesaneye olan baskı azalır ve idrar şikayetleri azalır.

%bb Gebelikte Bulantı Neden Oluşur?

Gebeliğin erken döneminde görülen bulantı ve kusmanın nedeni plasenta ve fetustan salgılanan hormonlardan dolayıdır. Bunun yanında psikolojik etkenlerin de bunda etkili olduğu yapılan araştırmalarda gösterilmiştir.Gebelikteki hormonal değişikliklere paralel olarak mide ve barsakların da fonksiyonlarında değişiklikler meydana gelir, mide daha yavaş boşalır, barsakların çalışmasında değişiklikler meydana gelir bütün bu faktörler gebelikte bulantı ve kusma oluşumundan sorumlu tutulmaktadır.

%bb Cinsel Organda Çıkan Uçuk Cinsel İlişki İle Mi Bulaşır?


Yaygın adı ile uçuk olarak bilinen lezyon, Herpes Simpleks Virus (HSV) adı verilen virüsün yol açtığı bir enfeksiyondur. HSV'nin 2 tipi vardır: HSV1 ve HSV2. HSV1 genelde dudak etrafındaki uçuk şeklinde lezyonlara neden olurken, HSV2 genelde genital organlarda enfeksiyon yaratmaktadır. Genital bölgede görülen uçuk genellikle cinsel yolla bulaşmakla beraber dudakta çıkan uçuktan da bulaşma yoluyla oluşabilir.
%bb Dış Gebelik Nedir?

Dış gebelik döllenmiş bir yumurtanın rahim içi dışında bir yere yerleşmesidir. En sık fallop tüplerinde görülür (%90-95). İlk 3 ayda yaşanan anne ölümlerinin en sık sebebidir ve gebeliklerin yaklaşık ha1inde görülür.

%bb Myom Nedir ? MYOM İle UR Aynı Şeyler midir?

Myom, rahim adelesinden gelişen , halk arasında "ur" diye bilinen iyi huylu bir tümördür. 20-35 yaş arasındadaki kadınların %20' sinde görülür. Yaş ilerledikçe, myom insidansında da artma olmaktadır. 45 yaş üzerindeki kadınların yaklaşık %40'ında myom vardır. Hiç doğum yapmamışlarda daha sık rastlanır. Bazı ailelerde daha sık görülür. Menopozdan sonra görülmez ve hatta var olan myom, menopozla birlikte gerileyebilir.

%bb Erken Yaşta Gebelik Riskli midir?

Erken yaşta cinsel ilişki ve gebeliklerden dolayı dünyada çok sayıda genç insan yaşamsal tehlikeye giriyor. Araştırmalara göre, her yıl 15-19 yaş grubunda 15 milyon genç kadın doğum yapıyor ve bu yaştaki gebeliklerde annenin ölüm olasılığı, daha geç yaştaki gebeliklere göre ortalama üç kat daha fazla. Bunda en önemli neden ise uygunsuz ortamda yapılan kürtaj işlemi ve düşüklerdir.

%bb Aylık Doğum Kontrol İğneleri Gebeliği Önlemede Etkili Midir?

Evet. Aylık doğum kontrol iğnesi 2 ana kadınlık hormonu olan östrojen ve progestin içermektedir. Bu iki hormon tıpkı doğum kontrol haplarında olduğu gibi overlerde yumurta hücresi üretimi ve salınımını engelleyerek etki göstermektedir. Bunun yanı sıra rahim ağzı salgısında değişikliklere neden olarak spermlerin transportunu bozmaktadır.

%bb Aylık Doğum Kontrol İğnesi’nin Yapılmasının Sakıncalı Olduğu Kadınlar Var mıdır?

Evet. Amerikan gıda ve ilaç dairesi (FDA) bazı kadınlarda aylık doğum kontrol iğnesi uygulamasının yapılmamasını önermektedir. Bu kadınlar şunlardır: -Hamile olma olasılığı bulunanlar -Meme kanseri olanlar -Daha önceden inme geçirenler

%bb Aylık Doğum Kontrol İğnelerinin Etkinliği Yüksek midir?

Aylık enjeksiyon ile doğum kontrolü etkinliği son derece yüksek olan bir yöntemdir. Yapılan araştırmalarda uygun şekilde kullanıldığı taktirde hamile kalma olasılığının %1'den daha düşük olduğu saptanmıştır. Bu oran diğer tüm etkin yöntemler ile hemen hemen benzerdir.

%bb Gebelik Zehirlenmesi Nedir?

Halk arasında gebelik zehirlenmesi de denilen hastalığın esas adı Preeklempsi dir. Hamilelikte yüksek tansiyon ve proteinuri (idrarda protein görülmesi) ile ortaya çıkan 'Preeklempsi', genelde hamileliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkar ve hamileliğe bağlı anne ölümlerinin en önemli nedenlerinden biridir.

& &training_img1=images/training01.jpg& &training_readmore_title1=Kürtaj İşlemi, Riskleri, ve Merak Edilenler &training_readmore_txt1=Kürtaj kelime anlamı ile kazımak anlamına gelir, kadın hastalıkları ve doğumda kullanıldığı şekliyle ise rahim içinden doku almak anlamına gelmektedir. Sadece gebelik sonlandırmak için yapılmaz.

Özellikle kanama bozukluklarında ve monopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı küretaj yapılabilir(probe kürtaj). Yine infertilite (kısırlık) araştırmalarında yumurtlama olup olmadığını anlamak amacıyla da kürtaj uygulanabilir.

Gebeliğin sonlandırılması amacıyla yapılan kürtaj ülkemizde 10. gebelik haftasına kadar kanuni olarak uygulanmaktadır.

Eğer bebek ölü ise , bebekte yaşamla bağdaşmayan ciddi bir anormallik (sakatlık) varsa veya gebeliğin tıbben sakıncalı olması durumunda daha ileri gebelik haftalarında da kürtaj yapılabilir.

Kürtaj Uygulaması:

Yasal tahliyeler hem lokal anestezi, hem de genel anestezi altında uygulanabilir. Genel anestezi altında kürtaj her ne kadar maliyeti biraz artırsa da, hem annenin psikolojisi açısından hem de işlemin tümüyle ağrısız seyretmesi açısından daha çok tercih edilir ve önerilir.

Hasta uyuduktan sonra pozisyon verilir ve ilk önce rahimin durumunu ve büyüklüğünü değerlendirmek için jinekolojik muayene yapılır. Rahimin özellikleri anlaşıldıktan sonra vajinal spekulum yerleştirilir. Spekulum ile rahim ağzı görünür hale gelir. Vajina ve serviks antiseptik solüsyonlar ile yıkanarak olası bir enfeksiyona karşı önlem alınır. Lokal anestezi uygulanacak ise bu aşamada yapılır ve serviksin her iki yanına ilaç enjekte edilir. Daha sonra serviks yani rahim ağzı tekdişilli adı verilen bir alet ile tutulur. Bu işlem ağrı verebilir. tekdişilli çekilerek rahimin düz bir hale gelmesi sağlanır.

Buji adı verilen aletler yardımı ile rahim ağzı genişletilmeye başlanır (dilatasyon). Bunun için mümkün olan en ince buji kullanılır. Bujiler çaplarının milimetre cinsinden büyüklüğüne göre numaralandırılır (1, 2, 3, 4, 5.....)

Dilatasyon işlemi tamamlandıktan sonra plastik (karmen) kanüller rahim ağzından geçirilşerek, rahim boşluğuna ulaşılır. Kanül yerleştirildikten sonra, ucu bu amaç için üretilmiş vakum yaratan özel enjektöre bağlanır. Enjektörün düğmesi açılarak negatif basınç oluşması sağlanır ve enjektör ileri geri hareket ettirilerek rahim içi temizlenir. Rahim içi tamamen temizlenene kadar işleme devam edilir. Eğer tıbbi bir neden ile ve hekimler kurulu kararı ile 10 haftadan büyük bir gebeliğin sonlandırılmasına karar verilmiş ise bu işlem daha büyük kanülleri vakum cihazlarına bağlayarak yapılır ve ardından keskin küretler ile parça kalıp kalmadığı kontrol edilir. Kürtaj ve yasal konular

Kürtaj işleminde yasal sınır 10. gebelik haftasına kadardır ve bu dönemde yapılan kürtaj işleminde oluşması muhtemel riskler büyük oranda işlemi uygulayan Kadın-Doğum uzmanının tecrübesine bağlıdır.

Lokal anesteziyle (uyuşturarak) yapılan uygulamalarda en sık rastlanan problem lokal anestezik maddeye karşı allerji, aşırı duyarlılık ve vazovagal senkoptur (bayılma). Bu genellikle geçici bir durumdur ve problem oluşturmaz..İşlemden sonra ağrı , bulantı ve kusma da sık olarak görülen problemlerdir.

Bazen rahim ağzı kanülün geçmesine izin vermeyecek şekilde sert olabilir ve işlem yarıda bırakılabilir. Bu durumda işlem 1 hafta sonra tekrarlanır.

Ufak gebeliklerde (4 - 4,5 hafta) kürtaj işlemi başarısız olabilir. Tahliye bir hafta sonrasına ertelenir.Kürtaj sonrası kanama 1 haftaya kadar sürebilir ancak daha uzun süren kanamalarda kontrole gidilmelidir, içeride parçe kalmış olabilir..

Nadiren rahim kullanılan adetlere bağlı olarak delinebilir. Bu iç kanamaya, bağırsaj-klarda zedelenmeye yol açabileceği gibi bazen hiçbir belirti vermeden hafif ağrı ile delinen yer rahmin kasılması ile kapanabilir...

Enfeksiyon genellikle steril şartlarda yapılmayan kürtaj işleminde ya da anne karnında ölen gebeliklerde ortaya çıkmaktadır. Enfeksiyon , iltihab kendini ağrı, akıntı, aşırı kanama şeklinde belli eder. Kürtaj sonrası verilen antibiyotiklerin düzenli olarak kullanması durumunda bu sorun da ender olarak gözlenir.

Geç dönemde görülen en önemli, ancak ender bir sorun işlem esnasında rahim iç tabakasının aşırı hasar görmesi sonucunda oluşan yapışıklıklardır (Asherman sendromu). Kendini kürtajdan 4-5 hafta geçmesine rağmen adet kanamasının olmaması ve ilaç tedavisiyle de kanama oluşturulamaması şeklinde gösterir. Usulüne uygun yasal sınırlar içinde yapılan tahliyelerde ve özellikle de vakumla uygulanan işlemlerde ender olarak gözlenir.

Kürtaj yasal sorumluluklar getiren hassas bir konudur ve azami dikkat gerektirmektedir.İsteğe bağlı kürtajda yasal sınır 10 haftaya kadardır, ancak eğer bebekte sakatlık v.s. söz konusu ise veya bebeğin kalp atışları gözlenmiyor ise yaşam sınırı olan 24. haftaya kadar gebelik sonlandırılabilir.

18 yaşını tamamlamamış olanlar ebeveynlerinin yazılı ve imzalı izni ile kürtaj olabilir, hasta evli ise babanın rızası ve izni gerekmektedir ancak hasta evli değil ve 18 yaşını tamamlamışsa kendi isteğiyle gebeliği sonlandırabilir.

Her hastaya işlemden önce kürtaj hakkında bilgi verilmeli ve işlemin komplikasyonları ve yol açabileceği problemler anlatılmalıdır.& &training_readmore_title2=Bakire birinde ilk ilişkiden sonra Mutlaka kanama olmalımıdır? &training_readmore_txt2=

Yırtılma esnasında bir miktar kanama gelmesi beklenir ancak her zaman kanama olmaz bu da bizim gibi toplumlarda önemli sorunlara yolacmaktadır. Bazı kızlık zarları elastik kıvamdadır ve ilişki esnasında kanama olmayabilir.Bu tip kızlık zarları ancak doğum esnasında yırtılırlar. &training_readmore_title3=Normal adet kanamalarında ped kullanımı mı mantıklıdır yoksa tampon kullanımı mı? &training_readmore_txt3=

Ped kullanımı her zaman için tampona göre daha sağlıklıdır. Tamponun uzun süre vajen içinde kalması vajenin mikrobiyolojik ortamını değiştirmekte ve bazı bakterilerin normalin üstü bir hızla üremelerine neden olabilmektedir. Bu nedenle tampon kullanan kadınların tamponlarını sık sık, örneğin 4-6 saatlik aralarla değiştirmelerini önermekteyiz. &training_readmore_title4=Gebelikte hipertansiyon nedir? &training_readmore_txt4=

Hamilelikte yüksek tansiyon dediğimiz 'Preeklempsi', genelde hamileliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkar ve hamileliğe bağlı anne ölümlerinin en önemli nedenlerinden biridir. Erken dönemde yakalandığında tedavisi mümkün olan, geç dönemde ise annenin ve bebeğin hayatına malolabilen ciddi bir hastalıktır. Preeklempsi'nin nedeni tam olarak bilinmediğinden, hamilelik öncesinde yüksek tansiyon gelişimini tahmin etme ya da önleyici bir yöntem yoktur. Bir kadının hamile kalmadan önceki tansiyon yüksekliği ile hamilelikle beraber ortaya çıkan tansiyon yüksekliği durumu birbirinden farklıdır ve dolayısı ile tansiyonun seyri, oluşumu ve tedavisi de farklıdır. Hamilelikte yüksek tansiyon tehlikelidir. Yüksek tansiyon hamilelikten önce de olabileceği gibi hamileliğe bağlı olarak da ortaya çıkabilir ve kötüleşebilir. Hamilelik bittikten sonra da kaybolabilir. &training_readmore_title5=Hamilelikte nikotin bantlarının zararı var mıdır? &training_readmore_txt5=

Bugün ABD'de hamile kadınların yaklaşık yüzde 12 ile 25'i sigara içmekte olup bizim ülkemizde yeterli bir araştırma olmamasına rağmen bu oranın daha yüksek olduğunu tahmin etmekteyiz. Bu kadınların ise yaklaşık yüzde 15'inin hamilelik süresince sigarayı bırakmak istemelerine rağmen bırakamadıkları gösterilmiştir. Yapılan bir çalışmada, sigarayı bırakmak için uygulanan nikotin bant tedavisinin bebeğe zarar vermediği ve hamilelikte uygulanabileceği gösterilmiştir. &training_readmore_title6=Vajinismuslu hasta gebe kalabilir mi? &training_readmore_txt6=

Vaginismuslu hasta gebe kalabilir ancak bu esas problem olan vaginismusu tedavi etmez, ayrıca bu hastanın normal doğum yapması çok zor olmaktadır ve genellikle sezaryan operasyonu ile doğum tercih edilmektedir. &training_readmore_title7=Hamilelikte Neden Sık İdrara Çıkılır? &training_readmore_txt7=

İlk üç ayda rahimin büyüyen hacmi ile birlikte böbreklerin de fonksiyonunun artması sonucu hamilelerde idrar çıkışı artar.Ayrıca gebeler hapşırırken, gülerken ve öksürürken de idrar kaçırabilirler.Bunu nedeni , büyüyen uterusun mesane üzerine baskı yapmasıdır. 4.aydan sonra rahim kasık bölgesine doğru yayıldığından dolayı mesaneye olan baskı azalır ve idrar şikayetleri azalır. &training_readmore_title8=Gebelikte Bulantı Neden Oluşur? &training_readmore_txt8=

Gebeliğin erken döneminde görülen bulantı ve kusmanın nedeni plasenta ve fetustan salgılanan hormonlardan dolayıdır. Bunun yanında psikolojik etkenlerin de bunda etkili olduğu yapılan araştırmalarda gösterilmiştir.Gebelikteki hormonal değişikliklere paralel olarak mide ve barsakların da fonksiyonlarında değişiklikler meydana gelir, mide daha yavaş boşalır, barsakların çalışmasında değişiklikler meydana gelir bütün bu faktörler gebelikte bulantı ve kusma oluşumundan sorumlu tutulmaktadır. &training_readmore_title9=Cinsel Organda Çıkan Uçuk Cinsel İlişki İle Mi Bulaşır? &training_readmore_txt9=

Yaygın adı ile uçuk olarak bilinen lezyon, Herpes Simpleks Virus (HSV) adı verilen virüsün yol açtığı bir enfeksiyondur. HSV'nin 2 tipi vardır: HSV1 ve HSV2. HSV1 genelde dudak etrafındaki uçuk şeklinde lezyonlara neden olurken, HSV2 genelde genital organlarda enfeksiyon yaratmaktadır. Genital bölgede görülen uçuk genellikle cinsel yolla bulaşmakla beraber dudakta çıkan uçuktan da bulaşma yoluyla oluşabilir. &training_readmore_title10=Dış Gebelik Nedir? &training_readmore_txt10=

Dış gebelik döllenmiş bir yumurtanın rahim içi dışında bir yere yerleşmesidir. En sık fallop tüplerinde görülür (yüzde 90-95). İlk 3 ayda yaşanan anne ölümlerinin en sık sebebidir ve gebeliklerin yaklaşık ha1inde görülür. &training_readmore_title11=Myom Nedir ? MYOM İle UR Aynı Şeyler midir? &training_readmore_txt11=

Myom, rahim adelesinden gelişen , halk arasında "ur" diye bilinen iyi huylu bir tümördür. 20-35 yaş arasındadaki kadınların yüzde 20' sinde görülür. Yaş ilerledikçe, myom insidansında da artma olmaktadır. 45 yaş üzerindeki kadınların yaklaşık yüzde 40'ında myom vardır. Hiç doğum yapmamışlarda daha sık rastlanır. Bazı ailelerde daha sık görülür. Menopozdan sonra görülmez ve hatta var olan myom, menopozla birlikte gerileyebilir.& ///////////// news //////////// &news_txt1=Haber Arşivi &news_txt2= %bb Meme kanserinden ölümler azalıyor/ 22-04-2009, Çarşamba/ANADOLU AJANSI
İngiltere'de meme kanserinden ölüm oranının son 40 yılın...

%bb 70 yaşında ikiz doğurdu/ 04-07-2008, Cuma / SABAH

70 yaşındaki Hintli kadın ikiz bebek dünyaya....

%bb Sigaranın menopoza etkisi/ 13-04-2009, Pazartes/ ANADOLU AJANSI

Sigara içen kadınlarda erken menopozun...

%bb 'Sezaryenin tek sorumlusu hekimler değil'/ 17-12-2008, Çarşamba/ ANKA

Sağlık Bakanlığı'nın sezaryenla...

%bb Müslüman kadınlar jinekologları pes ettirdi

Belçika'daki Flaman Jinekologlar ve Kadın Doğum Uzmanları Birliği...& &news_txt3=devamı.. &news_txt4=Diğer sitelerimiz.. &news_txt5=
%bb Kizlikzari.biz
%bb Kizlikzari.us
%bb Kurtaj.biz
%bb Kisirlik.biz
%bb Rahimagzi.net
%bb Sezeryan.org
%bb Doktorburcu.com
%bb Kadindoktor.com
%bb Gebe.ws
%bb Zardikimi.com
%bb Gebeonline.com

& &news_txt6=Güncel Haberler &news_txt7= %bb Cinsel Organı Patladı 22-04-2009, Çarşamba VATAN
Cinsel organı patlayan üniversite öğrencisi kız dünyayı şoke etti.19 yaşındaki Çinli Üniversite öğrencisi Li Mei Xia....

%bb Erken doğum tarih mi oluyor? 03-04-2009, Cuma, AA

Uzmanlar, gelecekte erken doğumları önleyebileceklerini, hatta doğum sancılarını öne alabileceklerini umuyor.& &news_img1=images/denesssa01.jpg& &news_readmore_title1=Cinsel Organı Patladı 22-04-2009, Çarşamba VATAN &news_readmore_txt1=

Cinsel organı patlayan üniversite öğrencisi kız dünyayı şoke etti.
19 yaşındaki Çinli Üniversite öğrencisi Li Mei Xia, bulunduğu şehirde yeni açılan müzikli su gösterisi için parka gitti.

Öğleden sonra henüz faliyette olmayan bu havuzun kenarında dolaşan Li Mei, yanındaki kamera ile havuzun görüntüsünü almak istedi. Fotoğraf çekerken farkında olmadan gökyüzüne su fışkırtan rögarın üzerinde duran kız, aniden açılan suyun basıncıyla bir anda kendini havada buldu.

Kanlar içerisinde yere düşen kız ambulansla hastaneye kaldırıldı.Yapılan ilk tetkikte suyun fırlatma şiddetiyle cinsel organı ve bağırsakları patlayan kız hemen ameliyata alındı.Bir haftada 3 operasyon geçiren ve toplam 179 gün hastanede kalan kız hemorajik şok, vajinal yırtılma,vajinal fistül ve sigmoid kolon cerrahi tedavileri gördü.

"DAVACIYIM"

Olay günü mini etek giydiğini belirten Li Mei, "Gündüz olduğu için gösteri yoktu.Bende fotoğraf çekmek istedim.Onlarsa akşam gösterisi için deneme yapıyorlarmış.Ancak hiçbir uyarı levhası bulunmuyordu.Geçirdiği operasyonlardan sonra anne olmamda tehlikeye girdi.Bu yüzden davacıyım" dedi.

Geçen yıl olan bu ilginç kazanın davası önceki gün sonuçlandı.

Mahkeme havuzun iştemecisinden toplam 189 bin Yuan tazminat isteyen kıza 27 bin Yuan tazminat ödenmesini kararlaştırdı.Mahkeme kararını temyize götüren kıza 30 bin Yuan ödenmesi kararı çıktı. &news_readmore_title2=Erken doğum tarih mi oluyor? 03-04-2009, Cuma AA &news_readmore_txt2=

Uzmanlar, gelecekte erken doğumları önleyebileceklerini, hatta doğum sancılarını öne alabileceklerini umuyor.
Doğum sancılarının başlamasına neden olan hormonları tespit eden Avustralyalı bilim adamları, gelecekte erken doğumları önleyebileceklerini, hatta doğum sancılarını öne alabileceklerini umuyor.

Journal of Clinical Endocrinology&Metabolism dergisinde yayımlanacak makaleye göre, Newcastle'deki John-Hunter hastanesinde görevli bilim adamı Roger Smith ve ekibi, gebelik boyunca östradiol ve östriol adlı östrojenlerin dengede olduğunu, bu dengenin bozulması halinde doğum sancılarının başladığını tespit etti.

Bilim adamları, hamilelik sırasında östradiol ve östriol hormonlarının takip edilmesi sayesinde hem doğum sancılarının ne zaman başlayacağını belirleyebileceklerini, hem de hormon düzeyine yapılacak müdahalelerle sancıların erken ya da geç başlamasını sağlayabileceklerini ve böylece gelecekte erken doğumları bile önleyebileceklerini söylediler.

Araştırma 500 hamile üzerinde yapıldı. Doğum yaklaştığında östradiol ve östriol hormonlarının dengede olduğunu belirleyen bilim adamları, östradiol hormonu hızlı arttıktan sonra doğum sancılarının başladığını gözlemlediler.

Roger Smith, bebeğin anne karnında ölmesi durumunda da doğum sancılarının başladığını hatırlatarak, "Bu durumda östradiol düzeyi hızla düşüyor, denge östriol hormonu lehine değişiyor ve doğum sancıları yine başlıyor" dedi. &news_readmore_title3=Meme kanserinden ölümler azalıyor 22-04-2009, Çarşamba ANADOLU AJANSI &news_readmore_txt3=

İngiltere'de meme kanserinden ölüm oranının son 40 yılın en düşük seviyesine indiği bildirildi.

İngiliz gazetelerinde çıkan haberlere göre, konuyla ilgili istatistiklerin tutulmaya başlandığı 1971'de hastalıktan 12 bin 472 kadın öldü. Meme kanserinden ölümler 1989'da en yüksek seviyesine çıkarak 15 bin 625 oldu.

O tarihten bu yana meme kanserinden ölümler tedricen azalmaya başladı ve ölümler 2004'e kadar yılda 200 ila 400 azaldı. 2005'te ölümlerde hafif bir yükselme görüldü, ancak takip eden yıllarda sayı yine düştü.

Kanser Araştırma Kurumunun bildirdiğine göre, 1989'de her 100 bin kadından 41,6'sı hastalıktan hayatını kaybederken, bu oran 2007'de her 100 binde 26,7'ye düştü.

Uzmanlar, tedavi yöntemlerinde ve teşhisteki gelişmelerin söz konusu hastalıktan ölümlerin azalmasını sağladığını belirttiler.

İngiltere'de meme kanseri en yaygın kanser türü olarak biliniyor. Ülkede her yıl 45 bin kadınla 300 kadar erkeğe meme kansere tanısı konuluyor. &news_readmore_title4=70 yaşında ikiz doğurdu 04-07-2008, Cuma SABAH &news_readmore_txt4=

70 yaşındaki Hintli kadın ikiz bebek dünyaya getirerek tarihe geçti.

Hindistan'da 70 yaşındaki Omkari Panwar sezeryan yöntemiyle bir erkek ve kız bebeği dünyaya getirdi.

The Telegraph gazetesinin haberine göre, hamileliğinin sekizinci ayında ikiz doğuran Omkari Panwar dünyanın en yaşlı annesi olabilir.

Başkent Yeni Delhi'nin kuzeyindeki Muzaffar Naga bölgesinde yaşayan Panwar, doğumu buradaki Jaswant Hastanesi'nde gerçekleştirdi. Doktorlar, annenin sağlık durumunun iyi olduğunu, bebeklerin de yaşamalarının umulduğunu belirtti.

Hastanedeki Jinekolojist Nisha Malik, "Panwar'ın ilk gördüğümde bir kaza geçirdiğini yada kanser olduğunu sandım. Hamile olduğunu öğrenince şoka uğradım. 20 yıldır çalışıyorum ve ilk kez böyle bir durumla karşı karşıyayım" dedi.

Anne 70, kızı 3 yaşında!

Ancak 5 torun sahibi kadının 'en yaşlı anne' ünvanı kanıtlaması zor görünüyor. Çünkü Panwar'a ait bir doğum sertifikası yok ve kesin doğum tarihini bilinmiyor. Kadının yaşı, Hindistan'ın İngiltere'den bağımsızlığını ilan ettiği 1947'ye göre hesaplanıyor. Panwar'ın o tarihte 9 yaşında olduğu belirtiliyor.

Dünyanın en yaşlı annesi, 2005'te 66 yaşındayken bir kız çocuğu dünyaya getiren Romanyalı Adriana Iliescu olarak kayıtlara geçmişti. &news_readmore_title5=Sigaranın menopoza etkisi 13-04-2009, Pazartesi ANADOLU AJANSI &news_readmore_txt5=

Sigara içen kadınlarda erken menopozun daha sık görüldüğünü belirtildi. İstanbul Üniversitesi (İÜ) Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru, sigara içen kadınlarda erken menopozun daha sık görüldüğünü bildirdi.

Prof. Dr. Buyru, sigaranın yumurtalıklar üzerindeki olumsuz etkisinin kanıtlanmış bir faktör olduğunu belirterek, ''Sigara içen kadınlarda erken menopoz daha sık görülmektedir'' ifadesine yer verdi.

Yumurtalık kapasitesinin doğuştan oluştuğunu ve ailesinde erken menopoz olan kadınların, sigara da içiyorsa kesin olarak risk altında bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Buyru, yumurtalık kapasitesini azaltan faktörleri; ''ailede erken menopoz olması'', ''sigara'', ''yumurtalıkla ilgili ameliyat geçirmiş olmak'' ve ''bazı hormonal ve bağışıklık sistemi ile ilgili hastalıklar'' olarak sıraladı.

Yumurta kalitesinin yaşla birlikte bozulduğunun altını çizen Prof. Dr. Buyru, 37 yaşından itibaren kadının doğurganlığının gözle görülür şekilde azaldığına dikkati çekti.

Prof. Dr. Faruk Buyru, yumurtalık kapasitesi azalan kadınlarda tüp bebek tedavisinin de olumsuz etkilendiğini belirterek, doğurganlığın mümkün olduğunca ertelenmemesi gerektiğini bildirdi.

Prof. Dr. Buyru, yumurtalık kapasitesinin azaldığını gösteren en önemli işaretin de adet aralarının kısalması olduğunu kaydetti.

Kadının yumurtalık kapasitesini arttırabilecek bir tedavinin olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Buyru, uygulanan tedavilerin ancak mevcut yumurta taslaklarının uyarılmasını sağlayacağını bildirdi.

Menopoza yakın dönemde verilecek tedavilerin de ancak kadının düzenli adet görmesini sağladığını vurgulayan Buyru, gebelik açısından bu tedavilerin bir yararı olmadığını belirtti. &news_readmore_title6='Orgazm Aşısı Bulundu' 21-05-2009, Perşembe &news_readmore_txt6=

Bilimadamlarının geliştirdiği orgazm aşısı kullanılmaya başlandı. Bin 600 dolara yapılan aşının etkisi dört ay sürüyor...

İngiliz bilimadamları orgazm aşısı geliştirdi. Londra’daki Cinsel Sağlık Merkezi’nde geliştirilen kolajen bazlı aşı kadınların cinsel organlarına yapılıyor. Aşı G noktasını büyüterek kadınların daha kolay orgazma ulaşmasını, daha çok ve uzun orgazm olmasını sağlıyor.

Lokal anestezi altında uygulanan enjeksiyon işlemi yaklaşık yarım saat sürüyor ve etkisi dört ay boyunca devam ediyor. Bir seansın maliyeti ise yaklaşık 1600 dolar. Kadınların cinsel isteklerini de artıran aşıyı kullanan kadınlardan yüzde 85’i uygulamayı “inanılmaz” olarak değerlendirdi. Aşıyı geliştiren uzmanlardan Prof. Phanuel Dartey, özellikle mutsuz bir cinsel hayatı olan kadınların şimdiden uygulamaya büyük bir ilgi gösterdiklerini belirterek, “Bu işlem sırasında kadınların canı yanmıyor. Yapmaları gereken tek şey uzanıp biraz dinlenmek” dedi. ABD’de yapılan testlerden de başarıyla geçen aşı, İngiltere’de 4 kadın üzerinde başarıyla denendi.& ///////////// gallery //////////// &gallery_name1=1. Hafta &gallery_name2=2. Hafta &gallery_name3=3. Hafta &gallery_name4=4. Hafta &gallery_name5=5. Hafta &gallery_name6=6. Hafta &gallery_name7=7. Hafta &gallery_name8=8. Hafta &gallery_name9=9. Hafta &gallery_name10=10. Hafta &gallery_name11=11. Hafta &gallery_name12=12. Hafta &gallery_name13=13. Hafta &gallery_name14=14. Hafta &gallery_name15=15. Hafta &gallery_name16=16. Hafta &gallery_name17=17. Hafta &gallery_name18=18. Hafta &gallery_name19=19. Hafta &gallery_name20=20. Hafta &gallery_name21=21. Hafta &gallery_name22=22. Hafta &gallery_name23=23. Hafta &gallery_name24=24. Hafta &gallery_name25=25. Hafta &gallery_name26=26. Hafta &gallery_name27=27. Hafta &gallery_name28=28. Hafta &gallery_name29=29. Hafta &gallery_name30=30. Hafta &gallery_name31=31. Hafta &gallery_name32=32. Hafta &gallery_name33=33. Hafta &gallery_name34=34. Hafta &gallery_name35=35. Hafta &gallery_name36=36. Hafta &gallery_name37=37. Hafta &gallery_name38=38. Hafta &gallery_name39=39. Hafta &gallery_name40=40. Hafta &gallery_name41=41. Hafta &gallery_txt1=

Gebeliğin başlangıcı olarak, gebe kalınan ilişkinin olduğu gün değil, bundan yaklaşık 14 gün öncesi yani son adet kanamasının ilk günü (SAT) kabul edilir. Bu durumda kanamanızın başladığı gün istatistiksel anlamda gebeliğiniz başlar. Bu şekilde hesaplandığında insanlarda gebelik 280 gün yani 40 hafta sürer.

28 günde bir adet gören kadın için yumurtlama zamanı kanamanın başlangıcından itibaren 14. gün civarıdır. Bu günler zararlı alışkanlıklardan vazgeçmek için en uygun dönemdir. Örneğin sigara içmeye son verilip, alkol ve ilaç alımını kısıtlayın. Uygun ve sağlıklı beslenme alışkanlığı elde etmeye çalışın. Bu alışkanlıklar rahat bir gebelik süreci için önemli. Bol miktarda taze meyve ve sebze tüketmeniz, yapay maddeler içeren besinlerden uzak durmanız ve olabildiğince fazla su içmeniz gerekiyor. Daha önceden başlanmadı ise bu zaman içinde folik asit alımına başlanabilir. Folik asit sayesinde nöral tüp defekterinin yaklaşık %50’lik bir kısmı önlenebilir. Eğer mümkünse egzersiz yapmak yine oldukça yarar sağlar. Bu gebelik öncesi dönemde pozitif düşünmek ve mümkün olduğunca dinlenerek stresden uzak durmak dünyaya getirmeye çalıştığınız bebeğiniz için oldukça iyi bir başlangıç olur.

& &gallery_txt2=

Anne adaylarında bu dönemde yumurta gelişimi başlamakla beraber rahim iç zarı da dediğimiz endometriumda bazı değişiklikler meydana gelir. Bu değişikliklerin amacı gebelik oluştuğu taktirde gebelik ürününün rahime düzgün yapışmasını ve kanlanarak beslenmesiniz sağlamaktır...

& &gallery_txt3=

Yumurtalıklardan yumurtlama ile atılan yumurta hücresi tüplerde sperm ile birleşerek ZİGOT u oluşturur ve artık dölleneme dediğimiz olay gerçekleşmiştir. Bundan sonra döllenme sonucu oluşan zigot tüplerden rahime doğru olan yolculuğuna başlar ....Döllenmeden yaklaşık 5-6 gün sonra rahim içine ulaşan gebelik ürünü endometrium da dediğimiz rahim iç zarına yapışarak buraya tutunur ve kanlanmanın da başlamasıyla buradaki damarlardan beslenmeye başlar...Bu dönemden sonra buradaki dokulardan B- HCG dediğimiz hormon salgılanmaya başlar ki bu kandan yapılan gebelik testlerinde bize gebelik olduğunu gösteren hormondur. Bu dönemde bebeğin cinsiyeti bellidir. Anneden daima -Y- kromozomu gelmektedir, eğer babadan da Y kromozomu gelirse cinsiyet kız, -X- kromozomu gelirse de cinsiyet erkek olacaktır. buradan da anlaşılacağı gibi annenin bebeğin cinsiyeti hakında herhangibir etkisi yoktur...

& &gallery_txt4=

Yumurtlama ortalama olarak adetin ilk gününden hesaplayacak olursak 14. günde meydana gelmektedir. Bu dönemden sonra gebelik isteyen anne adayları kendilerine gebe kalackmış gibi özen göstermeleri gerekmekte ve ila. kullanımını kısıtlayarak alkol, sigara ve radyasyondan (film çekilmesi gibi) uzak durmaya çalışmalıdırlar...

Bu haftada artık adet görmeniz gerekirken adet gecikmesi meydana gelmiştir, adet gecikmesinde ilk akla gelmesi gereken de gebelik varlığıdır...Mutlaka gebelik testi yapılması gerekmektedir, idrardan yapılan gebelik testlerinde yanlış sonuç daha sık olmakla beraber kan testinde kesin sonuç alınabilir. Bu dönemde bazen blastokist de dediğimiz gebelik ürünü rahim iç duvarına tutunurken kanama meydana gelir ve bu kanamayı anne adayları adet kanaması olarak yorumlayabilirler. Buna halk arasında da üstüne görme denmektedir....

& &gallery_txt5=

Bu dönemde erken gebelik belirtileri ortaya çıkar. Bunlardan en sık karşılaşılan belirtiler: sık idrara çıkma, bulantı, kasık ve bel ağrısı, göğüslerde şişkinliktir...Bu belirtilerin çoğu hormonlardaki değişimlere bağlıdır. Gebelikle birlikte artık yumurtalıklar hormon salgılamazlar ve bundan sonra hormonlar ilk dönemde yumurtalıklardaki Corpus Luteumdan ve bunu takiben de plasentadan salgılanacaktır...Sık idrara çıkma ise rahmin büyümesi ile idrar torbasına olan baskının artmasıdır...

& &gallery_txt6=

Bu dönemde bebeğin büyüklüğü ortalama 2-5 mm civarındadır ve hızlı bir gelişme süreci içerisindedir. Bu haftada gebelik kesesi artık ultarson ile saptanabilir, eğer ultrason ile gebelik görülemiyorsa bu bir dış gebeliğin belirtisi olabilir ve tanıyı mutlaka kesinleştirmek gerekmektedir.& &gallery_txt7=

Bu dönemde ortaya çıkan bulantı ve kusmanın esas nedeni gebelik nedeniyle salgılanan hormonlardır. Bazen bulantı ve kusma o kadar şiddetli olur ki annenin ilaç kullanması ve hatta bazen hastanede yatarak tedavi altına alınması gerekebilir....

7. haftada artık embriyo bir fasulye tanesine benzer yapı şeklindedir. Baş kısmında iki siyah nokta şeklinde gözler ve onların da dışa yakın bölgelerinde kulaklar belirmeye başlar. Artık kalp de çalışmaya başlamıştır ve doppler ultrason cihazı ile kalp sesleri duyulabilir. Kalp atışlarının saptanması demek bundan sonra gebeliğin sağlıklı devam edeceğinin göstergelerinden biridir. Bu dönemden sonra hemen hemen tüm organlar gelişmeye ve farklılaşmaya başlar ve bunun sonucu olarak da artık düşük riski artık azalmaya başlamıştır...

&& &gallery_txt8=

Bu dönemde Embriyo hızla büyümeye devam eder. Organlarda hızlı bir gelişme vardır ve eller, kollar, burun, göz kapakları, omurilik gibi vücut yapıları belirginleşmeye ve şekillenmeye başlar. Bu dönemde kalp daha güçlü ve etkili şekilde çalışmaktadır , kalpte 4 odacık artık çok daha belirgindir..

Annede hormonların etkisiyle artık vücutta ve göğüslerde süt kanallarının da gelişimine paralel olarak gerginlik ve irileşme başlar. Anne artık hamile olduğunu daha da farketmektedir.
&gallery_txt9=

Bu haftada artık yavaş yavaş cinsiyet ile ilgili hücreler belirmeye başlar ancak cinsiyet hala tam olarak belli değildir. Bu dönemdeki diğer en önemli gelişme böbreklerin çalışmaya başlamasıyla böbreklerden idrar yapımıdır..İdrar bebeğin içinde bulunduğu amnion sıvısını oluşumuna katkıda bulunan en önemli öğedir. Kol ve bacaklarda kemikleşme başlar ve bağırsaklar göbekten karın içine göç eder.

& &gallery_txt10=

Bu haftadan sonra organognez dönemi dediğimiz organların gelişim süreci tamamlanır ve bundan sonra bu organların gelişim - olgunlaşma süreci başlayacaktır. Fetusun erkek ya da dişi olacağı bu haftada belirginleşir, erkekte penis kızda ise klitoris oluşmuştur.. Ayrıca gonadlardan da kızlarda overler erkeklerde ise testisler farklılaşır.Bebeğin gözleri bu dönemde kapalıdır. Fetus kas ve iskelet sisteminin de gelişmesiyle artık su içinde hareket edebilmekte ve başını dik olarak tutabilmektedir. Ayak parmakları ve dudaklar belirgindir...

& &gallery_txt11=

Bu haftadan itibaren artık düşük için riskli dönem geride kalmıştır ve artık bebeğinizin Embriyo dönemi sona ermiş ve yeni adı FETUS olmuştur. Fetusun boyu yaklaşık 30 mm (3 cm) dir ve bunun yarısını bebeğin başı oluşturmaktadır. Böbrekler artık daha çok çalışmaya başlamış ve bunu sonucu olarak da amnion yapımı artmıştır.. Bu dönemde bebeğinizin gözleri hala kapalıdır .

Bu dönemden itibaren tarama testlerinden birisi olan 11-14 Hafta tarama testi yapılabilir. Bu testin diğer adı da ikili testtir ve testin amacı anne kanından bazı hormonların değerlerine bakılarak bebeğin vücut ölçüleri ve ense kalınlığının mm cinsinden ölçümüne göre bebekte anomali olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu test bir tarama testidir ve bize tanı koydurmaz sadece yol gösterir...

& &gallery_txt12=

Bu dönemde dış genital organlar da dediğimiz cinsiyet organları (erkekte penis - kızlarda vajina)gelişimini tamamlamıştır, ancak bu ultrason ile hala güçlükle ayırt edilebilir...Organların çoğu gelişimini tamamlayarak fonksiyon görmeye ve salgı yapmaya başlamışlardır. Fetusun yüzü artık daha da belirgindir. Diş etlerinde dişlerin yerleri belli olmuştur ve fetusun ses telleri gelişimini bu dönemde tamamlar...

Rahminiz eskisine göre farkedilir şekilde büyümüştür ve anne hamile olduğunun daha da farkındadır. Hormonal dengeye bağlı olarak oluşan vücuttaki ve ciltteki farklılıklar artık daha da belirgindir... & &gallery_txt13=

Bu hafta ilk trimesterin son haftasıdır. Fetusun görünüşü tamamen minyatür bir insan şeklindedir ve yüzü şekillenmiştir. Fetusun cinsiyeti net olarak dışarıdan saptanabilir. İlk trimesterden sonra düşük riski artık çok azalmıştır

Annede özellikle yüzünde hormonlara bağlı olarak lekelenmeler olabilir buna gebelik maskesi de denmektedir , bu durum doğumdan sonra geçecektir...Bu dönemde yavaş yavaş kasık ve bel ağrısı kendini hissettirmeye başlar, bunun nedeni büyüyen rahimin etraftaki dokulara, organlara bası yapması ve rahmi tutan zar ve bağların gerilmesidir. Bu şikayetler için ilaç kullanılabilir...

& &gallery_txt14=

Artık bu haftadan sonra bebeğin hareketleri net olarak ultrason ile izlenebilir. Bebek tamamen normal formunu almıştır, bu haftada yaklaşık 10 cm boyunda ve 25 - 30 gram ağırlığındadır.. Bundan sonra kilo alarak gelişecek ve büyüyecektir. Beslenmesi plasentadan bebeğe geçen kan ile gerekli besinin taşınması ile sağlanır ve ayrıca plasentadan hormon salgısı başlar. Plasentadan salgılanan progesteron hormonu sayesinde annede mide kapakçığındaki gevşemeden dolayı reflü şikayetleri ortaya çıkar (mide muhteviyatı yemek borusunda yanma vs. gibi şikaytelere neden olur), kaslardaki ve bağ dokudaki hormona bağlı olan gevşemeden dolayı bel ve sırt ağrıları bu dönemde artma eğilimindedir...

& &gallery_txt15=

Bu dönemde bebeğin saçları çıkmaya başlamıştır (Halk arasında mide problemlerinin ve bulantının esas nedeni budur). Bebeğiniz elini , kolunu artık rahatça oynatabilmekte ve rahim içinde sıkça yer değiştirebilmektedir. Bu haftalarda plasenta yavaş yavaş rahimin de büyümesi ile yukarı , fundusa doğru çekilmeye başlar. Artık rahim büyümüştür ve dışardan annenin karnı daha da belirgindir, eski kıyafetler bu dönemden sonra anneyi zorlamaya, karnını sıkmaya başlayabilir...& &gallery_txt16=

Bu haftadaki en önemli olay bebeğin cinsiyetinin artık sapatanabilmesidir. Bazı nadir durumlarda saptanamamakla beraber deneyimli bir doktor, eğer kullandığı ultrason da kaliteliyse bebeğin cinsiyeti saptayabilir.

Önceden deneyimli , doğum yapmış olan anne adayları bu haftalarda bebeğin hareketlerini de hissedebilirler...Bu dönemde ayrıca kalbin yapısı çok rahatlıkla incelenebilir ve önemli kalp problemleri bu haftada saptanabilir...

Gebelikteki önemli tarama testlerinden olan Üçlü Test 16. - 20. haftalar arasında yapılmaktadır. Bu test bebekte Down Sendromu (Mongol bebek) başta olmak üzere herhangi bir anormallik , kalıtsal hastalık veya sakatlık olup olmadığını araştırmak amacıyla yapılmaktadır.

& &gallery_txt17=

Bu haftada bebek hızla büyür ve yağ depları dolmaya başlar. Bebekteki kilo artışına paralel olarak anne de kilo almaya başlar. Bebekte boy yaklaşık 13 cm ve kilo 140 gram civarındadır. Anne de ortalama 2,5 - 5 kilo arasında kilo alır. Bebeğin kalbi bu haftada yaklaşık dakikada 120 - 180 kez atmaktadır.

16. - 18. haftalar arasında eğer gerekli görülürse Amniosentez dediğimiz anne karnından sıvı alınarak genetik tanı yapılabilir.

Bebekte bu haftada hıçkırık refleksi oluşmuştur. Hıçkırık bebeğin akciğerlerinin geliştiğinin bir göstergesidir ve bu haftalarda saptanması normaldir..Bebek yaklaşık 100 -140 gram civarındadır ve plasenta hemen hemen bebek boyutlarındadır...

& &gallery_txt18=

Bu haftada anne artık net olarak bebeğin hareketlerini hisseder. Bebeğin kemikleri artık sertleşmeye başlamıştır ve mutlaka anne dışarıdan kalsiyum almalıdır. Annede sık sık tansiyon düşmesi, baş dönmesi gibi şikayetler ortaya çıkmaya başlar. Bebeğin yaklaşık olarak boyu 14 cm ve kilosu 90 gramdır ..
Bu haftada üçlü tarama testi - Triple Test de yapılabilmektedir. Üçlü testi bazen ikili testi normal çıkan gebelerde yapılmayabilir ya da sadece alfa feto protein bakılabilir, bu muayeneyeyi ve takibi yapan doktora bağlı olarak gelişebilmektedir.

& &gallery_txt19=

Artık bebek hissedilir derecede büyümüştür ve ortalama 300 gr. civarındadır. Tüm vücudunu Vernix Kazeoza da denilen ve bebeğin cildinin etrafında koruyucu krem gibi saran yapı bulunmaktadır. Annenin göğüslerinin ucundaki kahverengi alan oldukça büyümüştür. Bu haftada bebeğin plasentası, göbek kordonu ve amnion sıvısı net olarak incelenebilmektedir...

& &gallery_txt20=

Bu haftada bebeğiniz yaklaşık 300 gr civarındadır. Hamilelik döneminin yarısı artık dolmuş oldu ve bundan sonra bebeğin hareketlerini hissedilmesi artacaktır. İkinci düzey ultrason da bu dönemde yapılabilir. Kız bebeklerde rahim ve yumurtalıklar gelişmesini sürdürürken erkek bebeklerde de testisler karın içinden aşağı, skrotuma doğru inmeye başlar. Rahimin tepe noktası artık yaklaşık olarak göbek deliği hizasındadır ve bundan sonra da düzenli olarak yukarı ksifoid dediğimiz kemiğe doğru büyüyecektir. Anne vücudunda - cildinde çatlamalar bu dönemlerde başlar ve koruyucu kremler kullanılmalıdır..

& &gallery_txt21=

21. hafta ile artık bebeğiniz dış uyaranlara tepki vermeye başlar. Bebeğin hareketleri daha da hissedilir hale gelmiştir. Bu dönemden sonra sık sık tansiyonunuzu ölçtürmeniz gerekmekte, gebelik zehirlenmesi de denilen Preeklempsi bu haftadan sonra ortaya çıkmaktadır ve bu hastalık yüksek tansiyon, ödem ve idrarda protein çıkışı ile karakterizedir. Demir ihtiyacınız bebeğin de büyümesiyle artmıştır. Size gerekli olan demiri gıdalardan karşılamanız yeterli olmayacaktır , bu nedenle demir takviyesine de başlanmalıdır. Bu arada bel ağrısı, sırt ağrıları, kasık ağrıları belirginleşmeye başlar ve nefes darlığı da rahmin büyüyerek diaframı sıkıştırması sonucu gelişebilir...

Anne adaylarında bu haftalarda kas şikayetleri, kramplar oluşmaya başlar. Eğer dışardan magnezyum ve kalsium takviyesi yapılırsa bu şikayetler azalacaktır.

& &gallery_txt22=

Bu haftada bebeğinizin boyu yaklaşık 25-27 cm ve kilosu da 400 gr civarındadır. Artık bebeğiniz bu haftada dışarıdan gelen sesleri net olarak algılayabilmekte ve bunlara tepki verebilmektedir. Kilo artışı ve rahmin büyümesi ile bel bölgesinde probemler ortaya çıkabilir, bu dönemde yüksek topuklu ayakkabılar giymemeli, ağır kaldırmamalı ve belinize dikkat etmelisiniz . Erkek bebeklerde testesteron üretimi başlamıştır. Bebeğinizin göz kapakları ve kaşları tamemen oluşmuştur.

Bu haftadan sonra annenin aylık 1,5 - 2 kilo alması normaldir , bundan önce aylık normal kilo artışı 1-1,5 kilodur..

& &gallery_txt23=

Bu dönemde bebeğiniz ortalama 550-600 gr ağırlığında ve boyu 16-18 cm civarındadır. Bebeğinizin kulak yapısı artık gelişimini tamamlamaya çalışıyor, orta kulak bölgesindeki kemikler sertleşmeye başlar ve artık bebeğin işitme kabiliyeti çok artmıştır. Bebeğin bulunduğu sıvı ortamın da artmasıyla artık hareketleri dışardan gözlenebilir duruma gelmiştir. Bebeğiniz yapısı ve dış görünüşü artık tam olarak insana benzemeye başlamıştır...Bu haftada ikinci düzey ultrason da dediğimiz ayrıntılı ultrason yapılabilir...

& &gallery_txt24=

Bu haftada gebeliğe bağlı önemli bir problem olan Gebelik Şekeri - Gestasonel Diabet için tarama testi yapmaya başladığımız haftadır (24-28 hafta arası). Bu test şeker yülklemesi ile yapılmaktadır. Anne adayına 50 gr glikoz (şekerli su) içirilir ve 1 saat sonra kan şekerine bakılarak kandaki şeker değeri tesbit edilir. Bu değer eğer belli bir seviyenin üzerindeyse tanı koymamızı sağlayıcı daha hassas bir test olan 100 gr. şeker yükleme testi yapılır ve 3 saat boyunca saat başı kan şekerine bakılır.

Bu haftanın diğer bir özelliği ise viabilite sınırı da dediğimiz bebeğin doğduğu taktirde yaşamasının mümkün olduğu haftadır. Bebeğin akciğerleri gelişmeye başlamıştır ve artık akciğerlerde surfaktan dediğimiz akciğerdeki hava keseciklerinin stabilitesini sağlayan madde bulunmaktadır.

& &gallery_txt25=

Bu haftada bebeğinizin boyu 35 cm , kilosu 650 gr. civarındadır. Bebeğin hareketleri dışarıdan daha da belirgin olarak gözlenebilmektedir. Bebeğinizin tat alma duyusu gelişmeye başlar ve yutma refleksi oluşur.

Annenin bel kavsi bebeğin ve rahimin de büyümesiyle artmıştır ve bel ağrıları sıklaşmaya başlar. Çok fazla ayakta durulmamalısınız ve şiddetli ağrıların varlığında doktorunuza da danışarak ağrı kesiciler alabilirsiniz...

& &gallery_txt26=

Bebeğiniz bu haftada gözleri açıktır ve gözlerini kırpmaya başlar. Bebeğin duyma, görme ve dokunma duyuları bu haftada gelişir. Akciğerlerin oksijenlenmesini sağlayan hava kesecikleri olan alveollerin sönmesini engelleyerek stabilitesini arttıran surfaktan artık belirgin şekilde salgılanır. Bu dönemin önemli özelliklerinde biriyse rahimde kasılmaların başlamasıdır. Bu kasılmaları anne rahminin bir yerde toplanması olarak tarif eder. Kasılmalar rahmin doğuma hazırlık yapmasıdır ve bunlar düzensizdirler (Braxton Hicks kontraksiyonları) . Eğer düzenli ve şiddeti artan kasılmalarpnız olursa erken doğum riski olabilir ve mutlaka doktorunuza giderek muayene olunmalısınız...

& &gallery_txt27=

Bebeğiniz gelişmeye devam ediyor ve artık gözlerinin rengi bellidir. Bebeğiniz arada nadir olmakla beraber gözlerini açar ve göz kırpar. Bu haftada bebek ve rahim büyüdüğünden akşamları özellikle de yatarken nefes darlığı ortaya çıkabilir. Bu tarz şikayetleri azaltmak için yüksek yastıkta yatmanızı ve akşam geç yemek yememenizi tavsiye ederiz.. Tansiyon yükselmesi özellikle bu haftadan sonra ortaya çıkmaya başlayabilir ve bu gebelik zehirlenmesi de dediğimiz preeklempsinin bir bulgusudur, sık sık tansiyon ölçülmesi gerekmekte...

& &gallery_txt28=

Bebeğiniz artık sizi duyabiliyor, onunla sık sık konuşun ve müzik dinletin. Bebeğiniz bundan sonra hızla kilo alacak ve sizde de buna bağlı olarak rahmin yukarı doğru yükselmesiyle problemler ortaya çıkmaya başlayacaktır. Bu problemler kendini nefes darlığı, reflü, bel ve kasıkta ağrı olarak belli edebilir. Bu hafta ayrıca kan uyuşmazlığı olanlarda indirekt coombs testinin yapıldığı zamandır. Eğer test negatif çıkarsa bu sizin ve bebeğinizin kan uyuşmazlığından etkilenmediğini gösterir ve bu durumda aşı yapılmalıdır. Bu aşı sizi ve bebeğinizi 12 hafta boyunca kan uyuşmazlığı probleminden koruyacaktır...

& &gallery_txt29=

Bu haftada artık bebeğin başı vücudunuzla orantılı hale gelmiştir. Bebeğinizin gözleri açıktır ve ışığa doğru başını çevirebilir. Omurgası ve kemikleri artık daha da güçlüdür. Akciğerleri gelişmeye devam etmektedir ve alveol dediğimiz hava keseciklerinin snmesini engelleyen surfaktan salgısı artmaktadır. Annede bağsur , mide yanması, elde ve parmaklarda şişmeler meydana gelebilir. Bu şişlikler çok aşırı olursa doktorunuza başvurmanız gerekmekte...

& &gallery_txt30=

Bu haftada bebeğiniz sıkça göz kapaklarını açıp kapamaya başlar. Ayrıca gözyaşı salgısı da bu haftada oluşmaya başlamıştır. Bebeğiniz ışığı farkedebilir ve karanlık bir odadan aydınlık bir odaya geçerken kafasını o tarafa çevirebilir. Bebeğiniz ayrıca dışarıdan gelen sesleri de çok iyi tanıyabilmektedir, beraber müzik dinleyebilirsiniz.... Kemik iliğinde kan hücreleri yapılmaya başlamıştır ve bebeğin kemik gelişimi de artmıştır.
Anne adaylarında bel, kasık ağrılarında artma olabilir. El ve ayaklardaki ödeme , şişliklere dikkat etmek gerekebilir. Bunlar genellikle aşırı değilse normal kabul edilir ancak ellerde, ayaklarda ve yüzde olan aşırı şişmeler gebelik zehirlenmesi diye de bilinen preeklempsinin erken bulguları olabilir. Bu hastalık hem anne ham de bebek için tehlikeli bir durumdur...

& &gallery_txt31=

Bebeğinizin akciğerleri gelişime devam etmekte ve sürfaktan salgılanmaktadır. Artık hazırlık sancıları - yalancı sancılar dediğimiz Baraxton Hicks kontraksiyonlarında da artma gözlenir. Bebek bu haftalarda daha da hareketlidir , bunun nedeni nisbeten amnios sıvısının daha fazla olmasıdır. Bebeğinizin kemiklerinin gelişimi için dışarıdan kalsium taviyesi gerekir. Amnion sıvısı takibi önemlidir ve azalma saptandığında mutlaka anne yakın takip altına alınmalıdır. Bebeğin hareketlerinin de takip edilmesi ve azaldığı taktirde mutlaka doktora bildirilmesi gerekmektedir... Düzenli olarak annenin tansiyonu ölçülmeli ve anne kendini artık fazla yormamalıdır. Akşamları geç yemek yenmemeli ve daima sol tarafa ve yüksek yastık ile yatılmalıdır. Sola yatma rahmin kanlanmasını arttırır ve yüksek yastıkla anne daha rahat nefes alabilecek ve reflü şikayeti azalacaktır..

& &gallery_txt32=

Artık bebeğinizin hareketleri daha sert olarak hissedilmeye başlar. Hareket ettiği alanın azalması nedeni ile hareketler biraz azalır ancak daha güçlüdür. Bu dönemde kanamalar olabilir.Bu kanamalar ya plasentanın rahim ağzına yakın yerleşmesinden (plasenta previa) ya da bebeğin eşinin yerinden ayrılmasından (ablasyo plasenta) kaynaklanır. Bebeğinizin tırnakları gelişmiştir ve artık 5 duyusunu da kullanabilmektedir. Akciğerler hala gelişime devam etmektedir. Bu dönemde kalsiyum alınımını ve annede tansiyon kontrolünü de unutmamak gerekir...

& &gallery_txt33=

Bebeğiniz doğuma hazırlanmaya başlıyor. Akciğerler hızla gelişmeye başlamıştır ve bebeğiniz soluma hareketleri yapmaktadır. Bebeğin kafası daha hızlı gelişir ve artık doğum kanalına gireceği şekilde pozisyon almaya başlar. Bu haftadan sonra bebeğin rahim içindeki duruşu genellikle değimez. Eğer bebeğinz erkek ise testisleri (yumurtalıkları) aşağıya (skrotum) inmiştir.
Annede bu haftalarda ellerde, ayaklarda ödem olabilir. Eğer ellerde aşırı ödem olursa bu şişkinlik el bileğindeki kanaldan geçen siniri sıkıştırarak KARPAL TüNEL SENDROMU denilen ve elde , bilekte ağrı , uyuşma ile seyreden probleme neden olabilir.

& &gallery_txt34=

Bebeğinizin akciğerleri artık gelişmiş sayılır. Bu haftadan sonra bebek doğsa bile dışarıya uyum sağlayacaktır. Bebek genellikle artık baş aşağı pozisyondadır ve doğum kanalına girmeye çalışır. Annede doğuma hazırlık sancılarının da artmasıyla kasık ve bel ağrıları sıklaşır. Bu haftalarda amnion sıvı takibi daha da önem kazanır, amnion azalması kordon basısı, beslenme bozukluğu gibi problemlere neden olabilir. Bu dönemde cinsel birliktelik eşler için sorun olmaya ve korku yaratmaya başlar. Eğer kanama veya şiddetli ağrı ve kasılmalar yoksa cinsel ilişkide bir sakınca yoktur. Bebeğin bağışıklık sistemi de anneden bebeğe geçen antikorlar sayesinde gelişmeye başlamıştır...

& &gallery_txt35=

Bu haftalarda sona yaklaştıkça annede doğum telaşı ve korku başlar. Doğuma çok az zaman kalmıştır ve bebek yavaş yavaş doğuma hazır hale gelmiştir. Bebeğiniz artık herşeyi rahatlıkla duyabilir, kafasını sese doğru çevirebilir. Erkek bebeklerde testisler skrotumdadır. Bebeğin başı yavaş yavaş kanala girmeye başlamıştır. Başın kanala doğru pozisyon almasıyla kasık ağrıları ve bel ağrıları artacak, vulva dediğimiz bacak arasında dolgunluk hissi ortaya çıkacaktır..

& &gallery_txt36=

Bebek artık gelişimini tamamlamıştır ve doğsa bile yoğun bakım gerektirmeyecektir. Akciğerleri, böbrekleri ve karaciğeri düzgün bir şekilde çalışmaya başlamıştır. Annede artık yalancı sancılar sıklaşmıştır bunu normal doğum sancıları ile ayırtetmek zor olabilir...Bu dönemde yanlış alarmdan dolayı sık sık doğum için hastaneye gidilip gelinir...Normal sancı olup olmadığı NST denilen test yardımıyla ve muayene ile anlaşılır. Bebeğin başı da kanalda aşağı doğru indiğinden annenin karnı biraz aşağıya doğru düşer , idrar torbasına baskı meydana gelir ve annede sık sık idrara çıkma ihtiyacı belirir.

& &gallery_txt37=

Artık bebeğiniz doğuma hazır ve herkes doğması için sabırsızlanıyor...Bu haftadan itibaren daha çok dinlenmeniz gerekmekte zira hem aldığınız kilolar hem de bebek artık sizi zorlar hale gelecektir. Tansiyon kontrolüne devam etmelisiniz ve bu dönemde dinlenme çok önemli.. Bebeğiniz sık sık soluma hareketleri yapmaktadır ve artık kafası doğum kanalındadır. Nadiren bebeğiniz bu haftadan sonra pozisyonunu değiştirerek makat gelişten baş gelişe veya baş gelişten makat gelişe dönebilir. Bu dönemde kanlı akıntı, su gelmesi, idrar kaçırma gibi belirtilere karşı hazırlıklı olunmalıdır...

& &gallery_txt38=

Bebeğiniz ortalama 3100 gr ve 50 cm civarındadır..Bebeğiniz bu hafta itibariyle gelişimini tamamlamıştır ve doğuma hazırdır. Artık barsaklarında mekonyum adını verdiğimiz barsak muhteviyatı (dışkı) vardır...Rahim içi sıvısı (amnion) azaldığı için bebeğin hareketlerinde de azalma hissedilir. Ara ara karında kasılmalar ve ağrı olması normaldir, bunlar genellikle hazırlık sancılarıdır. Bebeğin iyilik durumu ve karındaki kasılmaları takip etmek için NST ile sancılar kontrol edilebilir. Bu haftada ultrason muayenesi, -NST takibi ve amniyon sıvı miktarının ölçümü bebeğin iyilik durumunu tesbiti için en önemli bulgulardır...Bebeğiniz bu haftada soluma hareketleri yapar ve sık sık hıçkırır. Bunu dışarıdan siz de hissedebilirsiniz...

& &gallery_txt39=

Doğum haftasına girmiş bulunuyoruz. Bebeğiniz artık gelişimini tamamladı ve doğmaya hazırdır. Eğer sezeryan yapılacaksa genellikle bu haftada sancılar başlamadan yapılabilir. Bebeğinizdeki yağ depoları ona hem enerji sağlar hem de ısı regulasyonunda yardımcı olacaktır. Artık bebeğin hareketleri çok azalmıştır ve genellikle bundan sonra bebeğin pozisyonu değişmez..Akciğerlerden surfaktan yapımı sayesinde bebeğinizin akciğerleri gelişimini tamamlamıştır. Bundan sonra her an doğuma hazırlıklı olunmalıdır. Eğer kanamanız olursa, suyunuz gelirse veya bebeğinizin hareketlerini hissetmezseniz zaman kaybetmeden doktorunuzla görüşerek muayeneye gelmelisiniz...

& &gallery_txt40=

Artık mutlu sona geldiniz ve bebeğiniz doğmaya hazır. Bu haftada herkes sancılarınızı ve ilk belirtileri bekliyor olacak. Bu ilk belirti sancı başlaması olabileceği gibi kanama ya da suların gelmesi de olabilir. Bebeğinizin hareketleri daha da azalmıştır. Bebeğiniz ortalama 51-51 cm ve 3400-3500 gr civarındadır. Bebeğinizin vücudunu kaplayan vernix denilen koruyucu kremsi yapı artık kaybolmuştur ve lanugo tüyleri de dökülmüştür. Bebeğinizin akciğerleri doğum sonrası en önemli iyilik durumunu gösteren kriterdir. Eğer akciğerlerde problem olmazsa bebeğiniz doğunca sorun yaşamayacaktır. Nadiren zamanında doğum gerçekleşse de akciğerlerin iyi havalanamaması ve oksijenlenmedeki problemler sonucu bebekte sorunlar ortaya çıkabilmektedir...

& &gallery_txt41=

Normal gebelik süresi son adet tarihinden itibaren 40 haftadır. Bazı durumlarda 40 hafta dolmasına rağmen doğum hala gerçekleşmemiş olabilir. 40. haftadan sonra genellikle 2 hafta daha doğum için beklenabilir ancak bu süre zarfında gebe 3 günde bir ultrason, NST ve amnion sıvı miktarı tayini için muayene edilmelidir. Bu dönemde en korktuğumuz komplikasyon amnion sıvısının azalmasıdır. Eğer bu 2 hafta zarfında da doğum gerçekleşmezse suni sancı verilerek normal yoldan doğum yaptırılmaya çalışılır ancak bunda da başarılı olunamazsa sezeryan doğum ile bebek dünyaya getirilir...& ///////////// contacts //////////// &contacts_txt1=İletişim &contacts_txt2=

Zeytinlik mah.Fişekhane cad.
Aker işhanı No: 18 daire: 3

(Carousel Alışveriş Merkezi Mango kapısı karşısı)
Bakırköy İstanbul
Telefon: +90(212) 571 55 01
E-posta:
burcukarslan@gmail.com

Adres Krokisi için tıklayınız.. &contacts_txt3=İletişim Bilgileri &contacts_txt4=Güçlü iletişim bağları ile; Kadın sağlığında en önemli danışmanınız Jin. Op. Dr. Burcu Kardaş Arslan kliniğimizde sizlere kadın hastalıkları, genital estetik, gebelik ve doğum hakkında destek vermektedir. Kliniğimize günün her hangi bir anında ister telefon istersenizde internet sitemizden ulaşabilir, kadın sağlığı ile ilgili sorularınızı ve uygulamalar konusunda merak ettiklerinizi çekinmeden sorabilir ve randevu alabilirsiniz. &contacts_txt5=İletişim Formu &contacts_txt6=temizle &contacts_txt7=gönder &contacts_img1=images/contacts01.jpg& &file_prelouder=1&